TPL_OFFCANVAS_EMPTY_ERROR

Tarih

Karaçay Malkar Tarihi İle İlgili Makaleler

KARAÇAY TÜRKLERİNİN DİLİNDEN DRAU FACİASI

ABD'de yaşayan Türk toplumunun en önemli kitlesi olan Karaçay Türkleri'nin yaşayan çınarları, Cabbar Aybaz ve Niyazi Bayçora; 63 yıl önce binlerce kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Drau faciasını anlattı. Bugün 104 yaşında olan Cabbar Aybaz ile 85 yaşındaki Niyazi Bayçora; Avusturya'nın Ober Drauburg'daki mülteci kampından kaçarak hayatta kalan az sayıdaki Karaçay Türk'ünden sadece ikisi. Yaşananları hiçbir zaman unutamayacaklarını dile getiren Aybaz ve Bayçora, Karaçay Türkleri'nin uğradıkları zulmün Kafkasya ile sınırlı kalmadığını söyledi.

Bir asrı geride bırakan Cabbar Aybaz'ın hafızası dün gibi taze. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Cabbar Aybaz, komünizmin gelmesiyle her şeylerini kaybettiklerini; 1930 yılında bulundukları bölgeden 350 kilometre uzaktaki çorak bir araziye ansızın sürgüne gönderildiklerini söyledi. Cabbar Aybaz, “9 kardeşin en küçüğü bendim. Rus askerleri bir sabah ansızın gelip bizi trenlere doldurarak evimizden 350 kilometre uzakta bir yere sürdüler. Yanımıza tek bir çöp tanesi bile almadan. Komünistler bizi maddi imkanlarımıza göre 5 gruba ayırdı. Bütün mal varlığımıza zaten el koymuşlardı. Camileri yıkıp, hocaları ortadan kaldırdılar. Namaz kılmak zaten yasaktı. Fakir olanları casusluk yapmak için kullanıyorlardı. Birçok Karaçaylı yıllarca hapis yattı ardından da Sibirya'ya ve değişik bölgelere sürgüne gönderildi." dedi. Ailesinden bir dönem 17 kişinin hapiste yattığını anlatan Aybaz; bir abisinin hapse düşmemek için yıllarca kaçtığını ve abisinden bir daha hiçbir haber alamadıklarını ifade etti.

85 yaşındaki Niyazi Bayçora, Ober Drauburg'daki mülteci kampından kaçarak hayatta kalanlardan. Niyazi Bayçora, savaş yıllarının tüm insanlık için zor olduğunu söyledi. Nereye gideceğini bilmeden, Sovyetler Birliği'nin baskısı altında bir gençlik geçirdiğini anlatan Bayçora'nın hafızası oldukça güçlü. Niyazi Bayçora, “Savaşın başlamasıyla Rusların baskısı her geçen gün arttı. Almanlar 4 ay boyunca Rusya'yı işgal etti. Baktık olacak gibi değil, 1943 yılının Ocak ayında at arabalarına binerek; çoluk çocuk Ukrayna'ya doğru yollara düştük. Yolda Alman birlikleriyle karşılaştık. Onlar bizi mülteci statüsünde Almanya'ya götürmeyi teklif etti. Alman bir yüzbaşının önderliğinde, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Avusturya üzerinden Almanya'ya gittik. Daha sonra bizi İtalya'ya yerleştirdiler. İtalya'da korktuğumuz için Avusturya üzerinden Almanya'ya gitmeye karar verdik." dedi.

2. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Rus ordusuna asker olmak zorunda kalan Cabbar Aybaz, hem Rusya üniforması hem de Alman üniformasıyla askerlik yapan nadir insanlardan. Aybaz, "Ruslar bizi zorla askere aldı. Fakat cepheye gidemeden Almanlara teslim olmak zorunda kaldık. Almanlar bizi fena sıkıştırmıştı. 4 bin Rus askeri teslim olduk; çünkü Alman tankları önümüzü kapatmıştı. Top atışları birliğin kumandanını öldürmüştü. Teslim olduğumuz takdirde öldürülmeyeceğimizi söyledikleri için birlik halinde teslim olduk. Avrupa'ya ulaşmamızın ardından bizi kamplara yerleştirdiler. 45 gün boyunca bu kamplarda yaşam mücadelesi verdik. Yüzlerce insan açlıktan öldü. Ölenler, Almanların hiç umurunda değildi. Hayatta kalanları işçi olarak çalıştırmaya başladılar. Kısa bir süre sonra Almanlar da bizi zorla askere aldı. Tabii askerlik değil ama işçilik yapmaya devam ettik. Rus ordusunda er, Alman ordusunda çavuş rütbesi ile görev yaptım." diye konuştu.

