21Ağustos2017

KARAÇAY-BALKAR TÜRKLERİNDE KARŞILAŞTIRMALI TÜRK HALK İNANÇLARI

Birçok bölümden oluşmuş bu kitaba biz Karaçay /Balkar halk inançları ile katılmak istedik. Alandan bizzat yapılmış tespitlerimizi büyük ölçüde yazılarımıza almıştık. Sahaya dair inanç içerikli oldukça zengin sayılabilecek bir arşivimiz vardı. Kuzey Kafkasya halklarının kültür akrabası oldukları bilinirlerken bizim diğer Kafkasya halklarının halk kültürlerine dair Kafkasya’dan ev Anadolu’dan yapılmış derlemelerimizde vardı. Derlenilmiş halk inançlarını karşılaştırıp yorumlamaya çalışmak ise, bizim başlangıçtan beri izlemekte olduğumuz metottu.

KARAÇAY-BALKAR TÜRKLERİNDE KARŞILAŞTIRMALI TÜRK HALK İNANÇLARI

Dr. Yaşar Kalafat

[ I ]

Birçok bölümden oluşmuş bu kitaba biz Karaçay /Balkar halk inançları ile katılmak istedik. Alandan bizzat yapılmış tespitlerimizi büyük ölçüde yazılarımıza almıştık. Sahaya dair inanç içerikli oldukça zengin sayılabilecek bir arşivimiz vardı. Kuzey Kafkasya halklarının kültür akrabası oldukları bilinirlerken bizim diğer Kafkasya halklarının halk kültürlerine dair Kafkasya’dan ev Anadolu’dan yapılmış derlemelerimizde vardı. Derlenilmiş halk inançlarını karşılaştırıp yorumlamaya çalışmak ise, bizim başlangıçtan beri izlemekte olduğumuz metottu.
 
Yazımızda kısa bir tarihi coğrafya, kimlik tanımlayıcı açıklama halk kültürüne girmeden, genel kültürel kimliğe dair bilgi vermek yararlı olabilirdi. Bizde onu yapmaya çalıştık. Halk inançlarına dair bilgi vermeye çalışırken; destanlar, mevsimlik merasimler aile içi ilişkiler, doğum, evlilik ve ölümle ilgili tespitlerimizi yansıttık. Yaptığımız ara açıklamalar Türk Dünyasının diğer kesimlerinden benzeri inançlarla karşılaştırılmaları cihetine gittik. Türk Kültürünün kaynak eserlerinde tespitlerimizin yerine işaret ederken kaynakları zikretmekle yetindik.
  
Karaçay – Malkar Türklerinin Kuzey Kafkas Halkları genelindeki tarihi ve etnik kimliği incelemiştik.[1] Bu itibarla bu konuya vesile oldukça değinmenin ötesinde ayrıca yer vermeyeceğiz.
 
Karaçay –Malkar Kültürünün uzmanlarından olan Yılmaz Nevruz’un bu Türk boyunun halk edebiyatına dair çalışmaları da olmuştur.[2] Bu konu da başka çalışmalar da yapılmıştır.[3] Halk Edebiyatı halk inançları ile olan ortaklarına rağmen şüphesiz aynı şey değillerdir.
 
Balkarların yaşadıkları bölgelerdeki Türk kabilelerinin geleneksel kültüründe; “ Cesede Kurgarlarda, ağaç kesmelerde ve kültürlerde defnetmek”, “ceset ile beraber bir atı kurban kesme”, “Yiyecek olarak at eti, kımız ve ayran’ın kullanılması”, “ Keçe çadırlarda yaşama, keçe ürünlerden kıyafet ve ev hayatında kullanılan malzeme”, “ Göçebe hayat sürdürülmesi, küçük baş hayvanlar, atların yetiştirilmesi” gibi hususlar vardır.[4]
 
