TPL_OFFCANVAS_EMPTY_ERROR

Tarih

Karaçay Malkar Tarihi İle İlgili Makaleler

BİN YILLARIN İÇİNDE KARAÇAY

"Bin Yılların İçinde Karaçay" adlı bu çalışma şöyle bir soru akla getirebilir: "Bu çalışma eldeki bilgi ve belgelere uygun olarak yapıldı mı?" Bu soruyu cevaplandırmadan önce hatırlatmak  isteriz ki, "Karaçay-Balkar halkı, Koban kültürlü Kafkas kabilelerine çeşitli devirlerde Alanlar, Bulgarlar, ve Kıpçakların karışması ile ortaya  çıkmıştır" şeklindeki varsayım, Kafkasyanın tarihini inceleyen bazı bilim adamları tarafından benimsenmektedir.

Bu çalışmamızda yukarıda sözü edilen varsayımdan da istifade ettik. Büyük Kafkas dağ silsilesinde eski büyük Bulgariya hakkındaki kaynakların bildirdiklerine göre, Karaçerkeslerin (yani Karaçaylıların) kendilerinin yazıları olmuştur. Karaçay'da  ve Karaçay'a komşu yerlerde bulduğumuz 74 anıttaki runik metinlerin dilinin eski Bulgar dili (bize göre eski Karaçay-Balkar dili) olduğu, paleoğrafya ve dil yönünden İtil - Don, Tuna  Bulgar runik anıtlarına olan uygunlukları belirlenmiştir.

Karaçay'da böyle anıtların bulunduğu pek çok yer, o bölge halkınca kutsal bir yer olarak kabul edilmektedir. Bir diğer husus da Karçay-Balkarlıların birbirlerine "alan!" diye hitap etmeleridir. Bu kelimenin, Alanların eski Türkçedeki adı olduğu şüphesizdir. Bu kelime milatdan iki asır öncesinden günümüze zincir gibi nesilden nesile aktarılarak  gelmiştir.  Kafkasya  sıradağlarında  "Kafkas -tatar  dilinde  konuşarak yaşayan"  Alanların  bugünkü Karaçay-Balkar halkı olduğu düşünülmektedir. Bu konuda pek çok buluntu mevcuttur. Günümüzden 5-6 bin yıl önce kil kitaplarda kullanılan yüzlerce Sumerce kelimenin ses ve mana bakımından Karaçay-Balkar kelimelerine benzemeleri, Karaçay-Balkar mitolojisindeki Sumerce büyü kelimeleri, Karaçay-Balkar pagan tören ve bayramlarının Sumer törenleri ile benzerlikleri şaşırtıcıdır.

Bilim adamlarının Karaçay-Balkar halkının menşei konusundaki çalışmaları, halkın  anlayabileceği şekilde ve sade bir ifade ile yayınlanmayıp, dar bir alanda ve ilmi ifadelerle yayınlanmıştır. Bundan dolayı halkın çok az bir kısmı konu hakkında bilgi sahibidir. Bundan dolayı Karaçay-Balkarların büyük bir kısmı efsanelere atıfta bulunarak, "Karaçay halkı Karça'dan meydana gelmiştir" demektedirler. Halk, binlerce yıllık zorlu, buzlu, taşlı, dikenli, kanla yoğrulan bir hayatın lirik şekilde anlatıldığı runik yazıtları  anlamamaktadır. Bu çalışmamız sade bir ifade kullanılan denemelerden oluşmuştur. Çalışma içindeki ana başlıklar şöyledir: "I.Bölüm: Kutsal yerler-eski tarihin muhafızları", "II.Bölüm: Bu kelimeler-altıbin yıldan daha fazla", "III.Bölüm: Eski Bulgariya - eski Karaçay -Balkariya; ulu Kafkas dağlarının zincirinde", "IV.Bölüm: Alan; Karaçay-Balkar halkının kendi kendisine verdiği öz adı". Bu denemeler,okuyucunun,tarihin binlerce yıllık derin karanlıklarından günümüze  fışkırırcasına  çıkan  ve sırat köprüsü gibi zor yolu şiirimsi bir ifade ile anlatan runik yazıtları anlamasına yardımcı olacaktır.

I. BÖLÜM

KUTSAL YERLER - ESKİ TARİHİN MUHAFIZLARI

İki başlı Mingi Tav (Elbrus), Kafkasya Dağlarının karlı zirvesinden övünerek bakıyor. Karlı , buzlu zirvelere tepeden bakan bu dağ ve çevresindeki ovalara uzanan vadiler Karaçay-Balkar adını taşıyor. Karaçay-Balkar halkı bugün müslümandır. Ama onlarda diğer milletler gibi eski tarihlerinde paganlık ve hıristiyanlık devrelerinden geçmişlerdir. Profesör V.P.Nevskaya, bu yerlerde yaşayan her Karaçay sülelesinin kendisine ait "Çoppa Kaya" adı verilen kutsal bir dağları olduğunu söylemektedir (1). Mingi tav, kendisi de bir tanrı olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden de ona "Mingi Tav" (eski Türk dilinde benngü, bengkü, bengü, mengi, mengkü, mengü) adı verilmiştir. Bu ad, "ebedî, anıt" manâsındadır.Yukarıda bahsettiğimiz Çoppa Kayalar'ın kutsal sayılmalarının sebebi ise bugüne kadar açıklanamamıştır ama halkın eski tarihinin koruyucuları onlardır. Bu tanrılaştırma geleneği binlerce yıl geriye gidiyor. Bu konuda, 1940 yılında 108 yaşında olan Tekelanı Nauk'un anlattıklarına kulak verelim: Uçkulan köyünde, ilkbaharın başında "Çoppanı Taşı" denilen kutsal taşın çevresinde  bütün halk toplandı. Taşın üstüne sırıklar dikildi, onların üzerine, enine bir sırık uzatdılar. Bayrama adayarak ,özel bir bakımla semirtilen bir oğlağı ayaklarından yukarıya astılar. Oğlağı boynuzlarından, ama daha çok kulaklarından sallamışlardır. Oğlak ne kadar çok bağırırsa, tanrı o çok kadar sevinir diye düşünürlerdi. Bayram, töreni yöneten bir ihtiyar kişinin duası ile başlamıştır. Bu duada tanrıya adaklar adanmış, buna karşılık da tanrıdan bir çok dilekte bulunulmuştur. İhtiyarın yaptığı duanın metni şöyledir:

Ama boğa dub
Bii baian şi
Şeyrqat ulu iman
İmanım cumel boldu.

Törene katılanlar daire yaparak ve birbirlerinin ellerinden tutarak, "Elliri-Çoppa" diye bağırarak taşın çevresinde dans etmişler, sonrasında çeşitli eğlenceler düzenlemişlerdir. Bu arada tanrı için adanan oğlağı ve daha başka hayvanları keserek hep beraber yemişlerdir (2). "Elliri Çoppa bayramını kutlamanın değişik şekilleri olmuştur.  Bunlardan birinde kurbanlık oğlağın derisi otla doldurulmuş ve kutsal taşa yerleştirilmiştir. Erkekler ile kadınlar kol kola girerek taşın çevresinde zıplıyarak koşmuşlar ve "Elliri-Çoppa", "Elliri-Çoppa" diyerek bağırmışlardır. Daha sonra kollarını indirmişler, dizleri üzerine çökmüşler, yüzlerini elleriyle iki deşa sıvazlamışlar ve oğlağın derisini üç defa öpmüşlerdir. Sonra oldukları yerde havaya sıçrıyarak; "Ongda da Davle, solda da Davle, kökte da Davle, cerde da Davle" (sağda da Tanrı Davle, solda da Tanrı Davle, gökde de Tanrı Davle ve yerde de Tanrı Davle; yani Tanrı Davle her yere yetişendir) sözleri ile dans etmişlerdir. Sonra yine taşın çevresinde "Elliri Çoppa, Elliri çoppa"diyerek aynı sözleri tekrarlıyarak koşmuşlardır(3).

Yukarıdaki duanın Sumer dilinde de olduğunu bir çalışmamızda gösterdik(4). Bu törenin bir özelliği burada bizi daha fazla ilgilendiriyor: "Oğlağı boynuzlarından, ama daha çok kulaklarından sallamışlardır. Oğlak ne kadar çok bağırırsa Tanrı o kadar sevinecektir diye düşünmüşlerdir". Bu olayı Sumer mitolojisinde de görmekteyiz. Sumer mitolojisinde bayramı yapan paganların düşüncelerine göre oğlağın çığlığı onların çok sevdiği bir kelimeyi yeniden üretiyor. O kelimede Sumerce "siba", Karaçay-Malkardaki Çoppa'dır. Sumerlerde aynı adı bağırarak oynamışlardır. Bundan dolayı Sumer tarihinde "ga-abbayı, oğlağın çağırdığı yıl (5)" (Gabba;Karaçay-Malkarda isim, soyisim manasındadır.S.B.), "Tanrı Bau'nu Ulu kocasını oğlağın çağırdığı yıl(6)", "Gökler hakimi Tanrı İşkur'un adını oğlağın söylediği yıl (7), "Tanrı inanna'nın ulu kocasını oğlağın çağırdığı yıl(8) Bu konudaki örneklerdir.

Sumerlerin bir kahramanlık destanındaki şu parça yukarıda bahsettiğimiz Karaçay-Balkar töreninin Sümerlerdeki yankısıdır(9):

Gılgameş temiz, parlak oğlağı aldı,
Kızıl sarı, kurbanlık oğlağı bağrına bastı,
Dua ile ellerini ağzına götürdü,
Tanrıya-Utu'ya, göklere bağırıyor:
"Utu, ben dağlara atılıyorum,bana yardımcı ol.

Karaçay-Malkar halkının bu eski pagan töreni Sumer törenine benzediği gibi, pagan tanrıları da benziyorlar mı? Bunları karşılaştıralım:

KBal: Çoppa "ev hayvanlarını koruyucu tanrı"
Sum : siba "çoban; ev hayvanlarını koruyucu tanrı Dumizi`nin sıfatı"

KBal: Teyri "diğer Türk dillerinde tengri/Tangrı/Tangar/Tanrı gibi.Gök tanrısı"
Sum : Dingir "Gök tanrısı"

KBal: Absatı "avcılık tanrısı"
Sum : Ab-zid-da "kutsal inek"

Kbal: Gollu "pağan tanrılarından biri"
Sum : Gallu "şeytan"

KBal: İnay "dokumacılık tanrısı"
Sum : İnanna "başka işlerle beraber,dokumacılığında tanrısı"

KBal: Totur "pağan tanrılarından biri -bu adın feodor'dan geldiğini ileri süren bilim adamları vardır"
Sum : Turtur"tanrılardan biri"

Eski Karaçay törenlerinin, pagan panteonuna uzandığı Sumerler kimlerdir? Bu ilişkiler nereden kaynaklanmaktadır? Sumerler veya kendilerine "sag-gig-ge"(Karabaş) adını veren topluluk, milattan dört bin yıl önce gemilerle Mezopotamya`ya giderek, orada sulama sistemini kurmuş, çölleri sulayarak, oraları hoş kokulu vahalara dönüştürmüşlerdir. Kendilerinin kurduğu yüksek tepelere gösterişli mabedler yapmışlardır. Resimlerden yazıyı yaratarak çivi yazısına dönüştürmüşlerdir. Mabedlerinde kil tabletlerden meydana gelen büyük kütüphaneler bulunmuştur. Sumer edebiyatı, bugün bütün düyada incelenmektedir.