Türk devleti bize sahip çıktı

Almanya'daki askerliği sırasında Kafkasya'dan sürgün edilen tanıdıklarıyla karşılaşan Cabbar Aybaz, Rusların, Almanlarla işbirliği yaptıklarını bahane ederek birçok Karaçay Türkü'nü zor şartlarda sürgüne gönderdiklerini ve birçok tanıdığının ağır şartlara dayanamayarak öldüğünü öğrenir. Savaşın bitmesinin ardından işgal kuvvetlerinin mültecilerle bir toplantı yaptığını; toplantıya katılan mültecilerin Ruslara iade edildiğini belirten Aybaz, o günleri şöyle anlatıyor: "Toplantıya katılanlardan bir daha haber alamadık. Toplantıya katılmayarak 2 ay dağlarda yaşayan Karaçaylılar ise zor günler geçirdi. Grup açlıktan dolayı yanlarında taşıdıkları 2 atı keserek yemek zorunda kaldı. Avusturya dağlarından Almanya'ya geçerek Türk yetkililere başvuran Karaçaylıların bir kısmı, 1948 yılında İtalya üzerinden Türkiye'ye gittiler.

Kimimiz İstanbul'a, kimimiz Eskişehir'e yerleşti. Kısa bir süre akrabalarımız bizi misafir etti. Ardından Türk hükümeti, Ankara Polatlı'da ev ve toprak verdi, para yardımı yaptı. Bu yardımı hiçbir zaman unutamam. Bizi en güzel şekilde ağırladılar. Uzun bir süre Milli Savunma Bakanlığı'nın tamir atölyesinde çalıştım. Dönemin Genel Kurmay Başkanı'nın arabasını bile tamir ettim. Kendisi şahsen teşekkür edip; yağ pas içindeki elimi bile sıkmıştı."

ABD'ye yerleşme

1958 yılında bir tanıdığı vasıtası ile ABD'ye yerleşen Cabbar Aybaz, doğduğu topraklara bir daha asla dönemedi. Oysa 1940 yılında evinden ayrıldığında geride bir eş ve bir kız çocuğu bırakmıştı. 1955 yılına kadar onlardan hiçbir haber alamadı. Yıllar sonra Türkiye'ye bir akrabası tarafından getirilen mektupla ailesinin yaşadığından haberdar olan Aybaz, eşinin ve çocuğunun sürgünde öldüğünü düşünerek; yeniden evlenip yeni bir hayat kurdu. Geride bıraktığı ailesine ancak maddi yardım yapabildi. Almanya'da zor durumda yardım ettiği bir Karaçaylı ona "Ben Rus gizli servisi için çalışıyorum. Bana yardım ettin, ben de sana yardım edeceğim. Sakın ülkene geri dönme. Ya hapiste sürüneceksin ya da öldürüleceksin" diyerek uyarınca ülkesine bir daha dönemeyen Cabbar Aybaz, "Doğduğum toprakları her zaman özlüyorum. Çocukken koşturduğum yerler hep aklımda. Fakat bu da bizim kaderimiz. Beni, doğduğum yere bir daha gelmemek üzere sürgün ettiler." dedi.

85 yaşındaki Niyazi Bayçora, Ober Drauburg'daki mülteci kampından kaçarak hayatta kalanlardan. Niyazi Bayçora, savaş yıllarının tüm insanlık için zor olduğunu söyledi. Nereye gideceğini bilmeden, Sovyetler Birliği'nin baskısı altında bir gençlik geçirdiğini anlatan Bayçora'nın hafızası oldukça güçlü. Niyazi Bayçora, "Savaşın başlamasıyla Rusların baskısı her geçen gün arttı. Almanlar 4 ay boyunca Rusya'yı işgal etti. Baktık olacak gibi değil, 1943 yılının Ocak ayında at arabalarına binerek; çoluk çocuk Ukrayna'ya doğru yollara düştük. Yolda Alman birlikleriyle karşılaştık. Onlar bizi mülteci statüsünde Almanya'ya götürmeyi teklif etti. Alman bir yüzbaşının önderliğinde, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Avusturya üzerinden Almanya'ya gittik. Daha sonra bizi İtalya'ya yerleştirdiler. İtalya'da korktuğumuz için Avusturya üzerinden Almanya'ya gitmeye karar verdik" dedi.