Eski Türkler Yam (Kurgan) kültürünü taşıyanlar Kafkasya tarafında da geniş bir bölgeye yerleşmişlerdir. Burada eski Kafkas kabileleri ile karsılaşmışlar ve onlarla etno kültür ve dil ilişkilerine girmişlerdir. (...) Tarihi, arkeolojik ve etnokültür olgular Türk halkının ataları Kuzey Kafkasya’da 5.000 yıl önce var olduklarını gösteriyor. İ.M.Miziyev Kafkasya’nın tarihi halklarını, Kafkasya’da yönetim kurmuş ulusları tek tek alıp bir şekilde Karaçay – Balkar Türkleri ile olan ilişkileri üzerinde durmuştur. Sümerce ile Karaçay – Balkar dillerindeki kelimeleri karşılaştırmıştır. İskit – Sormakların Karaçay – Balkar’ların ataları oldukları izah etmiştir. Keza Kimmerler’i Hunlar’ı, Hun – Bulgarları bu şekilde aralarındaki sürekliliği izah etmiştir. Büyük Bulgarya – Kubat devletinin, Hun - Bulgar ve Hazarların etno – toponomik miraslarını ele almıştır. Karaçalılar ve Balkarlar’ın geneolojik efsanelerinde Hun – Bulgar ve Hazarların irdelemiştir. Alanların Karaçay ve Balkarların atası olduğu hükmünü çıkarmıştır. Kaşgarlı Mahmut’a atıf yaparak Türk milletleri arasında As’ların da olduğunu, uzun süre Altın Ordu’nun egemenliği altında kalan Kuzey Kafkasya, Kabartay ile Balkarların ciddi bir savaş yaşamadıklarını belirtir.[5]
 
Karaçay – Malkar Türklerinin tarihlerini etnegenez boyutundan alıp, Proto – Türk döneminden (toponomi –onomastik itibariyle) Sümer ilişkileri, İskit, Sozmat, Hun, Bulgar, alan, As, Pimuriler’den günümüze getiren başka çalışmalar da yapılmıştır.[6]
 
Ufuk Tavkul Kafkasya’nın etnisitesini anlatırken Kafkas ötesi olarak bilinen ve Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan da meydana gelen kesimin dışında kalan kısmın asıl Kafkasya olduğunu belirtip bu bölgenin halklarını Abhazya, Adıgey, Kabartay, Karaçay – Malkar, Osetya (Kuzey ve Güneyi ile), Çeçen – İnguş ve Dağıstan’da yaşayan halklar olarak zikretmektedir. Gürcistan’da yaşayan halklardan Svan ve Hevsur kabilelerini de bu kapsamda mütaala etmektedir. Bu coğrafyanın sosyolojik, etnolojik, antropolojik ve kültürel ortaklarını vurgulamaktadır.[7]
 
Biz Ufuk Tavkul’a yaklaşım normları itibariyle büyük ölçüde katılıyoruz. Belirtilen bu coğrafya insanın kimlik içerikli verilenine katılıyoruz. Ancak biz daha geniş kapsamlı bir kültür birliği içeren coğrafya üzerinde duruyoruz. Yazarın Dağıstan halkları diye tanımladığı halkların arasında Türkmenlerle birlikte Azerbaycanlı Türkler de vardır. Bu bölgenin diğer halklarından Nogaylar ve Kumuklar da Karaçay – Malkarlarda da olduğu gibi Türk soylu halklardır. Daha da ileri gidilerek denilebilir ki, Tavkul ‘un çizdiği kültürel coğrafya Anadolu’yu da kapsamaktadır. Bu anlamda Kafkasya aynı zamanda bir Ortadoğu veya Anadolu aynı zamanda bir Kafkasya ülkesidir.
 