Milattan iki bin yıl önceki devre kadar Sumer medeniyeti, büyük bir uygarlığın örneği olmuştur. Sonradan tarihin akışı içinde yok oldu ve onun yerini Sâmi dilli Akadlar aldı. Fakat Sumer dili o devirde ölmüş sayılsa da, miladın birinci asrına kadar dini bir dil olarak kullanıldı.

Sumer dilinin hangi dil ailesinden olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, bir çok örnek, kelimelerinin Türkçe bitişimli olduğunu gösteriyor. Ayrıca aşağıda verdiğimiz pek çok kelime benzerlikleri, Sumercenin bir Türk dili olduğu düşüncelerini doğrulamaktadır (bkz.bölüm III). Sumer dili milattan önce üçbin yıllarında Kuzey Kafkasya`ya ve onun içinde de Karaçay`a geldi.

Karaçayların Sumer törenleri ile ilişkisi; "Elliri-Çoppa" pagan rituel törenlerinden, Kafkas-Kuban ve ondan da eski olan Maykop dönemindeki cetlerinden geliyor. Kuzey Kafkasya`daki arkeolojik çalışmalar ile elde edilen veriler milattan önce üçbin yıllarına kadar giderek bölgemizin, Sumerlerle genetik ilişkisini de ortaya koyuyor.Milattan önce üç bin yılının birinci yarısında Mingi Tav çevresindeki bölgede bulunan kurganlara ölü ile beraber Sumer eşyaları da gömülmüştür(10).O kurganlara, Maykop şehrine yakın ilk kazının yapıldığı hüyüğün adını vererek "Maykop Kültürünün Mezarlıkları" demektedirler. Onları inceleyen R.M.Munçaev, "Maykop kültürünün erken dönemlerini belgeleyen anıtlarda kullanılan seramiğin kaynağı Mezopotamya`dır" (11) demektedir. Maykop`a yakın o kurganda hayvanların hayatlarından kesitlerin işlendiği gümüş kaplar bulundu. T.B.Turgiyev bu konuda "Maykop kültüründeki gümüş kaplarda rastlanan hayvan resim dizilerinin bir çok benzerliklerine Sumer-Elam sanatında rastlanmaktadır" (12) demektedir. R.M.Munçaev`e göre belki de Sumerler veya Hurriler Kuzey Kafkasya`da altın aramışlardır(13). N.A.Nikolaeva ve V.A.Safronov da bu konuda : Maykop`un maddi kültürü ile Tel-hueyra`nın (Sumer`in eyaleti) kültürünün uygunluğu, Tel-hueyra nüfusunun tamamının göçmüş olduğunun isbatını ve onların etnik-kültür birliğini ortaya koyar(14) demektedirler.

İ.M.Dyakonov, "Maykop yazısının Sumer hiyeroglifiği olduğunu ve bu şekillerin oradan öğrenildiğini ileri sürer(15). Sumer-Elam uygarlığının bu tip vasıfları Orta Asya kurganlarında da görülür(16).

Karaçay-Balkar halkında görülen törenler, sadece Sumer`in mitolojisine değil, arkeolojik araştırmaların ortaya koyduğu gibi, Sumer nüfusunun (halkının) göç ettiği Kuzey-Batı Kafkasyanın ve ona bağlı olarak Karaçay`ın, tunç devrine kadar uzanıyor. Karaçay Özerk bölgesinde bulunan Amğata şehrinin dolmen gibi bodrum mezarlarının birisinin taş levhasında tören dansının resmi, bir başka levhada koşan geyiklerin resmi, bir diğerinde ise atlı bir okçu görülmektedir(17). "1940 yılında Karaçay Özerk bölgesinde tarihi-arkeolojik çalışmalar yapan bir heyet, Oğarı Teberdi köyünün sakinlerinde Amğata`dan götürülmüş üç levha buldu. Bunların hepsi uzun, dikdörtgen şeklindeydi.Birinci levhadaki resimde yedi adam vardı. Bunlar bir saf oluşturmuş ve ellerini kaldırmışlardı. Bu resim belki de bir tören seromonisini göstermekte idi. Oynayan yedi kişinin de üzerinde bugünküne benzer Kafkas giyimi-yamçı bulunmaktadır.İkinci levhada buzağıları ile beraber koşan dört geyik resmi vardır. Üçüncü levhada ise, elinde yayı ile bir atlı resmi vardır. Resimde yatay bir asa ve bu asanın ucunda da yarım daire şeklinde bir damga yer almaktadır(18)".

Bulgulardan anladığımıza göre, Karaçay-Balkar halkının "Elliri-Çoppa" pagan töreni, onun Koban, Kuzey Kafkasya, Maykop atalarının kültürlerinin içlerine, oldukça eskiye giderek, ta Sumer törenine kadar uzanmaktadır.Bütün bu eski kültürün merkezi olan Karaçay-Balkar`ın kutsal topraklarının, onun benzersiz tarihinin muhafızları olduklarını görüyoruz. Karaçaylar ve Balkarlar o kutsal yerlerde yüzlerinde kompleks resimlerin olduğu sunakları, toprakların kutsal olduğunu belirten runik yazıtları ve tanrılaştırılmış insanların taş anıtlarını buldular. "Petroglifı Biyçesına" (Biyçesının Taşlardaki Resimleri) ve "Pamyatniki İzobrazitelnogo İskusstva Drevnıh Biyçesıntsev" (Eski Biyçesınlıların Mimarlık ve Plastik Sanatlara Ait Anıtları) adlı yazılarımızda Mingi Tav çevresinin eski sakinlerinin yaşantı ve inançlarının yansıtıldığı kompleks resimlerin bulunduğu otuzdan fazla sunak, tanrılaştırılmış insanların taş anıtları, şu veya bu olay için dikilmiş büyük taş direkleri inceledim(19). Buluntuların içinde, bir yüzlerine şematik çizimlerin de yapıldığı sunakların ilginç bir tarafı vardır. Sunaklardaki çizimlerde kurban edilen hayvanın kanı yere akarak onu sulamaktadır.Bundan da anlaşılıyor ki;çok eskiden beri atalarımız vatanımızı kutsal olarak görmüşlerdir.

Kutsal olarak kabul edilen bütün bölgeler, runik yazıtlarda belirtilmişlerdir.Bunlar; Karaçay`ın Calancık (Zelençuk) ilçesindeki Arhız köyünün doğusunda Töben Arhız şehrinin eskiden bulunduğu yerde, Karaçay`ın Urup ilçesinin Sutul adı verilen küçük yarda, Urup ilçesine bağlı Ahmat-Kaya köyü yakınındaki mağara mezarlarında, Karaçayda eski Humara şehrinin bulunduğu yerdeki İnal adındaki küçük yarda, Karaçay`ın Cögetey Ayağı ilçesinin Gnakızı vadisinde, aynı ilçenin Temirtüz ve Sarıtüz mevkilerinin ortasındaki Tokmak-Kaya`da, Gitçe Karaçay ilçesinin Shavat Vadisinde, o ilçenin eskiden bulunduğu Ullu-Dorbunla şehrinde, aynı ilçenin Krasnıy Vostok köyüne yakın eski Kalej şehrinde, ona yakın Pokun-Sırtı platosundaki Teşikle vadisinde, Balkariyada Oğarı Çegem köyü yakınındaki Bitikle adlı yerde, Balkariyada Bashan ve Çegem vadileri arasında, Gesenti vadisinin girişindeki Ak-Kaya`dadır. Bu anıtların hepsini "Drevnetürkskiye Runiçeskiye Pamyatniki Evropı"(Avrupanın Eski Türk Runik Anıtları) adlı kitabımızda inceledik(20).

Bunlardan başka da kutsal olarak kabul gören yerler vardır. Calancık ilçesindeki Arhız köyü yakınındaki Eski Curt (Rusçada Staroye jilişçe, Tserkovnaya polnaya)da bulunan "Sıylı Taş"(Kutsal Kaya).Aynı bölgede "Qarça Qala" (Karça Kale), Zelençuk ilçesi yakınlarında eski Töben Arhız şehrinde mabet kalıntıları, aynı ilçe yakınlarında eski Kyafar şehrinin kalıntıları ve daha başka eserler. Karaçay ilçesinde "Karaçaynı Kadav Taşı"(Karaçay`ın Tırkaz Taşı), Hudes Nehri`nin Koban`a döküldüğü yerde "Karçanı Kelileri" (Karçanı havanları), Karaçay`ın Urup İlçesinde Laba Nehri`nin kaynağı yakınlarında "Garalı kol" (Mineral kaynaklı vadi), Zağzan (efsaneye göre, Karça`nın Laba başında kurduğu ilk köy), Zağzan`ın yanında "Karçanı Buday Sabanı"(Karça`nın Buğday Tarlası) (yabanileşmiş buğday günümüzde de insanı şaşkınlığa ve hayrete düşürmektedir) ve daha başka eserler. Balkarya`da Bashan vadisinde "Karça Taş", aynı yerde "Kamğut Keşene" (Kamğut`un mozolesi) ve "Kara Taş". Yukarıda belirttiğimiz bütün bu yerler, eskiden Karaçay Halkının ziyaret ettikleri yerlerdir. Paganizmden Hristiyanlığa geçtikleri devirde (Karaçay`da öyle bir devrin varlığına, Ortaçağınh erken dönemlerinde yapılan çok sayıda Hristiyan mabedleri,( sözgelişi Sıntı`daki, Töben Arhız`daki Çuvana`daki mabedler) tanıklık etmektedirler) eski kutsal değerler tekrar hristiyan ruhu ile donatılmış ve hristiyanlık adına kullanılmıştır.Kyafar şehrindeki tanrılaştırılmış insan anıtları bunu doğrulamaktadır.Hristiyanlık devrinde bu anıtların omuzlarına, alınlarına haç işaretleri vuruldu(24). Benzer olaylar dinler tarihinde de az değildir. Mesela, önemli Hristiyan mabetlerinden biri olan Ayasofya, bir süre sonra camii oldu. Mekke`de putperestlerin kutsal olarak gördüğü taş müslümanlar için de kutsal oldu. Karaçaylar, eski kutsal hedeflerini yeniden İslâm ruhu ile kutsallaştırmaya başladıkları sıralarda, Kuzey Kafkasya ve onun içinde yer alan Karaçay da Rus sömürgeciler tarafından işgale uğradı. İşgalciler halkımızı ruhsal kültür anıtlarından uzaklaştırdı. O kutsal ziyaret yerlerine gidilmesini yasakladı. Kutsal yerlere giden yollar üzerine kontrol noktaları inşa edildi. Rusça pregradnenskaya stanitsa denilen engelleme merkezleri, storojevaya stanitsa denilen durdurma noktaları, kordonikskaya stanitsa denilen ve ziyaret yerlerini çembere alarak, ziyaretçilerin ulaşmasını engelleyen birimler oluşturuldu. Milli ve kutsal olarak bilinen yerlere ulaşma uzunca bir zaman imkansızlaştı.