Alp dağlarının yamacında bulunan Drau nehrinin kenarına kurulan 8 bin kişilik mülteci kampına yerleşen Karaçaylılar burada Malkar, Çerkez ve diğer milletlerden insanlarla bir aradadırlar. Tam bu sırada Kırım'ın Yalta şehrinde zamanın Amerika Başkanı Franklin Roosevelt ve İngiliz Başbakanı Winston Churchill ve Sovyetler Birliği lideri Stalin bir toplantı yapar. Stalin, her ne şekilde olursa olsun, Rusya'dan ayrılan sivil ve askerlerin geri teslim edilmesini talep eder ve bu talebi kabul edilir. Niyazi Bayçora, o günleri yaşar gibi anlatırken; \'\'\'\'Yetkililer, "Sizi Rusya'ya teslim edeceğiz" dediklerinde başımızdan kaynar sular döküldü. Zulmünden kaçtığımız Ruslar'a tekrardan teslim edilmek bizim için ölümdü. Önümüz tanklar ve askeri araçlarla kesiliydi. Arkamızda ise Drau nehri vardı. Geri dönmek istemeyen 300 kişi ile birlikte gece dağlara doğru kaçtık. Kaçanlar arasında çocuklu kadınlar da vardı. Yakalanmamak için küçük gruplar halinde dağlarda saklandık." diye konuştu. Kaçışın ardından Drau kampında yaşananları dağdan seyreden Bayçora, kamptan dumanlar yükseldiğini ve siyah bayraklar çekildiğini anlattı. Niyazi Bayçora, "Ruslara teslim olmaktansa ölürüm" diyen onlarca insanın kendini Drau nehrinin soğuk sularına attığını kaydetti. Geride kalanların Ruslar tarafından teslim alındığını ve bu kişilerin kurşuna dizildiklerini duyduklarını anlatan Bayçora, yaklaşık 2 ay dağlarda yaşamış. Niyazi Bayçora, "Savaşın bitmesi ile herkes ülkesine dönmeye başladı. Bizler ise tekrardan Rusya'ya dönmek istemiyorduk. 1946 yılında Londra'da bir toplantı yapıldı. Toplantıda Anna Eleanor Roosevelt, ABD adına heyete başkanlık ediyordu. Rus heyeti ABD'lilere neden verdikleri sözü tutmadıklarını; mültecileri neden teslim etmediklerini sormuş. Bayan Roosevelt sert bir şekilde cevap vererek "Biz sizler gibi kasap değiliz. İsteyen döner, dönmeyenleri zorla gönderemeyiz demiş" şeklinde konuştu.

Kars'ı hiç görmeden Karslı oldum

Birçok mültecinin farklı ülkelere gittiğini anlatan Bayçora, Karaçaylıların da Türkiye'ye gitmek için başvuruda bulunduğu söyledi. Ruslara yakalanmamak için her ayrıntıyı düşündüklerini belirten Bayçora, Karaçaylıların kendilerini Türk vatandaşı olarak tanıttığını; kendisinin de soranlara Karslı olduğunu söylediğini ifade etti. Niyazi Bayçora, "Herkes kendine bir il seçti. Kimi Karslı oldu, kimi Antalyalı. Kendi aramızda birbirimizi çalıştırıyorduk. Türkiye'nin başkenti Ankara, İstanbul en büyük şehri gibi. Çünkü etrafta birçok Sovyet ajanı vardı. Birileri Rusça bir şey soruyor; ama biz hiç cevaplamıyorduk. Çünkü Rusya'ya geri gönderilme durumumuz vardı. 1949 yılında Türkiye'ye gittik. Önce İtalya'daki ardından Almanya ve en son olarak Avusturya'daki Karaçaylılar Türkiye'ye gitti. İlk defa huzurlu, rahat ve korkusuz günler geçirdik. Aşağı yukarı tüm Türkiye'yi gezdim, fakat memleketim dediğim Kars'a hiç gidemedim." dedi. 1992 yılına kadar Kafkasya'ya hiç gidemeyen Bayçora, 50 yıl aradan sonra ülkesine döner ve kardeşlerini görür. Niyazi Bayçora, "Yaşananlar geride kaldı dememeliyiz. Yeni nesle bunlar anlatılmalı, kendi kültürümüzü ve başımızdan geçenleri unutturmamalıyız." diyor.

Drau'da ne oldu?

