TPL_OFFCANVAS_EMPTY_ERROR

Genel

YAZILIKAYA KÖYÜ

Ullu Köçkünçülüknü ahırında Türkiye da kuralgan birinçi el cazıl bla burundan künübüzge alayda caşaganlanı halların alayda tuvup ösgenni közü bla belgilegen cazuv. Bu cazuvda cılı 40'nı ozganla kesi caşavlarından ülgüle tabarık bolurla. 1884 Yılında kuzey Kafkasya’nın Teberdi bölgesinden kopup gelen kafile, dönemin padişahı sultan II.A. Hamit tarafından Eskişehir'in bugünkü köprübaşı denilen mevkisine yerleştiriliyor. Kafkasya’nın içinde buz gibi pınarların aktığı, dağ keçilerinin geyiklerin dolaştığı ulu ormanlarında yaşamaya alışmış bu insanları, o zamanki Porsuk Çayının bataklığına, sivri sineklerine ve sıtmasının kahrına katlanmaya gayret etmişlerse de, ölümlerin çoğalması sonucunda kendilerine yaşanacak bir yer bulsunlar diye dört bir tarafa atlı çıkarmışlar.

Yazılıkaya'nın yerini bulan atlılar, tabiatın güzelliği ve Kafkasyayı andıran görüntü karşısında sevinçle atlarından inip; (Arşimet’in "buldum buldum" sözünü andıran bir şekilde) Kafkasyamızı bulduk diyerek ağaçlara sarılmış, yerlere kapaklanarak toprağı öpmüşler. Sovyetlerde oluşan yumuşama sonucunda, Türkiye’ye Kafkasya’dan otobüslerle turlar başladı. Karaçaylılardan oluşan ilk kafilenin; Kayabaşı denilen mevkiden karşı manzarayı seyrederken, yıllaca önce atalarımızın dediğini teyit eder gibi “hayret, ne kadar da Teberdi’deki Gınık bölgesini andırıyor“ dediklerine bizzat kendim şahit olmuşumdur. Evet anladığınız gibi Yazılıkaya’dan ve Yazılıkayalılardan bahsediyorum. Atalarımızın arayıp buldukları, seçerek yerleştikleri köyüm; Frigyalılardan kalma tabii bir kalenin eteğinde, sunak olarak belirlenen kayanın ve kaya mezarlarının karşısında, içinde genellikle altı ahır üstü ev biçiminde iki katlı evlerin bulunduğu büyük avlulardan oluşmuş tipik bir Kafkas köyüdür. Kayabaşı denilen mevkinin kuzey eteklerinde, yeraltı tünellerinin dibinde bulunan 'KIRIKSUV' çok yakın zamana kadar köyün hem içme hemde kullanma suyu ihtiyacını karşılamıştır. Yaz kış değişmeyen soğukluğu ve kendine has tadı ile Yazılıkaya’lı için bir simge olan bu su, gurbette olan Yazılıkaya’lılarca da en çok anılan ve özlenen bir varlıktır.

Köye bekçilik yapar gibi dimdik dikilen “Kala” daha çözülemeyen  yazısı ile Frig kralı Midas’in mezarı olarak bilinen aynı zamanda köye adını veren Yazılıkaya, onun hemen yanında “Kuruçhan’nı kayası” dediğimiz ve Frig mezarlığı olduğu söylenen kaya; çocukluk yıllarımızda tarlalardan yolduğumuz yeşil mercimek , nohut ve o zamanlar bol bol ekilen haşhaşları zevkle, neşeyle yediğimiz sığınma yerleri ve aynı zamanda doğal oyun alanlarımızdı. Yazılıkaya’ya çıkmak için önce 20-25 metrekare büyüklüğündeki bir mağaradan, merdiven yerine kullanılan 4-5 metre uzunluğunda bir ağaçla (bıkı) başka bir boşluğa çıkılır oradan da keçilere taş çıkartacak bir çeviklikle tehlikeli bir şekilde daha yukarılara tırmanılır kayaya çıktıktan sonra köyün her tarafını görebileceğimiz, önü köye açılan 2-3 metrekare büyüklüğünde bir kovuğa ayaklarımızı aşağı sarkıtarak oturur tarlalardan topladığımız o günkü nevalemizi güle oynaya yerdik. O kovuktan daha yukarılara çıktığımızda dört bir taraf ayaklarımızın altında olur kuşbakışı her tarafı tabii güzellikleri içinde zevkle temaşa ederdik. Hele hele ilkbaharın ortalarında tabiatın canlanmayı tamamladığı dönemlerde yeşilliklerin içinde rengarenk çiçeklerle, manzara adeta cenneti andırırdı çeşitli kuş sesleri ise dekoru tamamlayan bir fon müziğiydi sanki. 1960 lı yılların öncesinde, ayağımızda lastik ayakkabılar, burnumuzu çekip gezdiğimiz yıllarda özellikle kaplumbağa tipi vosvoslarla turistler gelirdi. Arabaları ve kendileri fevkalade ilgimizi çekerdi. Muhtarlık önünde duran arabaların etrafında imrenerek dolaşırdık. Böylesine ilgimizi çekmeside köyümüze o yıllarda motorlu vasıta olarak sadece; gaz yağı, şeker, ağda gibi şeyler satan kamyon ve kamyonetlerin gelmesindendi. Sıksık da o zamanki tabirle "eşekçiler" gelirdi. Eşşekçilerde para geçmezdi. Hoş geçsede para denilen nesne bizde bulunmazdı. "çorap eskisiylen yün kırığıylan" diye barırarak; avuçla kuru üzüm iğde gibi yemişler satarlardı.