Sovyet iktidarı yıllarında Karaçaylılar o kutsal yerlerine yeniden kavuştular. Ama yeni rejim de onların bu kutsal yerlerine gereken önemi vermedi. Yani onların gerçek değerlerinin halk tarafından öğrenilmesini engelledi. Böylece bu benzersiz tarih, unutuldu. Halk miskinleşti, insanlığın ilk uygarlıklarından birine ait olan bu emsalsiz eserleri, herhangi bir kimsenin mezarı gibi düşünmeye başladı. Bu durum karşısında,biz yaptığımız geniş karşılaştırmaların da yardımı ile tarihimizi açıklamak ve onu halkın anlayacağı bir ifade ile, halkımıza kim olduklarını düşündürmeyi ve hatırlatmayı amaç edindik.1922 yılında İ.S.İvanenkov "Karaçaevtsı"(Karaçaylar) adlı denemesinde "Cangız Terek" (Kutsal ağaç) olarak bilinen kutsal ağacın yaşını 1200 yıl olarak belirtti(22).Bu ağaca XII. yüzyılın başından itibaren niçin "kutsal" sışatı verildi? Gardizi`nin X. asırda yazdıklarına göre: Hazariyada halkının kutsal ağaca tapındığı Humara adlı bir şehir vardır(23). Humara şehrinin eskiden bulunduğu Kubran denilen bölgeye (ki bu bölge Karaçay`dır) Kabartaydan göç eden Çermesler"Humeren"demişlerdir.Humara`nın, Karaçay-Balkarların ataları olan Hazar Bulgarlarının bir şehri olduğunu arkeoloğ Hanafiy Bicioğlu açıklamıştır(24). Ağacı kutsal saymak cetlerimizin baş törenlerinden biri olmuştur. Kagankatvatsi, X.asırda yazdığı eserinde, Kuzey Kafkasya`daki Hunların kutsal koruluklarının olduğunu açıklamaktadır(25).VX. asrın başında İoann de Galonifontibus, Karaçaylıların (Kara çerkeslerin) yaşayışlarını ve törelerini anlatan eserinde, onların kilisenin yanına ağaçlar diktiklerini ve bu ağaçları kutsal olarak kabul ettiklerini,sonraları kiliseler yakılıp, yıkılıp ortadan kalktığında da bu ağaçlara tapındıklarını yazmaktadır(26).Ancak böyle bir şey olsa idi, savaşlarda ve çeşitli olaylar sonunda yanan veya yıkılan kiliselerin kalıntılarının olması gerekirdi. "Curtta Cangız Terek"in (Yalnız ağacın) çevresinde böyle bir kalıntı aradık ama bulamadık. Ağacın çevresinde, aynı ağacın fidanları vardı. Belki de Karaçay-Balkarlar, Hunların bu törenlerini kendilerininki gibi günümüze kadar sakladılar. XIX yüzyılın başında Y.Klaprot, "Karaçayların kutsal su kaynakları ve onların yanında kutsal korulukları vardı" demektedir(27). Bütün bu anlatılanlar gösteriyor ki; kutsal yerler ve eşyalar Karaçay-Balkar halkının eski ve benzersiz tarihinin koruyucuları olmuşlardır.

BÖLÜM II

6000 YILLIK KELİMELER

Yukarıda Karaçay-Balkar mitolojisinde geçen Sumer büyü sözleri, Sumer tanrıları ve törenleri, Karaçayda bulunan Tunç devrine ait mezarlardaki eşyalar ile Sumer sanat anıtlarının Karaçay eserleri ile benzerliklerinden söz edildi.Ancak benzerlikler bukadarla bitmemektedir. Bizim kart kataloğumuzda 3440 kelime bulunmaktadır(28). Bunlardan 540 kelime Karaçay-Balkar dili ile tam bir benzerlik göstermektedir. Geriye kalanlarla da, çeşitli mukayeseler sonucu büyük benzerlikler kurulabiliyor. Okuyucu Bu tür benzerlikler mümkündür diyecektir. Doğrudur. Ancak Türkçenin ilk hecesindeki d`-, c-, dz-, Z-, j-, s`-, y- sesleri, Sumer dilinde t-/d-, s-/z- seslerine dönüşüyorlar.

Aşağıda sunduğumuz örnekler, Sumer yazı dilinin, Karaçay-Malkar dilinin, özellikle de Malkar lehçesinin Bulgarcaya uzandığını göstermesi bakımından enteresandır.

Sum : Ada (baba)
Kbal: Ata (baba)

Sum : Ab-zi d-da (kutsal inek)
Kbal: Absatı (avcılık tanrısı)

Sum : A-ma (anne, ana)
Kbal: Amma (büyükanne, ihtiyar kadın)

Sum : Alan (Heykel)
Kbal: Alan (Karaçay-Balkarların birbirlerini çağırırken kullandıkları bir çağrı sözü)

Sum : Amar (hayvan yavrusu)
Kbal: Emer (emzikli çocuk)

Sum : An (yüksek, kuvvetli, büyük)
Kbal: En/eng/em; en/eng/em köb (en çok); en/em/eng igi (en iyi); (bkz."en" kelimesine)

Sum : A-na (ne?)
Kbal: Ne? (ne?)

Sum : Ba-a (ev)
Kbal: Baw (ambar, hayvan barınağı, ahır)

Sum : Ba-an-da (Destek, dayanak)
Kbal: Bağana (direk, destek)

Sum : Ba-ba (Bir kadın tanrının adı)
Kbal: Baba (cet, ata)

Sum : Bal (Balta)
Kbal: Balta (Balta)

Sum : Ba-ra (Tanrının odası, kutsal şey)
ETür: Barq (Bina+ yapım; mabet, tapınak)

Sum : Barun (ahır, tavla)
ETür: Barım I.Hayvanlar; mülk; barq ,bina, yapım (bkz."marun" kelimesine)

Sum : Bu-lu-ug (sınırın yakınındaki yer)
ETür: Bulung (1.köşe, 2.yerin bir tarafı 3.kenar. (Balkariyanın Çegem vadisinin en ucunda (en kenarda) Bulungu adında bir köy bulunmaktadır)

Sum : Bur (Taş kapı)
ETür: Burnaç/Buranç (Güğüm, testi, küp)

Sum : Buru (I) (delinmiş, delmek, oymak, deşmek, delik açmak, delip geçmek, çember)
Kbal: Bur- (çevirmek, döndürmek; buruv:çit)

Sum : Buru(II) (bozulma zamanı,sügli, aşağılık olmak, çökük(gözler için),
zorlayıp açmak, sıkmak,basmak)
Kbal: Buruş (buruşuk,kırışık.
ETür: Burqar-/burqur- (buruşmak,kırışık) Burqı (buruşuk.kırışık.buruşukluk içinde)
Burquğ (buruşuk,kırışık)

Sum : Buru (III) (boşaltmak, dökmek)
Kbal: Bürk-:(boca etmek,boşaltıvermek, saçmak,sıçratmak)
ETür: Bürkir-/bürkür-(serpmek,sıçratmak)

Sum : Dar (kırmak,yarmak)
Kbal: Car-/zar- (kırmak,yarmak)

Sum : Dagab (uzak,geniş,enli)
Kbal: Dangıl (uçsuz bucaksız,step, bozkır ile ilgili olarak)

Sum : Dara (koyu kırmızı tüy,kıl yün)
Kbal: Toru (doru)

Sum : Du (konuşmak, söylemek)
Kbal: De-(demek)
Sum : Dib (I) (kurdela, fiyonk, şerit)
Kbal: Cib/zib (kayış, kement, ip)

Sum : Dib (II) (lahza, an)
Kbal: Dıb (bir şeyin en küçük parçacığı)

Sum : Digir (temiz,aydınlık, parlak,beyefendi,bayan, hanım, hanımefendi)
Kbal: Teyri (tanrı) diğer Türk dillerinde: tengri/tangrı/tangar/tanrı v.b.(gök, gök tanrısı)(bkz.dimir.dingir kelimelerine)

Sum : Dig (dökmek, akıtmak, serpmek)
Kbal: Tök-(dökmek,akıtmak, serpmek) (bkz.di-ig, dug II kelimelerine)

Sum : Di-ig (dökmek, akıtmak, serpmek)
Kbal: Tök-(dökmek, akıtmak, serpmek) (bkz.dig, dug II kelimelerine)

Sum : Dimir (temiz, aydın, parlak; bey, beyefendi; bayan, hanım,
hanımefendi)
Kbal: Teyri (tanrı)
Diğer Türk dillerinde: tengri/tangri/tangar/tanrı (gök tanrısı) (bkz.digir. dingir kelimelerine)

Sum : Dingir (gök tanrısı)
Kbal: Teyri (tanrı)
Diğer Türk dillerinde: tengri/tangri/tangar/tanrı (gök tanrısı) (bkz.digir. dimir kelimelerine)

Sum : Diri (şaşırtıcı, şaşılacak, harikulade, fevkalade, güzel; beklenmedik, umulmadık; ani; olağanüstü)
Kbal: Tiri (Enerjik, kesin, hareketli; canlı; diri, sağ; çevik, çalak;
kıvrak, etkin, işlek)

Sum : Dubur -anatomi-(erbezi, husye)
Kbal: Dubur (erbezi, husye, sivilce; deride tümsekcik)

Sum : Dug II (dökmek, akıtmak, serpmek)
Kbal: Tök (dökmek, akıtmak, serpmek)
(bkz.dig, di-ig kelimelerine)

Sum : Dur I (lahza, bağlar, zincirler; sürgü; sürme; tıkaç)
Kbal: Curun (kumaş parçası)
ETür: Yurun (ipek parça)

Sum : Dur II (bulunmak; ikamet yeri olmak; yaşamak)
Kbal: Tur (1.Ayağa kalkmak,çıkmak, kalkmak; 2.durmak, dikilmek; 3.Yaşamak,
oturmak)

Sum : Dur III (gitmek)
Kbal: Cür! (Gidin!)
(bkz.du-ur kelimesine)

Sum : Du-u ıv (güçlü olmak, kuvvetli olmak)
Kbal: Tuw:Tuw sanlı (sert, güçlü, pehlivan beden yapılı)

Sum : Du-u v (erkek evlat,oğul)
Kbal: Tuw (doğmak)

Sum : Du-ur (gitmek
Kbal: Cür! (gidin!)
(bkz.dur III. kelimeye)

Sum : E (ev)
Kbal: üy (ev)
(krş.ETürk:eb, ev, eş, üy, üv,(ev))

Sum : Ellag (file, ağ)
Kbal: Elek (elek)

Sum : E-me (dil)
Kbal: Em- (emmek)

Sum : En I (yüksek, yukarıda; yüksek, gür; ünlü)
Kbal: En/eng/em (en-söz gelimi en iyi-; çok, pek, gayet) (bkz. an kelimesine)

Sum : En II (tortu, çökelti, telve)
Kbal: En (inmek, çökmek)

Sum : Eren (ordu)
Kbal: Er (koca, eş; adam; cesur)
ETür: Eren (koca, adam,asker, savaşçı) (bkz. Eri kelimesine)

Sum : E-rib (deriyi işleyici;sepileyici, derici, ayakkabıcı, kunduracı, saraç)
Kbal: Erik (işlenmenin ilk derecesinden geçen deri)

Sum : Eş I (üç)
Kbal: Üç (üç)

Sum : Eş II (ip, urgan)
Kbal: Eş (bükmek-ipi, urganı-)

Sum : Eş III (çalışma, işleme)
Kbal: İş (çalışma, işleme)

Sum : Ga-a (Dikmek, oturtmak, koymak; yatırmak, saptamak)
Kbal: Qala (yığmak, üst üste yığmak)
ETür: Qa (yığmak, örmek, beraber koymak, beraber yatırmak)

Sum : Ga-ad (keten)
Kbal: Geten/keten (keten bezi) (bkz. ga-da kelimesine)

Sum : Ga-al (oturmak; durmak, kalmak, bulunmak; ikamet yeri olmak, yaşamak)
Kbal: Qal- (kalmak, durmak, yaşamak)

Sum : Ga-am (orak, eğri kılıç)
Kbal: Qama (hançer, kama) (bkz. ka-am kelimesine)

Sum : Ga-ar (yakılıp yıkılan, kırılıp geçirilen)
Kbal: Qır- (yakıp yıkmak, kırıp geçirmek)

Sum : Ga-da (keten; keten bezi, giyim)
Kbal: Geten/keten (keten bezi)
(bkz. ga-ad kelimesine)

Sum : Gal I (olmak, bulunmak, kalmak)
Kbal: Qal (kalmak, durmak)

Sum : Gal II (almak, tutmak)
Kbal: Al (almak

Sum : Gallu (Demon?)
Kbal: Gollu (Pagan tanrılardan biri)

Sum : Ga-nam (koyun)
Kbal: Qoy (koyun)
ETür: Qon/qoyun/qoy(koyun)

Sum : Gaz Kırmak)
Kbal: Qaz- (kazmak, açmak, bellemek)

Sum : Ge (gece, kara, siyah)
Kbal: Keçe (gece)

Sum : Gi-bi-il (yeni, taze)
Kbal: Göbel (yenilenmiş):(ısınmasız, adam vb.