Kuzey Kafkasyalıların uğradıkları zulüm sadece Kafkasya ile sınırlı kalmamış, Almanlarla beraber Avrupa'ya geçen ve en son Avusturya'da mülteci kampına yerleştirilen Kafkasyalılar da Ruslar tarafından geri istenmiş ve teslim edilenler acımasızca katledilmişler. Teslim olmak istemeyenler ise kendilerini Drau Nehrine atarak öldürmüşlerdir. Bu hadise tarihe "Drau Faciası" olarak geçmiştir. 1944 yılının sonlarına doğru Rusya'dan kaçan Kuzey Kafkasyalılar, Kuzey İtalya'nın Paluzza Bölgesi'ndeki İtalyan dağ köylerine yerleştirilirler. Savaşın bitmesinden birkaç gün önce de Avusturya'ya, Carinhia'nın Ober Drauburg bölgesine sürülerek, burada Drau nehri vadisine yerleştirilirler. Bu bölge daha sonra İngiliz işgal sahasına dahil edilir ve bu olay Kafkasya'daki Müslüman Türk halk için çileli günlerin başlangıcı olur. Ruslar, kaçan Kuzey Kafkasyalıların iadesini istemişlerdir. Bu mülteci iadesi isteğini uzun süre görüşen İngiliz ve Amerikalı devlet adamları nihayet cevap verirler. Soydaşlarının yaşadığı, dost ve kardeş Türkiye'ye ulaşabileceklerini ümit eden on bin insanın Ruslara verilmesi kararlaştırılır. Londra`dan gelen 28 Mayıs 1945 tarihli cevap şöyledir: "Mülteciler Sovyet otoritelerine teslim edilecektir!.."Kuzey Kafkasyalı mülteciler hakkında verilen bu insanlık dışı kararın uygulanması için, İngiliz tankları, bu insanları Dellah bölgesine sürerler. Burada "Yurtlarına dönmeleri gerektiği ve bunun için kendilerine yardımcı olunacağı (!)" resmen tebliğ edilir. Herkes bunun ya ölüm ya da Stalin'in acımasız kamplarında mahkumiyet olacağını bilmektedir. Nitekim teslim edilenler hemen orada kurşuna dizilirler. Mültecilerin Ruslara teslimiyetlerini takip eden birkaç gün içinde, Drau Nehri korkunç olaylara sahne olmuştur.

Karaçaylılar nerede yaşıyor?

Karaçay-Malkar Türkleri yüzyıllardan beri, Kafkas sıra dağları\'nın en yüksek zirvesi olan Elbruz dağının (Mingi Tav) yüksek bölgelerinde ve derin vadilerde yer alan köylerde yaşayan iki kardeş topluluktur. Elbruz dağının bir ucunda Karaçaylılar, diğer yamacında Malkarlılar yaşar. Bu coğrafi konumun dışında aralarında hiçbir farklılık yoktur.1920'li yıllarda Sovyetler'in "Kollektivizm" politikası gereği, dağ köylerinde yaşamakta olan pek çok Karaçay-Malkar ailesi, düzlüklere göç ettirilerek buralarda kurulan yeni köylere yerleştirildiler. Dilleri batı Türk dilleri grubundandır. Kıpçak ve Kıpçak alt grubunda sınıflandırılabilir. Kuzey Kafkasya'da yaşayan diğer iki Türk topluluğu olan Kumukça ve Nogay diline de benzerlik gösterir. Tarihî, antropolojik, arkeolojik ve linguistik araştırmalar Karaçay-Malkarlıların bu bölgede uzun yüzyıllar hakimiyet kuran Türk kavimlerinin torunları olduklarını, zaman içinde çeşitli Kafkas halkları ile karıştıklarını ortaya koymaktadır. 1828 yılına kadar Rus idaresine tabi olmadılar, bu tarihten sonra Karaçaylılar Çerkeslerle birlikte 1862 yılına değin Ruslarla çarpıştılar. 1864'de Karaçay'ı da kapsayan Çerkesya'nın Rus istilasına uğraması sonucu, büyük bir göç olayı (deportasyon) yaşandı. Rusların Kafkasya'yı işgali sonunda 1880'li yıllardan itibaren zaman zaman Karaçay-Malkar halkının bir bölümü diğer Kafkas kabileleri ile birlikte Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı. Bugün bu göçmenlerin torunlarından yaklaşık 25 bin Karaçay-Malkar Türkü Türkiye'de, 2,000 civarında Karaçay-Malkar Türkü Suriye'de, yaklaşık 6,000 kişilik bir kısmı da Amerika'da yaşamaktadır. Karaçay-Malkar halkı bugün Kafkasya'da "Karaçay-Çerkesya" ve "Kabarday-Balkarya" adlarını taşıyan iki ayrı özerk cumhuriyet de Rusya Federasyonu\'na bağlı olarak yaşamaktadırlar. 1989'da Karaçaylılar 156,140, Malkarlılar ise 88,771 nüfuslu idiler.

kamatur.org

Karaçay Malkar Türkiye

Login

{loadmoduleid ? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:261 ? ? ? ? ? ? ? ?}