Karaçay – Çerkez Cumhuriyetinde yerli halklar ve dışardan gelenler olmak üzere iki grup halk vardır.” şeklinde düşünenlerde vardır. Yerli halklar Kafkas Kültür Daire kapsamına Karaçaylılar, Adigeler ve Abazinler dışardan gelenler arasında ise Nogay Türkleri, Ruslar, Ukrayna Kazakları birkaç köyde Rum vardır. 1989 verilerine göre Karaçaylılar 156.140 Adigeler 52.356 ve Abazinler ise 33.801’dir. Bölge nüfusunun %42’si Rus ve Kazaklardan %33’ü Karaçaylılardan %10’u Adigelerden %6 Abazinlerden ve %3 ‘ü de Nogay Türklerinden meydana gelmiştir.[8]

Günümüzde Kızıl Alfabesini kullanan Karaçay Balkarlar’ın 18.yy.’da Arap Alfabesi kullandıklarına Holam köyünde bulunan 17.5 tarihinde yazılmış Holam Yazısı göstermektedir. Kuzey Kafkasya halklarında harf değişimi kültürel dönemler adeta birlikte yaşanmıştır. Bu onların kültür kardeşlerini de doğal olarak etkileyebilmiştir.

Karaçay ve Balkarlar 10.yy.dan beri kendilerine Tavlu – as “dağlı – as” diyorlardı. Karaçay ve Balkarlara dostları Osetler Aslar demektedirler. 1404 yılında baş pisikopos İoan Golonifontibus Karaçaylılara Kara Çerkezler diyordu. XIV. Yy.ın yazılı kaynakları Karaçay ve Balkarlara; as, Bolgarlar, Karaçerkezler, Tavluaslar demektedir. Kupfer 1828 yazdığı eserinde Karaçaylılar’ı Çerkez olarak nitelendirmişti. 1639 ve 1692 yıllarında yazılmış Gürcü ve Avrupalı bazı yazarlar yazdıkları yolculuk anılarında Karaçaylılar’a  ve Balkarlar’a Dağlı Çerkezler diyorlardı. [9]

Karaçay’ın etimoloji yapılırken Kara’nın anlamlarından birisi olan büyükten hareketle büyük Çay ve Büyük Çaylılar anlamı verilebilmektedir. Ancak Kara’nın diğer anlamlarından birisi Kuzeydir. Buradan hareketle yerleşim yerinin kuzey olduğunu da Karadeniz örneğinde olduğu gibi olabilir. Kafkas halklarının hepsini genel Çerkez adı altında toplama uygulamasını bazı Fransız seyyahlarında da görmekteyiz. Türkiye bilhassa Kars yöresinde Çerkez etnik ismi Kuzey Kafkas halklarının hepsi için kullanılan bir isim iken Sovyetler dağıldıktan sonra isimler daha gerçeği uygun kullanılmaya başlanılmıştır. Kuzey Kafkas halklarının farklı etnisitelerine rağmen aynı isimle anılmaları aralarında sosyo – kültürel özellik aynılığı ile izah edilebilir.

Karaçay – Malkar Türkleri Türkiye’nin birçok bölgesinde yaşamakla birlikte daha ziyade; Eskişehir, Konya, Afyon, Tokat, Sivas, Ankara, Yalova ve İzmir’de toplu halde yaşamaktadırlar.[10]

Bu türden coğrafya seçimlerinde, halkların eski yurtlarına benzer yerleşim yerlerini seçtikleri ifade edilmektedir. Kayınpederimin babası rahmetli Ali Arpat Osetya’dan Türkiye’ye gelince kendilerine gösterilen onca yerden yerleşmek için dağlık ve Çamlık Sarıkamış’ı seçmiştir.
 
Töre Karaçay – Balkar Türklerinde Yasa idi. Töre uygulanışlar toplumun bütün sınıflarından seçilmiş temsilcilerden oluşuyordu. Bunların da yöneticilerini asılzadelerin seçkinleri oluşturuyordu. Dağ toplumlarının da töresi vardı. Baş töre Balkarya’yı yönetiyordu. Bu ayrıntısı ile başlı başına bir kurumdu. Töre kelimesinin kökü eski Türkçe’deki tör sözünden geliyordu. Bu kelime Karaçay – Balkar Türkçesinde şeref anlamına geliyordu. Suçlular “Lanet taşına” – Nalat taşına bağlanma hükmü ile cezalandırılıyordu.[11]

Biz Töre’nin Türk halkının dini akardı olabileceği kanaatindeyiz. Türklük ismini muhtemelen Türk Ata’dan alırken, Hz. Türk, ilahi bir tebligatla görevlendirilmiştir. Kafkas halkları arasındaki töre müşterekliği Genel Türk töresi ile de ortaklık içermektedir.