Sum : Gi-du-ru (sık kamışlık, sazlık)
Kbal: Gadura (kamıştan veya ottan yapılmış süzgeç)

Sum : Gi-e III (mesaj, mektup; gönderme, sevk etme)
Kbal: İy (göndermek, yollamak)

Sum : Gi-e ıv (yay)
Kbal: Caya/zaya (yay)

Sum : Gi-es-tu (kulak; akıl, us)
Kbal: Eşit (duymak, işitmek)
Eşitiw (duyma, işitme)

Sum : Gigir (yük/at arabası)
Kbal: Cıgırık (tekerlekcik, çarkcık)

Sum : Gi-şi (er, adam)
Kbal: Kişi (er, adam)

Sum : Gim (gibi)
Kbal: Kibik (gibi)

Sum : Gişik (kapı)
Kbal: Eşik (kapı)

Sum : Gub (durmak, dikilmek)
Kbal: Qob (ayağa kalkmak)

Sum : Gu-la (büyük, ulu)
Kbal: Ullu (büyük, ulu)

Sum : Gur (zahire ambarı)
Kbal: Gürbe (ambarın tahıl bölmesi)

Sum : Gu-ud (sert, cesur)
Kbal: Qut (yaşam kuvveti; ruh, hayır; başarı, meziyet, üstünlük, büyüklük,
azamet, yücelik, ululuk)

Sum : Gu-ug (atlamak, fırlamak; beklenmedik bir sırada ziyaret etmek;
saldırmak, basmak, baskın yapmak; atılmak, gafil avlamak)
Kbal: Quw (sürmek, kovmak,savmak, kovalamak, takip etmek)

Sum : Gu-un/ gu-nu/ gun-nu (mavi, lacivert, çivit mavisi, açık mavi, gök mavisi
Gunnu/hunnu (hun?): hunların eski törelerinden biri yüzlerini mavi
boyamaktır.

Sum : Hu (kuş)
Kbal: Quw (kuş tüyü)Quş (kartal)
ETür: Quğu (kuğu)

Sum : Hur (kamp kurmak, ordugah kurmak)
Kbal: Qur (kurmak, yapmak, düzenlemek, toparlamak, toplamak, bir araya getirmek)

Sum : İ-a (yağ)
Kbal: Caw/zaw (yağ)

Sum : İl (taşımak, getirmek)
Kbal: Elt- (taşımak, getirmek)

Sum : İnanna (başka işlerle beraber Dokumacılık tanrısı.
Kbal: İnay (dokumacılık tanrısı)

Sum : İr (Köle)
Kbal: Er (Koca, eş; adam; erkek) (bkz.eren, eri kelimelerine)


Sum : Ka-am (orak, eğri kılıç)
Kbal: Qama (hançer, kama) (bkz.ga-am kelimesine)

Sum : Ka-aş (Koşmak)
Kbal: Qaç (Koşmak,koşarak uzaklaşmak, kaçmak)

Sum : Kaz (yırtmak; parça parça etmek; yırtılmak, kesmek)
Kbal: Qaz (kazmak, açmak,eşmek; bellemek) (bkz. gaz kelimesine)

Sum : Kid (ayrı; ayrı eşya)
Kbal: Ket- (gitmek, ayrılmak, çekinmek, geçmek, ortadan kalkmak, yok olmak, kaybolmak, ölmek)

Sum : Ki-e (Getirmek, götürmek)
Kbal: Gelmek, varmak, ortaya çıkmak, oluşmak, meydana gelmek

Sum : Ki-eş-ta (birbirine bağlamak; düğümlemek)
Kbal: Kişen (köstek, bukağı)
ETür: Kişâ (kösteklemek. düğümlemek)

Sum : Kug (aydınlık, aydın, parlak, temiz, arıtılmış, gümüş)
Kbal: Kök (gök, açık mavi/ kümüş:Gümüş)

Sum : Kug-me a-zi (aydın(parlak), temizlenmiş gümüş)
Kbal: Kümüş (gümüş) (bkz.kug kelimesine)

Sum : Kur (dağ)
ETür: Qır (yayla, plato)

Sum : Kurum (beklemek, gözetlemek)
Kbal: Qoru (beklemek, gözetlemek)

Sum : Ku-şu-um (çiğnemek)
Kbal: Küwşen (çiğnemek)

Sum : Ku-un (parlamak(ışık ile ilgili), tutuşuvermek)
Kbal: Kün (güneş)

Sum : Ku-uş (Tanrı kuvveti; iktidar)
Kbal: Küç (güç, kuvvet)
Sum : Ma (ben)
Kbal: Men (ben (bkz. ma-e, men kelimelerine)

Sum : Ma-e (ben)
Kbal: Men (ben) (bkz. ma, men kelimelerine)

Sum : Mah (kudretli, güçlü. kuvvetli; büyük, azametli; ulu, heybetli,haşmetli)
Kbal: Mahdaw (övgü, şan, göklere çıkarmak)

Sum : Marun (ahır, tavla)
ETür: Barım(mülk-hayvanlara ait-) bark (bina)
(bkz. Barun kelimesine)
Sum : Makkaş (bağırtı, bağırış, nara, yaygara, çığlık, feryat, viyaklama, ötüş, ses)
Kbal: Maqır (melemek)

Sum : Me-en (taç, hale; dal ve yapraklar)
Kbal: Min- (çıkmak. kalkmak; kopmak, yükselmek; binmek)

Sum : Men (ben)
Kbal: Men (ben)
(bkz. ma, ma-e kelimelerine)

Sum : Mu-ru (orta; duvar, bölme)
Kbal: Buruw (çit)
(bkz. bu-ru I kelimesine)

Sum : Nar (şarkı)
Kbal: İynar (aşk şarkısı)

Sum : Sag (baş)
Kbal: Saqal (sakal);

Sum : Si-ba (çoban, ev hayvanlarının koruyucusu tanrı Dumuzi`nin sıfatı)
Kbal: Çoppa (ev hayvanlarını koruyucu tanrı)

Sum : Sidug (dere)
Kbal: Siydik (sidik, idrar)

Sum : Si-ir(şarkı söylemek, okumak; şikayet etmek, yakınmak, sızlanmak, dert
yanmak)
Kbal: Cır/zır (şarkı)

Sum : Sil (kesmek-lokmalar yapmak-, parça parça kesmek, doğramak, kesikler
içinde bırakmak)
Kbal: Sıl (kesikler içinde bırakmak, doğramak, kesmek, parça parça kesmek)

Sum : Si-la ıv (yol,sokak)
Kbal: Col/zol (yol)
(bkz.sulu kelimesine)

Sum : Sug I (durmak, dikilmek)
Kbal: Süye (durdurmak, dikiltmek)

Sum : Sug II (girmek; gelmek,varmak)
Kbal: Suq (sokmak, sokuşturmak)

Sum : Sud (çerezlemek, çiğnemek)
Kbal: Cut/zut (yutmak)

Sum : Sulu (sokak, yol)
Kbal: Col/zol (yol)
(bkz. si-la kelimesine)

Sum : Sun (sulama kabı)
Kbal: Sümmek/sünmek (emzik-mesela; çaydanlığın emziği, sulama kabının emziği)

Sum : Sur (daire)
Kbal: Curt/zurt (yurt, vatan)

Sum : Ta-ab (kapamak, kapatmak,kilitlemek)
Kbal: Cab/zab (kapamak, kapatmak,kilitlemek)

Sum : Tam (amir)
Kbal: Tamada/tamataETür: Tam (duvar)
bütün türklerde : Tam (ev)

Sum : Tu (doğurmak, doğum yapmak)
Kbal: Tuw (doğmak, dünyaya gelmek)

Sum : Tuş (oturmak, yaşamak)
Kbal: Tüş (düşmek, inmek, durmak, kalmak, yerleşmek)

Sum : Tu-u vurmak. dövmek, çarpmak)
Kbal: Tüy (dövmek, dayak atmak)

Sum : U (o)
Kbal: O, ol (o)

Sum : U (on)
Kbal: On (on)

Sum : U-ga (karga)
Kbal: Uku (baykuş)

Sum : Uh (zehir)
Kbal: Uw (zehir)

Sum : Ulu (kabarmak, şişmek, yükselmek(suyu yükselmesi)
Kbal: Ullu (büyük, ulu) (bkz. ullu kelimesine)

Sum : Ullu (Güçlü, kuvvetli)
Kbal: Ullu (büyük, ulu)(bkz. ulu kelimesine)

Sum:: Umu (akıl, us; niyet, kasıt; irade, istek)
Kbal: Umut (umut, ümit; niyet, kasıt; irade, istek)

Sum : Ur I (zorlamak, zorlayıp açmak, kırmak, ezmek, dövmek)
Kbal: Ur (vurmak, dövmek)

Sum : Ur II (şişmek, kabarmak, yükselmek(suyun yükselmesi), gür olmak; görkemli olmak)
Kbal: Ür (esmek)

Sum : Ur III (biçmek, oraklamak, ürün kaldırmak)
Kbal: Or/ ur (biçmek, oraklamak, ürün kaldırmak)

Sum : Uraş I (fırtına; hücum, baskı; nöbet, kriz, buhran)
Kbal: Uruş (savaş, harp, dövüş, kavga, arbede)

Sum : Uraş II (sır)
Kbal: Urla (çalmak-sır almak-,hırsızlık etmek;Uru (hırsızlık)

Sum : U-ru (fırtına; hücum, baskı; siklon)
Kbal: Ur (vurmak, dövmek; çarpmak)
(bkz. uraş I kelimesine)

Sum : Us (Gitmek, yürümek, geçmek)
Kbal: Oz (Gitmek, yürümek, geçmek)

Sum : Uş (ölmek)
Kbal: Uç (uçmak, gitmek, geçme)
ETür: Uç (ortadan kalkmak. yok olmak, ölmek)

Sum : U-ug III (parça parça olmuş, ufalanmış, övütülmüş; küçük; zayıf;
mevzun; seyrek, nadir, nadide, az bulunur; sıvı, cıvık, sulu)
Kbal: Uw (ufalamak, küçülmek, doğramak, kıymak)

Sum : U-uş ( yan taraf, yön; komşu(sınırdaş)
Kbal: Uç (son, bitim, uç, kenar)
(bkz. uş kelimesine)

Sum : Uş II (yan taraf, yön, komşu-sınırdaş-)
Kbal: Uç (son, bitim, uç, kenar) (bkz.u-uf kelimesine)

Sum : Za-ag (uzak, uzun)
Kbal: Uzaq (uzak, uzun)

Sum : Za-e (sen)
Kbal: Sen (sen)

Sum : Zag(yan taraf,yön)
Kbal: Caq, zaq(yan taraf,yön)

Sum : Zarih (küçük kazık, ahşap çivi)
Kbal: Carqa/zarqa (istif edilmiş odun; odun)

Sum : Zi-bi-in (böcek, haşere; çekirgenin bir türü)
Kbal: Çibin/tsibin (sinek)