Anlaşılacağı gibi O zamanlar kapalı bir toplum yapısı vardı. Birçok şey bulunmamasına rağmen şu anda hatırladığım kadarı ile insanlarımız mutlu idi. Çağımızın vebası stres, gerginlik, asabiyet gibi şeyleri bilmezdik. Tarlamızdan çıkan buğday, arpa; çayırlardan biçilen otlar insan ve hayvan yiyeceğinin temeliydi. Bunun yanında büyük baş ve özellikle küçük baş hayvanlardan sağılan sütlerle yapılan peynir tuzluk, sütbaşı, yoğurt, tereyağı v.s. gibi süt mamulleri ile herhangi bir nedenle kesilen hayvanların etleri diğer yiyecekleri teşkil etmekteydi. Ayrıca mercimek nohut gibi baklagilleride bunlara ilave etmek mümkündü. Tiftik yün ve yılda bir satışa çıkartılan özellikle erkek hayvanlardan kazanılan parada; gaz, tuz, şeker v.s gibi ihtiyaçları karşılamak için yetip artardı. Özellikle kış günlerinde \"çepken basma\" adıyla dokunan kumaşın ciğnenmesi sonucu kalın yünlü kumaşlar elde edilir, bu kumaşlarla pantolon, başlık gibi giyecekler yapılırdı. Ayrıca yünün iğrilmesi sonucu elde edilen ipliklerle kazak, eldiven, çorap gibi giyeceklerde temin edilirdi. Çabır\'ın (çarık) şu an adı bile unutuldu halbuki o dönemlerde sığır derisinden yapılan bu çarıklar özellikle kış günlerinde karlı dağlarda ayakların en yakın dostuydu. Daha önce kapalı bir toplum yapımız vardı demiştim.Böyle olmasında toplumun her yönü ile kendine yetmesinin ve dışa bağımlı olmamasının rolü büyüktü. İşte bu kendi kendine yetme, dışa bağımlı olmama, bence huzur ve mutluluğun en temel sebebiydi. Günümüzde o günleri yaşayan insanlarımız, bu gün yaşadıkları sıcak kaloriferli evlerinde elektrik ışıkları altında, televizyon karşısında “ov ov, bırak o yıllar zor yıllardı zor” diyorlar genellikle. Ben o günleri çocuk olarak yaşadığım için mi bilemiyorum ama, bu türlü sözleri asla benimseyemiyorum. O zamanlar bırak televizyonu, radyo bile yaygyn değildi çok iyi hatırlıyorum bizim ev köyün merkezinde cami ile bitişikti. Yanımızdaki komşuda bataryalı, elli ekran televizyon büyüklüğünde, dışı tahtadan bir radyo vardı ve köyün tek radyosu idi. Yaz akşamları bu radyo dışarıya çıkarılır büyüklerimiz ajans dinlemeye radyonun başına toplanırlar, Türkiye ve dünya hakkındaki haberleri can kulağıyla dinlerler, konular üzerinde uzun uzun sohbetler yaparlardı. Gençler ise; yine yaz akşamlarında "oramda" toplanırlar çeşitli konularda özelliklede düğün ve evlilik hakkında muhabbetlerini gece yarılarına kadar sürdürürlerdi. Genç erişkinler;  geceleri saklambaç aybattı v.s. gibi oyunlar oynarlardı.

Bugün 43 yılı geride bırakma aşamasındayım. Köyümden ayrılalı yıllar oldu. O zamanlar 60 hanede 300’ün üstünde insan yaşardı ve benim gibi insanlar ekmek uğruna ayrıldılar. Değişik yerlerde ekmeklerini aradılar ve buldukları yerde de yerleştiler. Böylece kala kala bir takım boş avlular ve yıkılan evler kaldı geriye. Bir de her şeye rağmen köyünden ayrılmamak için direnen takriben 15-20 hanede yaşayan 70’e yakın insan. Benim köyüm kesilen ormanlarına rağmen bozulmayan tabi güzelliği ve güncellik kazanan tarihi kayaları ile ile yerli özelliklede yabancı turistlerin uğrak yeridir. Ta Fransada, İşviçreden gelip bu güzellikleri ve bu özellikli yerleri gezen yabancıları gördükçe, yakın çevremizdeki insanların; böyle bir yerin varlığından bile haberdar olmamaları, haberi olanlarında gelip görme zahmetine katlanmamaları beni her zaman şaşırtmıştır. Bugun köyde elektrik ve su her eve girmiş olup, elektrikli beyaz eşyalar genellikle tüm evlerde bulunmaktadır. Ama bunlara karşın yıllarca önce benim yaşadığım samimiyet dolu, muhabbet dolu o güzel ortam mevcutmudur? Bilemiyorum.

Eskişehirden Yazılıkaya'ya her ikiside asfalt olan iki yoldan gidilebilir. Biri Çifteler ilçesi üzerindendir ki mesafe 100km kadardır. Diğeri ise Seyitgazi ilçesi üzerindedir. Bu yol ise 72 km. dir. Böylesine güzel ve tarihi değerleri görmek için uzaklığın önemli olmadığı kanısındayım. Hatta; hafta sonları her hangi bir piknik yerine gidileceğine Yazılıkaya’ya gidilip, doğanın ortasında, tarihi kalenin eteklerinde akçeşme mevkiinde büyük çam ağaçlarının altında “kırık suv”un buz gibi suyunu içerek, çok güzel bir gün geçirilebilir.

kamatur.org

Karaçay Malkar Türkiye

Login

{loadmoduleid ? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:261 ? ? ? ? ? ? ? ?}