Karaçay-Balkar Türklerinin sosyal hayatında yer alan diğer önemli bir kurum da “konaklıktır”. Bu kelime açıktır ki “konak” kelimesinden olmaktadır. Bu özellik Kafkas halklarının ortak karakteristiğidir. Kafkasya’lı evine konuk olmuş kimseyi komşu olarak bilir. Misafirini hayatı pahasına onun düşmanına teslim etmez. Kafkasya halklarının etnografyasına giren “Atalık”, “Konaklık”, “Öden” gibi sosyal terimle kıyafet silah terimleri Karaçay – Balkar etno-sosyal kültürünün komşu milletlerde yarattığı etkisini göstermektedir.

Konaklık Türk halk inançlarında başlı başına bir kurumdur.ev sahibi en iyi yiyeceğini içeceğini konuğa ikram eder. Konukların konaklamaları için evin en iyi yeri “Konak Odası” ve en iyi yemek takımı “Konak Servisi” olarak ayrılır. “Ev sahibi konağın nökeridir” diye bir öz deyiş vardır. Konuk yatılmadan  yatılmaz. Konuktan evvel kalkılır. Konaklık vermek ziyafet sofrası açmaktır. Haneye gelen yabancı tanrı misafiri içeriye kabul girmesi kabul edilmiş kimse o evin, hanenin koruması altındaki konağıdır. Evin iyesini onu da korumak durumundadır.

Kan akrabalığı olmayanlar arasında süt akrabalığı yaygındı. Çocukken ailelerin yanına verilen çocuklar eğitime alınmış oluyorlardı. Kardaş ailelerde bütün çocuklara kardeş olarak bakılmıştır. Bu annelere “emçek ana” – süt anne ve çocuğa ise “ emçek ulan” süt oğul denilmiştir. Bu kurumun adı “atalık” “babalık” dır. Bu uygulama asılzadeler ve halk arasında da olduğundan Karaçay Balkarlarda toplum içi saygı ve sevgiyi artırmıştır.[12]

Yanılmıyorsak bu kurum Türk devlet sisteminde de yer almış “Atabeklik” ler buradan kaynaklanmıştır. Tamamen aynı olmasa da “Lalalık Kurumu” da bu sistem ile ilişkili idi. Lalalık şüphesiz sıradan bir eğitmenlik veya yetiştiricilik değildi... Süt anneliği, süt kardeşliği, kirvelik, kan kardeşliği, ahiret kardeşliği farklı dönemlerde ve farklı dönemlerde ve farklı ortamlarda Türk sosyal hayatının geliştirdiği özel akrabalık türleri idi.

Karaçay – Malkar’da Bozkır Medeniyeti’nin İzlerinden birisi olarak göçebelik döneminden kalma uygulamalardan birisi “Koş” dur. Bunlar hayvan ve çoban barınakları olup bu uygulama Kazak, Kırgız ve diğer Türk kesimlerinde de vardır. Çok kere hafif malzemeden mevsimlik yapılmış olmakla beraber taştan yapılmaları da vardır. Koş etrafında, kuralları, türleri, kullanımı şartları ile bir kültür  oluşmuştur. “Koş İyesi”, “Koş Tamata” gibi Koş’daki Aksakal veya Teke ise, “Teke börk” denilen keçeden yapılmış maske ile halkı eğlendiren aktördür.[13] Koş belki de Anadolu’daki Kom’dur. Koş iyesinin yaptığı ise Köy Seyirlik oyunlarıdır. Biz bu tür maskeleri Kafkasya etnoğrafya müzelerinden resimlemiştik.[14]