Sum : Zi ( çıkmak, kalkmak, ayağa kalkmak)
Kbal: Çıq/tsıq (çıkmak, kalkmak)

Sum : Zig (çıkan, kalkan)
Kbal: Çıq/tsıq (çıkmak, kalkmak)

Sum: Zid (sert olmak, sağlam biçimde durmak, sağlam biçimde dikilmek; değişmez; düzenli, sürekli, devamlı; her zamanki; dayanıklı; oturaklı; kararlı; istikrarlı; yasal, kanuni, meşru ; şaşmaz olmak, keskin olmak; düzgün olmak; kurallı olmak; doğru olmak; yüksek olmak; çıkmak, kalkmak, durmak, yükselmek, artmak)
Kbal: Cet/zet (varmak, ulaşmak, gelmek,erişmek, bulmak)

Sum : Zi-il (iyi olmak, çok güzel olmak, mükemmel olmak; aydın, parlak)
Kbal: Cıltıra/zıltıra (ışıldamak, parlamak, parıldamak) (bkz. zil kelimesine)

Sum : Zil (iyi olmak,çok güzel olmak, mükemmel olmak; aydın, parlak)
Kbal: Cıltıra/zıltıra (ışıldamak, parlamak, parıldamak) (bkz. zi-il kelimesine)

Sum : Zur (bakmak; dua etmek; istemek)
Kbal: Sor (sormak)

Sum : pe-eş (kardeş)
Kbal: peşe omraw (baş omur)
ETür: peşe (baba, kardeş) (bkz. şeş kelimesine)

Sum : pu II (örtmek; döşemek, sermek)
Kbal: Cuwurğan/zuwurğan (yorgan)

Sum : pu ıv (bu, şu)
Bütün Türklerde: pu (bu,şu)

Bu Sumer-Türk kelime benzerlikleri dizisinde, Sumer dilinde "tab" (kapatmak, kilitlemek), Türk dillerinde ;"Yab, cab, jab, zab" vb. Sumer dilindeki "Sir" kelimesi, Türk dillerinde "yır,cır,jır,zır" benzerliklerini, Sumerce "zag" kelimesi de; Türkçe`de "yaq, caq, jaq, zan" kelimelerine benzerlik gösteriyor. Bütün bu örneklerden şöyle bir sistem oluşuyor: "d`-, c-, dz-, z-, j-, s`-, y-" gibi Türk başlangıçlar, Sumer dilinde "t-/d-, s-/z-" başlangıçlarına dönüşüyor. Sumer yazı dilinin bu özelliği Karaçay-Balkar dilinin, Malkar lehçesinin eski Bulgarcaya uzandığının bir delili oluyor.

BÖLÜM III

ESKİ BULGARİYA - ESKİ KARAÇAY-BALKARİYA ULU KAFKAS DAĞIN ZİNCİRİNDE

"Arşak`ın(M.Ö.II, asırda yaşamış Ermeni kralı. S.B.) ve Arşak`ın oğlunun zamanlarında, ulu Kafkas Dağları zincirinde, Bulgarların yaşadıkları yerlerde karışıklıklar oldu..." I. asırda yaşamış Suriyeli yazar Mar-Abas Katina`nın bu ifadesi, V. asrın tarihçilerinden Ermeni Movses Horenatsi`nin kitabı ile günümüze ulaştı(29). Çuvaş halkının yaşadığını ortaya çıkaran arkeolog V.F.Kahovskiy "Bulgarların milattan önce II.asırda anması anahronizme sayılıyor(M.İ.Artamonov, İstoriya Hazar, s.79) Fakat (belirtilen karışıklıkların sonlarında Kobandan göç olmuştur.S.B.) Bulgarların, II. ve III. asırlarda Ermenistanda yaşamış oldukları inkar edilemez. Çünkü Mar-Abas Katina`nın zamanında Araks nehrinin başında Bulgar sömürgelerinin olduğu bir gerçektir (İ.İ. popen Novıe zametki na drevnie istorii Kavkaza i ego obitateley. SPb.,1866, pr.143)"(30).

Milattan önce Çinliler, Hunlardan kurtulmak için büyük Çin Seddini yaptılar. Hunlar da savaşarak yavaş yavaş batıya ilerleyerek, 375 senesinde Don Nehrine ulaştılar ve onu Azak denizinin kuzeyinden geçtiler. Don Nehrinin sağ tarafında Atsildzuri, Alpidzuri, İtimari, Tunkarsi, Poiski denilen kabileler bunların yollarını kestiler. Ama Hunlar bu kabileleri yenerek hakimiyetleri altına aldılar. Sonradan belirlendi ki, o yerli kabileler de Hun halkı idi(31). O etnonimlerin ilk ikisinin kökenleri -alp ve tsori (<çora)-kelimeleri Türk dillerinde kullanılıyordu. Bunlardan birincisi,"atıcı. nişancı; kahraman, bahadır; cesur, yürekli, gözü pek; yiğitlik, mertlik" manalarına geliyordu(32). İkincisi "has isim, ünvan" manalarındaydı(33). O kaynağı yorumlayarak Rusçaya çeviren E.Ç.Skrjinskaya "Hunların istilasından 150 yıl önce Hun kabileleri, yani batıdaki bölümleri, Azak Denizine, sonra da Don nehri ve Kırıma geldi. Daha sonra da Kerç boğazını geçerek onlarla karşılaştı" demektedir (34). İhtimal ki onlar, I. asrın yazarı Mar-Abas Katina`nın andığı Bulgar kabilelerin öncüleri idiler. Milattan önce II. asırda Ulu Kafkas Dağı`nın, "Bulgarların Yeri" adını da taşıması için asırların geçmesi gerekirdi. Ama onlar Bulgarlar mıdır, Balkarlar mıdır? Erken Ortaçağlı kaynaklara bakıyoruz, VIII asırda Ermeni coğrafyacı Ananiy pirakatsi, Koban Bulgar kabilelerinin adlarını şöyle belirtiyor: "Kupi-Bulğar, Duçi-Bulkar, Oghondor-Blkar, Çdar(veya Kitar)-Bolkar ve onlara akraba olan Kotraglar"(35). Bir halka verilen bu dört ad, dört Bulgar lehçesinin özellikleri gibi dört ayrı şekilde ifade ediliyor. Onların arasında Blkar/Bolkar, Karaçay-Balkar halkının bir bölümünün adı oluyor. Üstelik VIII. asrın coğrafyası içinde Karaçay etnoniminin çarpıtılmış bir prototipi de var. "Bulğarlar ve Pont (Kara-S.B.) denizin arasında Garşa, Kut svanlar yaşıyorlardı"(36).
Komşu Abaza halk, Karaçaylara bu gün bile Qarça/Qarşa demektedir.

Feofanın (760-818) söylediğine göre, ortaçağın başında "gölden (azak denizden s.b.),Kufis nehrine kadar uzanan alanda eski Ulu Bulğariya ile beraber (komşu olarak S.B.), onlara akraba olan Kotraglar yaşamaktaydı. Batı Konstantin`in (641-688 s.b.) zamanında, Bulğariya`nın ve Kotragların hakimi Krovat (Kubrat S.B.) öldü. Onun beş oğlu vardı. Ölmeden onlara şöyle vasiyet etti; "Geniş alanlara hükmetmek ve başka halklara köle olmamak için sakın birbirinizden ayrılmayın". Ama o öldükten kısa bir zaman sonra beş oğlu birbirinden ayrıldı ve her biri kendisine bağlı halkı ile beraber uzaklaştı. Krovat`ın , Batbayan ismini taşıyan ilk oğlu ise, o babasının vasiyetini tutarak, atalarının yerinde kaldı, şimdi de duruyor... İşte böyle onlar beş bölüme parçalanıp, azaldıkça Berziliyanın (birinci Sarmatiyanın) tarihinden Hazar halkı meydana geldi ve Pont denize kadar bütün topraklara hakim oldu. O halk birinci Bulgariyanın hakimini, ilk kardeş Batbayanı, vergi vermek zorunda bıraktı ve ondan şimdiye kadar vergi alınıyordu"(37).

Batbayanın Bulgarları - Karaçay-Balkar halkının cetlerinden bir kısmı-kendilerine bağlı olan Alanlarla beraber Mingi Taw`a sıkıştırılmışlardı. Burada yüzyıllarca beraber yaşamaları sonucu yeni bir halk oluştu. Bu yeni halk "Alan" adını muhafaza eti. Karaçay-Balkar halkı bu gün de birbirlerine "Alan!" diye hitap etmektedirler. Kuzey Kafkasya`da onlardan başka hiç kimse bu adı kendi öz adı gibi kullanmamaktadır. Karaçaylar ve Balkarlar`a, ataları olan Alan-Bulgarlar`dan gelişmiş bir kültür, miras olarak kaldı. 1404 yılında İoann de Galonifontibus şöyle yazmaktadır: "Onların (çeşitli kaynaklarda Karaçerkes de, Karaçioli de denilen halkın S.B.) kendilerine mahsus dil ve yazıları vardır"(38). Arkeolog E.P.Alekseeva, İoann de Galonifontibus`un yazılarını incelediği çalışmasında "Karaçay ve Balkarlar`-ın atalarının kullandığı yazının, Bulgarlar`ın runik yazısı olduğuna şüphe yoktur. Erken ortaçağda görülen bu yazı, Karaçaylar`da geç ortaçağa kadar kullanıldı ve muhafaza edildi. Bir diğer varsayım ise; Karaçaylar`ın Arap yazısını kullandıkları şeklindedir. Karaçay bölgesinde (Töben Arhız şehrinin eskiden bulunduğu yerde) XI-XII asırlarda yapıldığı sanılan Arapça kitabeler bulundu. Arap yazısının kullanılması belki XV. asıra kadar devam etti. Nihayet üçüncü hipotezim de şudur: Karaçaylar ve Çerkesler Yunan yazısını öğrenmişlerdir. Çünkü onlar, Bizans Yunanlarının etkisi ile Hristiyan olmuşlardı" demektedir(39). İoann de Galonifontibus`un çalışmalarını biz de inceledik(40). Bize göre yukarıda belirtilen görüşlerden yalnızca birincisinin geçerliliği bulunmaktadır. Erken orta çağda ortaya çıkan runik yazı, Karaçaylar vasıtası ile geç orta çağa, xv.asra kadar korunarak geldi. Karaçayda ve ona komşu olan ilçelerde, yani batıda Laba vadisinin yukarısından, doğuda Oğarı Çegem köyüne ve Bashan vadisinin yukarısına kadar, güneyde Mingi-Tav`ın batı aşağısından kuzeyde Gum nehrinin kenarında Obilnoe köyüne kadar uzayan alanda 1960 yılından günümüze kadar yaptığımız çalışmalarda bulduğumuz Bulgar lehçesindeki 74 runik yazıt (41) birinci hipotezi destekler mahiyettedir.

"ALAN" KARAÇAY-BALKAR HALKININ ÖZ ADIDIR"

Bu çağrıların birincisi tekil, ikincisi çoğuldur. Bu kelimeler Karaçay-Balkar halkı arasında çok sık olarak kullanılmaktadır. V.İ.Abaev, Karaçay-Balkarlar`a başka halkların da, mesela Mingreller`in "alani", Karanogaylar`-ın "Alan" dediklerini yazmaktadır.Fakat Abaev, Karaçay-Balkarlar`a "Alan" sözünün Osetlerden geçtiğini iddia etmektedir(42). Ancak bu kelimenin, Karaçay-Balkarlar`dan başka Kuzey Kafkasya`da hiç bir halkın dilinde olmayışı ve Alanlar`ın da Türk dilli olmaları Abaev`in düşüncesini geçersiz kılmaktadır.

1796 senesinde Y.Reyneggs, Kafkas sıradağlarının vadilerinde "Kafkas-tatar dilinde" konuşan Alan halkına dair bilgiler yayınladı(43). Y.Pototski, 1798 yılındaki Kuzey Kafkasya gezisini anlatırken, Koban dağlarında Svanetiya ile komşu olarak yaşayan 1000 kadar Alan`ın varlığından bahsetmektedir(44). Y.Klaprot`un yazıları(45) ve bölgede bulunan çok sayıdaki mezar , Reyneggs ve Pototski`nin bahsettiği insanların Karaçaylar olduğunu göstermektedir.
XVII-XVIII. asırlarda yapılan haritalarda Karaçay bölgesine Alaniya denilmiştir(46). İ.V.Pahovskoy, 1833 yılında yaptığı haritada aynı bölgeyi "Alanetler-Karaçaylar" şeklinde ifade etmiştir(47). "Kafkas-Tatar dili" kullanan Alanların aynı bölgede XIV. asırda yaşadıklarını, o devrin Arap coğrafyacısı Abulfena`nın yazıları ortaya koymaktadır. "Ve İbn Said diyor ki: Arkişilerden doğuda, deniz kenarında bir Ancaz şehri vardır. Ancaz şehrinin de doğusunda bir Alan şehri bulunmaktadır. Onun nüfusu Alan halkındandır ve onlar hristiyanlaşan Türklerdir. Alanlar, kapılar kapısının ardında yaşamaktadırlar ve nüfusları oldukça fazladır. Onlarla komşu olarak yaşayan bir Türk halkı vardır. Bu halka "As" diyorlar. Onların kendilerine has töreleri vardır(48). "İbn Said`e göre, Kafkas halklarının en batıdaki halkı, Kasa halkı idi. Bunlar Rus vakainamelerindeki Kasoglar`dır. Onlardan doğuda Arkeşiler (veya Arkişiler), Abhazlar ve Alanlar yaşamışlardır. Bunların hepsi de Hristiyan dinine mensup olup, Abhazların dışındakiler Türk kavminden sayılmışlardır(49). Abulfeda, XIII. asrın yazarı İbn Said`e atfen yazdıkları yukarıdaki bilgilere açıklık kazandırmak için bunları ilave etmekte yarar görmekteyiz.

Kuzey Kafkasya`da yaşayan Alanlar`ın, milattan önce de Türk dilinde konuştuklarını doğrulayan hususlar vardır. Çinin Han` hanedadının vakainamesinde şöyle yazılmaktadır: "Mete`nin (veya Moda`nın) saltanatı sırasında, Milattan önce 209-179 seneler arasında, Hunnu devleti, pimal denizine (Kaspiy denizine) ulaşarak, bütün Orta Asya`yı egemenliği altına almıştır. Buradan Kuzey ve Batı bölümlere dağılmıştır. İkinciyi yani batı bölümünü oluşturan halklar bellidir.Bunlar: Kaangüy-Amuderya`ya kadar, Yua-Ci güneybatıya ta Kaspiy denize kadar ve Yao-fe de kuzeye dağılmışlardır. K.A.İnostrantsev "Nunnu i Gunnu" ("Hunlar ve Gunlar" S.B.) (inostrantsev, 1926) adlı kitabında kullandığı vakainamelerde o halkların adlarını farklı çevirmiş ve iki kabile daha daha eklemiştir. Bunlar; Kangüy`den batıda Su-da,Yan`-tsay ve Alan`-ya. Son grup yani Alan`-ya Şimal denizinin (Kaspiy`in) kenarındadır" (50). N.A.Baskakov, eski kaynaklardaki ifadeleri karşılaştırarak "Moda"nın saltanatı sırasında Türk kabilelerin Doğu Avrupa`ya girerek oradaki halkları fethettiğini ve belki de onlarla karıştıklarına hükmetti. V.Radlov "K voprosu ob uygurah" (Uygurlar hakkında) adlı kitabında (Radlov, 1893) Avrupa`da I. asrın sonunda, Kaspiy Denizi`nin civarında yaşayan Skiflerle hunların özdeşleştiklerine dair Klovdiy Ptolemey ve Dionisiy Liviyacı`nın görüşlerine yer vermektedir. Moda, Hunları egemenliği altına aldığı için, yapılarında Hun, Türk ve Moğol öğlerin yer aldığını düşünelim. Çok ihtimaldir ki, Alikanus Kabilesi daha erken devirlerde Moda`nın egemenliği altında olmuş ve onun imparatorluğunun, Yao-pa ve Yassam gibi bir bölümü Türkleşen Alanlardan oluşmuştur. Üstelik günümüzde de belirtildiğine göre, I. ve II. asırlarda Alanlar ve Yasslar, Kaspiy denizi yanında yaşayan kabilelerdir"(51). X. asırda Yahudi-Hazar mektuplarından bellidir ki, Alikanus, Hazarların önemli bölümlerinden biridir. "Yahudi tarihçi İosippon`un sıralamasında on Hazar soyu yer almaktadır. Bunlar: 1.Kozar 2.Patsinak 3.Alikanus 4.Bulgar 5.Ragbina 6.Turki 7.Buz 8.Zabuk 9.Ungari 10.Tilmats"(52). Alanlar`ın (Alikanus`un) kabilesinin Çin kaynaklarındaki Yan-tsay veya Yao-fa(yassam) ve daha başka halklarla beraber Moda`nın devletine girmiş olan Alan-ya ile özdeşleştiğini varsaymak mümkündür. O halkların birleşmesine, ilkönce egemen sınıf gibi Hun-Türk-Moğol ögeler katılmıştır. Çünkü, Çin kaynaklarından bize belırtildiğine göre, Moda`nın impartorluğunun devrinde esas egemenlik, Moda`nın soyundan, Hunlardan, altı prens ve onların altı yardımcısına ait olmuştur. Onlar da ordularının yardımı ile bütün eyaletleri, onlarla beraber kenar batı eyaletlerini de yönetmişlerdir(53). Alanların anlatıldığı "Kafkas-Tatar dilinin" veya eski Karaçay-Balkar dilinin anıtlarını A.M.Bayramkul Ulu ve M.A.Habiç Ulu incelediler. M.A Habiç Ulu`nun redaktörlüğünde A.M.Bayramkul Ulu`nun konu hakkında bir yazısı yayınlandı. Yazar, orada V.İ.Abaev ve diğer İranistlerle de tartışarak Alan-As etnik adlarını, özel isimleri ve soy isimlerini incelemektedir. Bayramkul`un çalışmasına konu olan adlar şunlardır:

Sarmat kabilelerinin adları: Alanorsoy, Roksolanlar.
Duhs-as: İbn Ruste`nin X. asırda kullandığıbir etnik terim.
Dahs-as: Kuzey Kafkasya`da bir Alan kabilesinin adı.
Tulas (tawlas< tawlu as teriminin arap harflerle yazıldığının transliterasyonu S.B.): Kuzey Kafkasya`daki bir Türk kabilesinin İbn Ruste`deki adı.
Azkeş: Abhazların yanında VIII. yüzyılda yaşamış olan Türk kabilesinin adı.
Azgişi: İbn Hordadbeh'in (XI.asır) Türk halkları hakkındaki yazısında geçen bir Türk kabilenin adı.
Keş : Dağıstan`da yaşayan bir Alan kabilenin adı.
Yazıglar: Roksalonların, Strabon tarafından belirtilen bir diğer adı.
Satrlar (Sadağlar, Sadagariler): V. asırda Balkan yarımadasında yaşamış bir Alan kabilesinin adı.
Aruehyanlar: V.asırda Movses Horenatsi`nin zikrettiği bir Alan soylu adı.
Altı az: V-VIII. asırlarda Tuva`da eski bir Türk kabilesinin adı.
Tual: Kuzey Kafkasya`da VIII asırda yazılmış bir "Ermeni Coğrafyası"nda anılan bir Alan kabilesinin adı.
Maskut: Dağıstan`da yaşayan bir Alan kabilesinin adı.
Hatirlitber: Astarhan`ın soyunun adı.
İr-İran : XII. asırda Bizanslı tarihçi Evstafiy`in Alanlara verdiği ad.
Akas: XIII.asırda Kuzey-Batı Kafkasya`daki bir Alan kabilesinin adı.
Açias: Akas`ların bir diğer adları.
Ahasarpahavan : XIII.asırda Kafkasya`da bir Alan kabilesinin adı.
Ol as : XIII.asırda Kırım`da yaşayan As`ların adı.
Yaz-ok : XIII-XIV. asırlarda Macaristan`da yaşayan As`ların adı.
Edeki: Kafkas sıradağlarında Alanlar`ın Svanetiya`ya komşu olarak yaşayan bölümünün adı.
Cetey : Alan`ların bir diğer adı.
Aytekki Alan : XVIII-XIX. asırlarda Adıgların Temirgoy kabilesi içinde yer alan Alan soyunun adı.
Azge: XIX. asrın başında Adıgeyada pavgaşi-Baleye nehrinin kaynağında yaşayan Alan kabilesinin adı.
Dan : Aynı bölgede yaşayan bir diğer Alan kabilesi.
Karaman: Sabır denilen Türkmen kabilesi içinde yer alan kolun adı.
Olam/Ulam, Kulas: VI. asırda Kuzey Kafkasya`dan göçenlerin içinde Zahariy Ritor`un tesbit ettiği Alan adı.
Aras : XII. asırda Dağıstan`da yaşayan bir kabilenin adı.
Qabqanas: VIII. asırda Altay`da bir Türk kabilesinin adı.
Kütassi: XVII. asırda Abhaziyadaki bir kabilenin adı.
Tabalanlar : XII. asırda Dağıstandaki bir kabilenin adı.
Tolani : XVIII. asırda bir Adıg kabilesinin adı.
Baylag-as, D`eti-as, Tört-ac : Altay`daki bir soy adı.
Qaras: Bir Nogay soyunun adı.
Ekuas: XIX. asrın başında bir papsug kabilesinin adı.
Alda Alana: Alan hatununun, Abhaz kralı Georgiy`in (XI.asır) karısının adı ve soy adı.
Kaçir-ukula: Tatar-Moğol orduları ile uzun zaman savaşan As prensinin adı.
Buriberdi: XIV asırda Mingi-Tav bölgesinde As`ların hükümdarı(54).

Yazar, burada belirtilen etnonimleri, isimleri, soy isimlerini incelemesinin sonucunda şu yargıya varmıştır:

1. Alan-As etnonimlerinin asıl parçası Türk kelimeleridir.

2. Alanların-Asların Türk adlarına miladın başından itibaren rastlanmaktadır. Ama milattan önceki II.asırdan önceki tarihlerde Alan halkı hakkında hiç bir bilgi yoktur.

Yukarıda belirtilen kelimelerin etimolojilerinde inandırıcı olmayanların varlığını da belirtmek isteriz. Mesela; iron (yazar iran terimini anlatıyor) etnoniminin, Türk dillerinde "cesur, yiğit, yılmaz, bilge" manalarına gelen eren kelimesine uzanması şüphelidir. Çalışmanın böyle kusurları olsa da, yazarın vardığı esas yargılar inandırıcıdır. Alanların Türk etnonimlerine milat başından itibaren günümüze kadar rastlanmaktadır. Azkeş/azgişi

Eski Karaçayların en iyi tanıdıkları komşu halklardan biri de Abhazlardır. Onların dilinde Balkarların "az" denilen eski adı bu gün de kullanılıyor(56). Osetler de kendilerine İron, Balkarlara ise Asiag, ässon, Balkariyaya da Asi/Assi demektedirler(57).

VIII. asırda Abhaziya ile Alaniya arasındaki sınır, günümüzdeki gibi Kafkas sıradağları ile belirlenmiştir. Feofa`nın vakayinamesine göre, Bizans imparatoru Yustinian, halefini, Abasgilere karşı ittifak kurmak üzere, bir miktar para ile Alaniya`ya gönderdi. O, bir kaç yerli ile Apsiliya`ya gitti ve Kafkas dağlarını aşarak, Alaniya`ya ulaştı(58). Burada Alanlar`ın reisi İtaksiy ( İtaz) onu konuk etti. İtaksiy`in reisi olduğu Alanların torunları, hiç şüphe yok ki, Zağzan denilen eski Karaçay köyünün ve Laba vadisinde bulunan diğer köylerin sakinleridirler. Karaçayların atası olarak bilinen Karça hakkında anlatılan efsanede, Karça Laba nehrinin kaynağına gelmiş ve beraberindeki buğday tohumlarını toprağa ekmiş. Onların büyümesi ile bol ürün kaldırdıktan sonra halkına bu bölgenin verimli ve yaşamaya elverişli bir yer olduğunu söyleyerek, yerleşmelerini tavsiye etmiştir. Kendisi de Zagzan elini kurmuştur. El kelimesi bu gün dilimizde "Köy" manasındadır. Karça`nın devrinde, yani eski Türk dilinde el, "Kabileler birliği, kabile teşkilatı, 2.Halk, devlet, bölge" manalarını taşımıştır(59). Aynı efsanede Karça`nın Arhız (Eski Curt) elini kurduğu da anlatılmaktadır. O, İtaksiy`in Urup, Calancık (Zelençuk) vadilerinde eski mezarlıkların, emsalsiz sanat eserlerinin, anıtların sahibi olan Alanların torunlarının reisidir. Ahmat-Kaya denilen Karaçay köyünün yanında, Töben Arhız şehrinin eskiden bulunduğu yerde onlara ait kaya-mağara mezarlıklar tesbit edilmiştir. Kızıl-Urup köyünden kuzeye çıkıldığında Sutul denilen bir yara varılır. O küçük yarda Karaçay`ın atalarının erken ortaçağın sanatçı ve yazarlarının panoramasını ortaya çıkardılar(60). Bulunanın aynısı bir panoramayı biz de Balık vadisinde tespit ettik(61). Calancık ilçesinde de Karaçayların atalarının tapındığı bir çok taş heykel bulunmaktadır. Karça, kurduğu bütün elleri, yani, Kart Curt`u, Curt`u,El Curt`u, Zağzan`ı, Elterkaç`ı ve diğer yerleri buradan yönetmiştir.

Bu bilgilerin ve Karaçay-Balkar nart destanının ışığında görüyoruz ki, Laba, Calancık (Zelençuk), Urup vadileri Karaçay halkının yerleşme beşiğidir. Karaçay`ın yönetim merkezi Arhız`dan El-Curt`a sonradan da Kart-Curt`a geçmiştir. Tarihi kaynaklardaki bilgilere göre Börüberdi (Buriberdi) ve Börükan (Burakan) adlarında iki Alan hanı, Timurlenk`in (Tamerlan) ordusuna karşı savaşarak Koban nehrinin kaynağına doğru çekilmişler, daha sonra Mingi Tav (Elbrus) eteklerinde yapılan savaşta ölmüşlerdir. Bundan sonra da Karaçay`ın yönetim merkezi Arhız`dan El Curt`a sonradan da Kart Curt`a geçmiştir.

XV.Asrın yazarı Şeref ad-Din Yezdi`nin "Zaferler" adlı kitabında "Timur`un görkemli ağırlığının Elbruz dağındaki trafiği" hakkında bir bölüm vardır. Bazı bilim adamları orada zikredilen Elbruz Dağı`nı, İran`daki Elbruz olarak değerlendirmektedirler. Ama, aşağıda da belirtildiği üzere savaş Karaçay`da (Beştaw`nı civarında) yapılmıştır. Timur, ordusu ile Elbruz dağına döner ve sadakatsizliklere boyun eğdirmek için, "dünyayı fethettiği bayrağını" Buriberdi ve As halkının reisi olan Burakan`ın üzerlerine yöneltir. Burakan`ın geri çekildiği bölge ormanlıktır. Timur, ağırlıklarını Hacı Seyf ad-din ile bıraktı ve ağaçları keserek ve yollar açarak Elbruz dağına ulaştı(62). Karaçayların durup dururken ıssız ve erişilmez bir dağa çıkmaları anlamsızdır. Bir şey onları o dağa sığınmaya zorlamıştır ki, bu da Timur`un takip harekatından kurtulmaktır. Halk Mingi Taw`a (Elbrus) giderek Ullu Hurzuk Vadisi`ne çekilmiştir. Timur da onları takip ederek bu bölgeye ulaşmıştır. Timur, Alanları 1396 tarihinde büyük bir hezimete uğratmış, halkın da büyük bir kısmını kılıçtan geçirmiştir. Bu konuda, etnograf L.İ.Lavrov`un özetinin bir kısmını burada zikredelim:" Timur`un çağdaşları olan İranlı tarihçilerin belirttiklerine göre o, Altın Ordu`nun hanı Tohtamış`ı yendikten sonra Julat`tan İtil`in aşağısına indi, sonra da Elets`e geçti. Oradan Azak denizinin kenarını takip ederek Koban`a ulaştı. O bölgeyi yakıp-yıkarak, Pulat`ın reisi olduğu komşu bölgeye yöneldi. Pulat`a giden yolda Balkan denilen bir yerde konakladı. Bu ad Balkar olabilir mi? Yoksa Kabardayca ve Karaçayca Balıq adı verilen Malka nehri mi?

Pulat kendini dağlarda, Kapçigay denilen bir kalede savunmakta idi. Ama Timur orasını yaktı. Bu sıralarda ulu Mirza Miranşah`dan (Timur`un büyük komutanlarından biri.L.L.) bir haber geldi. Gelen haberde Altınordu`nun beyi Uturku`nun Abas denilen bir yerde saklandığı belirtiliyordu (L.İ.Lavrov`a göre, Abas; Abaza -abazin- halkıdır. Ama bu görüş bize göre yanlıştır. Zira Mingi Taw`ın civarında Habaz köyü, Harbaz yaylası vardır. Aynı bölgede eski yerleşim merkezlerinin varlığı bilinmektedir.S.B.). Bunun üzerine Timur Abas`a yürüdü ve Uturku`yu tutsak etti. Ondan sonra da Beş-Tag`ın içinde kamp kurdu. Oradan da Simsin bölgesine sefer düzenledi. Simsin`in sakinlerinin çoğu dağların erişilmez yerlerine kaçtılar. Oralara yaya ulaşmak bile oldukça zordu. Timur, onların peşinden dağlara girdi ve kalelerinin hepsini ele geçirdi. Sakinlerinin de bağlanarak kalelerden aşağı atılmalarını emretti(63). "Alan (Karaçay-Balkar) halkı böylelikle ortadan kaldırıldı. Ama bu halk bugün yüzyılların içinde yeniden dirildi.

SONUÇ

Çalışmamızda; "Kutsal yerler-eski tarihin muhafızları, Altı bin yıllık kelimeler, Eski Bulgariya-Eski Karaçay-Balkar; Ulu Kafkas Dağın Zincirinde ve Alan-Karaçay-Balkar halkının öz adıdır" başlıklarındaki değerlendirmemizi sonuçlandıralım:

Karaçay-Balkar panteonları, pagan törenleri, Sumer törenlerine ve panteonlarına kadar uzanmaktadır. Sumer-Türk kelime benzerlikleri karakteristiktir ve sistematik bir özellik göstermektedir. Türkçedeki d`-, c-, dz-, z-, j-, s`-, y- başlangıçları, Sumer dilinde t-/d-, s-/z- başlangıçlarına dönüşmektedirler. Sumer yazı dilinin bir özelliği de, diğer Türk dillerinden farklı olarak Bulgar dilinin ve Karaçay-Malkar dilinin Malkar lehçesinin özelliklerine daha yakındır. Karaçay-Malkar mitolojisinde Sumer dilinde yapılan dualar vardır. Sumer-Kuzey Kafkasya etnik kültür ilişkileri ve Sumer-Orta Asya etnik kültür ilişkilerinin geliştiği arkeologların araştırmaları ile gösterilmiştir. Karaçay-Balkarların cetlerinin ve Sumerlerin dillerinin, törenlerinin, panteonlarının birliği o ilişkilerle ifade edilmektedir?

Lehçe özelikleri Sumer dilinin özelliklerine çok yakın olan Bulğar/ Bulkar/Bolkar/Blkar/ Karaçay-Balkarların ataları, Ulu Kafkas dağı zincirinde Milat başından beri belirlidir. Karaçay-Balkar halkı, Bulğar atalarından, bir bölümü runik yazı olan büyük bir kültür aldı. 1960 yılından bugüne kadar Karaçayda ve ona komşu bölgelerde 74 runik yazı bulundu. Bunlar bilimsel incelemeye alındılar ve çözüldüler. Sonuçta, bunların Bulğar (yani eski Karaçay-Balkar) lehçelerinin anıtları olduğu tespit edildi.

Karaçayda ve ona komşu bölgelerde eski törenlerin yapıldığının izleri, yazıtlar, petroglifler, çeşitli resimler ile sunakların ortaya çıkarıldığı pek çok kutsal yer vardır. Karaçay`ın tunç devrinin ruhsal kültürünün yansıtıldığı bu anıtlar, Sumerlerle de benzerlikler gösteriyor. Karaçay-Balkar halkı; Kuzey Kafkasya`nın Koban kültürlü kabilelerine ard arda Bulğarlar, Alanlar, Kıpçaklar`ın karışması sonunda ortaya çıktı. Karaçay-Balkarlar bu gün dahi birbirlerine "Alan! (çoğulu Alanla!)" demektedirler. Bu çağrı içgüdüseldir. Alanların Türk dilli olduklarının delilleri binlerce yıl geriye gitmektedir. Geç orta çağın başında Orta Asya fatihi Tamerlan, Alanları acımasızca yok etti. Geçen yüzyılların içinde o halk yeniden dirildi. Son asrın ikinci yarısında da yeniden Stalinli-Berialı bir soykırıma uğradı. Şimdi Karaçay-Balkar halkı ölümden kurtulup, yeniden doğmaktadır.

Bütün bu anlatılanları kısaca özetlersek; Karaçay-Balkar etnik kültürünün kökenleri, tarihin derinliklerine uzanmakta ve insanlığın ilk uygarlığının başarıları ile beslenmektedir. O kökenlerin sürgünleri de Koban, Bulğar, Alan, Kıpçak etnik kültürlerinin nimetleri ile besleniyorlar.

KAYNAKLAR

1.Nevskaya, V.P. Perejitki rodovoy obşçinı i semeynaya obşçina u karaçaevtsev v XIX veke// İz istorii Karaçaevo-Çerkesii: Trudı Karaçaevo-Çerkesskogo nauçno-issledovatel`ckogo instituta istorii, filologii i ekonomiki. Vıp. VI.Seriya istoriçeskaya.-Stavropol`, 1970, s.185.
2.Laypanov, H.O. K istorii karaçaevtsev i balkartsev. -Çerkessk, 1957, s.40.
3.Tam je.
4.Bayçorov, S.Y. Reliktovıye pamyatniki karaçevo-balkarskoy obryadovoy poezii kak etnografiçeskiy istoçnik// İstoriko- kul`turnıye kontaktı narodov altayskoy yazıkovoy obşçnosti: Tezisı dokladov XXIX Sessii Postoyannoy Mejdunarodnoy Altaistiçeskoy Konferentsii. Vıp.I.M.:Nauka, 1986.
5.Kifişin, A.G. K voprosu o datirovke pravleniya ensi Gudea (2162-2137 gg.do n.e.)//Vestnik drevney istorii (dalee-VDİ), N I, 1965, s.90.
6.Tam je.
7.Tam je, s.94
8.Tam je, s.95.
9.Literatura pumera i Vavilonii.Perevod V.K.Afanasyevoy// Poeziya i proza Drevnego Vostoka.-M.:Hudojestvennaya literatura, 1973, s.130.
10.Alekseeva E.P. Drevnyaya i srednevekovaya istoriya Karaçaevo-Çerkesii.- M.:Nauko, 1971, s.38.
11.Munçaev, R.M. Kavkaz na zare bronzovogo veka.-M.: Nauko, 1975, s.329.
12.Turgiev, T.B. Problemı hronologii bronzovogo veka Severnogo Kavkaza//Hronologiya pamyatnikov epohi bronzi Severnogo Kavkaza.-Ordjonikidze, 1982, s.5.
13.Munçaev, R.M. Ukaz.rab.,s.376.
14.Nikolaeva, N.A., Safranov, V.A. Hronologiya i proishojdenie maykopskogo iskusstva//Hronologiya pamyatnikov epohi bronzı Severnogo Kavkaza.-Ordjonikidze, 1982, s.50.
15.Dyakonov, İ.M. "Maykopskiye pis`mena" (K metodika rabotı deşifrovşçika)// VDİ, 1966, N:2, s.104, pr.2.
16.Masson, M.V., Sarianidi, V.İ. O znakah na sredneaziatskih statuetkah epohi bronzı// VDİ, 1969, N I;Antonova E.V. K voprosu o proishojdenii i smıslovoy nagruzke znakov na statuetkah anauskoy kul`turı// Sovetskaya arheologiya, 1972, N.4.
17.Minaeva T.M. Historii Alan Verhnego Prikuban`ya po arheologiçeskim dannım.-Stavropol, 1971, s.41.
18.Tam je, s.69.
19.Bayçorov, S.Y. Petroglifı Biyçesına//Voprosı arednevekovoy arheologii Severnogo Kavkaza.-Çerkessk, 1988; on je; Pamyatniki izobrazitel`nogo iskustva drevnih biyçesıntsev// Voprosı arheologii i srednevekovoy istorii Karaçaevo-Çerkesii.-Çerkessk, 1989.
20.Bayçorov, S.Y. Drevnetürkskiye runiçeskiye pamyatniki Evropı: Otnoşeniye severkavkazskogo areala drevnetürkskoy runiçeskoy pis`mennosti k volgo-donskomu i dunayskomu arealam.-Stavropol, 1989.
21.Alekseeva, E.P. Ukaz.rab.,tabl.25,9;Minaeva, T.M. Ukaz.rab.,s.ta je.
22.İvanenkov, İ.S. Karaçaevtsı//İzvestiya Obşçestva lübiteley izuçeniya Kubanskoy oblasti (v Ekaterinodare), vıp.V,1915.
23.Bartol`d V.V. Soç.,t.VIII, s.61.
24.Biciev, H.H. Humarinskoye gorodişçe.-Çerkessk, 1983.
25.İstoriya agvan Moiseya Kagankatvatsi, pisatelya X veka. Perevel çarmyanskogo kPatkanyan.SPb,1861.
26.Galinofontibus, İoann de. Svedeniya o narodah Kavkaza 1404 g.(İz soçineniya "Kniga poznaniya mira").Perevel Z.M.Buniyatov.-Baku, 1980,s.16-17.
27.Klaprot G.Y. Puteşestviye po Kavkazu i Gruzii, predprinyatoe v 1807-1808 gg.//Adıgi, balkartsıi karaçaevtsı v izvestiyah evropeyskih avtorov XIII-XIX vv.-Nalçik.1974, s.245.
28.Sumer kelimelerinin alındığı kaynaklar:
-Deimel, Anton.Şumerişe Lexikon.Bd.I-6,Roma.1937-1932; pumerskiy geroiçeskiy epos.Transkriptsii,perevod, kommentarii i vvodnıe statyi Kanevoy İ.P.// VDİ, 1964, n:3 i n:4 ; Dyakonov, I.M. Etniçeskiy i sotsial`nıy faktorı v istorii drevnego mira (na materiale pumera): K rezul`tatam IX Mejdunarodnoy vstreçi assiriologov// VDİ, 1963, N 2; on je: Obşçestvennıye otnoşeniya v şumerskom i vavilonskom folklore// VDİ, 1966, N.I ; Struve, V.V. Proverka teorii o znaçeniyah glagol`nıh prefiksov mu- i e-// VDİ, 1964, n.2 ; Mamedov, A. Türkskiye soglanıye: anlaut i kombinatorika.- Baku, 1985 ; Afanasyeva, V.K. pumerskaya epiçeskaya pesn` "Gilgameş i gora Bessmertnogo" // VDİ, 1964, N:I ; ona je: Gilgameş i enkidu. -M., 1979 ; Kişişin, A.G. Zapadnıye kvartalı Lagaşa// VDİ, 1968, N:3 ; Seraşenidze, D.M. Yuridiçeskiy status geme i detey rabov v epuhu III dinastii Ura// VDİ, 1975; Hacikyan, M.A. pumersko-hurritskiy slovar` iz Ras-pamrı kak istoçnik po hurritskoy dialektologii//VDİ, 1975, N:3; Amanjolov, A.S. pumero-türkskiye sootvetstviya i izobrazitel`nıye logogrammı// Sprache, Gescnichte und Kultur der altaischen Völker: Protokolband der XII.Tagung der Permanent İnternational Altaistic Conference 1969.in Berlin, 1974; Süleymenov, Oljas. Az i Ya: Esse, publitsistika, stihi, poemı.-Alma-Ata: Jalın, 1989, s.518-586; Tuna, Osman Nedim, Sumer-Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi// Türk-Sovyet Kollokyumu. Edebi Yazı Dili Olarak Türkçe (Türkçenin doğuşu ve gelişmesi). Tebliğler. 25-31 Ekim 1989. Fırat Üniversitesi (Elazığ) (İnönü Üniversitesi, Malatya).
29.İstoriya Armenii Moiseya Horenskogo. Perev.N.O.Emina.-M., 1893, s.55-56.
30.Kahovskiy, V.F. Proishojdeniye çuvaşskogo naroda.-Çeboksarı; Çuvaşskoe  knijnoe izdatel`stvo, 1965, s.225.
31.İordan. O Proishojdenii i deyaniyah getov. Vstupitel`naya statya, perevod
i kommentarii E.Ç.Skrjinskoy.-M., 1960, s.91.
32.Drevnetürkskiy slovar`.-L.: Nauka, 1969, s.36-37.
33.Tam je, s.157.
34.İordan. Ukaz.rab.,s.273-274.
35.Patkanov, K.P. İz novogo spiska "Armyanskoy gegrafii, pripisıvaemoy Moiseyu Horenskomu// Jurnal ministerstva narodnogo obrazovaniya. Ç. CCXXVI, SPb.,mart, 1883, s.29.
36.Patkanov, K.P., Ukaz.rab.s.23.
37.İspovednik, Feofan., Hronografiya//Çiçurov İ.S. Vizantiyskiye istoriçeskiye soçineniya. M.: Nauka, 1990, s.60-61.
38.Galonifontibus, İoann de., Ukaz. rab., s.17.
39.Alekseeva, E.P. Maloizvestnıye svedeniya avtora XV veka o Karaçaevtsah i Çerkesah// Problemı arheologii i etnografii Karaçaevo-Çerkesii.-Çerkessk, 1983. s.101-102.
40.Bayçorov, S.Y., K etimologii etnonima çerkes// Voprosı leksiki i grammatiki yazıkov narodov Karaçaevo-Çerkesii.-Çerkessk, 1984; on je:Drevnetürkskiye pravila pravopisaniya glasnıh bukv i sovremennıye çteniya zapadnotürkskih runiçeskih nadpisey// Voprosı leksiki i grammatiki yazıkov narodov Karaçaevo-balkarskogo naroda po dannım yazıka i epigrafiki// Problemı istorii karaçaevo-balkarskogo i nogayskogo yazıkov.- Çerkessk, 1989, s.9-10.
41.Bayçorov, S.Y. Drevnetürkskiye runiçeskiye pamyatniki Evropı.
42.Abaev, V.İ. İstoriko-etimologiçeskiy slovar` osetinskogo yazıka. T.I, -M.-L.:Nauka, 1958, s.80.
43.Reineggs, J. Allgemeine historische-topographische Beschreibung des Kaukazus. T.I. -St.-Pbg, 1796, s.15.
44.Potocky J. Voyage dans les steps d`Astrakhan et du Caucase. T.I. -Paris, 1829, P.106.
45.Klaprot, Y. Ukaz.rab.
46.Lamberti, A. Opisaniye Kolhidı, nazıvaemoy nıne Mingreliyeyu. S kartoyu. 1654 g.Perevel K.Gan/ Sbornik materialov dlya opisaniya mestnostey i plemen Kavkaza. -Vıp.43.-Tiflis, 1913; Vahusti. Geografiya Gruzii. -Tiflis, 1904, s.237.
47.Şamanlanı İ. Colovçunu haparı/ "Qaraçay" gazet, N.49, (8422), 1992 cıl, maynı 1, 3.bet.
48.Geografie d`Aboulfeda, traduirte de l`arabe en Francais ...par M.Reinaud. -T.II, Pt.I. -Paris, 1948.-P.64.
49.Bartol`d V.V. Sobr.soç., t.VIII, s.109.
50.Baskakov, N.A. Türkskaya leksika v "Slove o polku İgoreve". -M. : Nauka,
1985, s.13-14.
51.Tam je, s.14.
52.Tam je, s.13.
53.Tam je, s.14.
54.Bayramkulov A.M. Alano-asskie etniçeskie nazvaniya, familii i imena//Aktual`nıye problemı karaçaevo-balkarskogo i nogayskogo yazıkov. -Stavropol`, 1981, s.77-87.
55.Kuznetsov, V.A. Nadpisi Humarinskogo Gorodişça//Sovetskaya arheologiya, 1963, n.I, s.304.
56.Lopatinskiy L.G. Zametki o narode Adıge voobşçe i o kabardintsah v çastnosti// Sbornik materialov dlya opisaniya mestnostey i plemen Kavkaza. Vıp.XII, 1893, s.4.
57.Abaev, V.İ. Ukaz.rab., s.65-66.
58.İspovednik, Feofan. Ukaz.rab.,s.65-66.
59.Drevnetürkskiy slovar`, s.168-169.
60.Bayçorov, S.Y. Naskal`naya panorama rannesrednevekovogo hudojnika i pistsa// Voprosı arheologii i traditsionnoy etnografii Karaçayevo-Çerkesii. -Çerkessk, 1987.
61.Bayçorov, S.Y. Pamyatniki izobrazitel`nogo iskusstva drevnih  biyçesıntsev, tabl.XVII.
62.Tsitiruyu po Minaevoy T.M. Ukaz.rab., s.197.
63.Lavrov L.İ.Karaçay i Balkariya do 30-h godov XIX v.// Kavkazskiy etnografiçeskiy sbornik.-M., 1969, IV, s.86-87.

_____________________________________

Soslanbek Bayçorov, Bin Yılların İçinde Karaçay,
Türk Dünyası Tarih Dergisi, Çeviren: Hasan Ülker
_____________________________________

kamatur.org

Karaçay Malkar Türkiye

Login

{loadmoduleid ? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:? string:261 ? ? ? ? ? ? ? ? ?}