Karaçay ve Balkarlarda Soban –Toy geleneği vardır. Bu bayramda Balkarlarda yedi farklı tahıldan oluşan katı bir lapa “geje” pişirilir. “Su Oyunları” düzenlenir.[15] Biz Başkürdistan’da Soban –Toy’a bizzat katıldık. Altaylardaki El Oyunu andırıyordu. Burada ağır taş atma direğe tırmanma, satranç, koşu, at yarışı, güreş, bilek güreşi, ip çekme gibi yarışlar yapılıyordu. Gençler en güzel giysileri ile şarkı söyleyip dans edip tanışıyorlardı. Sonra yer sofralarında yenilip içilip misafirler ağırlanıyordu. Çevreden yüzlerce aile tabiata dağılmış bayram yapıyorlardı.[16]

Karaçay – Malkar Türklerinde 22–25 Mart günlerinde “Totur Ayı” denilir. Yenigün / Nevruz değişik isimlerle anılmış bu aya “ Gollu”, “Gutan”,”Soban Toyu”, “Tegri Toy”, “Hordar”, “Erireg” adları verilmiştir. Bu dönemde Allah’dan bolluk – bereket dilenilir. Bunlardan en değerli “Gollu” dur. Bu bayramda halk içiçe 9 halka oluşturur. Köyden saygın bir yaşlı eline boza veya şıra alır, daha sonra sıbızga diye bilinen kaval ile davul eşliğinde Gollu muziği çalınır, ellerle tempo tutulur. Sağa – sola hareketle Gollu duası yapılır.

Gollu duası;

Oyra, Gollu, sen bereketli elli,
Oyra, Gollu, sen tahıl gönüllü,
Oyra, Gollu, sen güzel sözlü
Oyra, Gollu, sen sarı kürklü
Oyra, Gollu, sen bereketli elli” şeklindedir.
 
Golluyu, memnun etmek için at yarışları, güreşler, güzellik seçimleri, Nişancık, halat çekme, yağlı ipe tırmanma sporları yapılırdı.

Gollu dansı ilk önce yaşlılar oynardı, sonra kurbanlar kesilir tarlalar için dualar edilir, dilekler de bulunurdu. Soban toyu ilahiler okunur, tarlaların kutsal ruhu Davle’den dilekte bulunurdu;

O, Davle tarla, tarla
Ustalığı çok Davle
Öküzlerini koş, Davle
Tahılını saç Davle,
Sonbahara mutlu yetiş Davle
Bir taneyi bir et
Buzun taşı ufala.

Tarlayı ilk sürecek öküzler süslenip onlara dua edilirdi. Soban Toy’unda algış adı verilen dualar yapılırdı.

Baharımız Yağmurlu olsun
Sonbaharımız güneşli olsun
Kışımız karlı olsun
Ağıllarda hayvanlar olsun
Kovanlar ballı olsun denirdi.

Öküzlerin bögürmelerine göre yazın nasıl geçeceği tahmin edilmeye çalışılırdı. Tahıl’ın iyesi için Altın Hardar Altın Hardar dansı yapılır. Bayram 3 gün sürerdi.[17]

Karaçay –Malkar destanlarında Debet’in özel bir yeri vardır. Kahramanlık destanları Debet ile başlar. O Gök ve Yer tanrısının oğludur. Tanrılar ilk defa onu yaratmış diğer Nartlar ondan türemiştir. O ilk demirci ve ilk öğretmendir. Elbruz dağlarının eteğinde yaratılmıştır. O demir ve diğer madenlerin Piridir. Hayvanların ve bitkilerin dilini bilir. Göktaşından silah yapabilmektedir. Debet’in 19 oğlu vardır. Debet ölmemiş Tanrıların katında demircilik yapmaktadır. Yıldızlar debet’in örsünden çıkar kıvılcımlardır. Bu motif diğer Kafkas halklarından variyantlar halinde yaşamaktadır. Adıgelerin, Abhazların, Abazınlerin, Osetlerin destanlarında da Debet yer alır. Debet ile Davut peygamber arasında ortaklık bu tür çalışmalarda yapılmıştır. Adilhan Adiloğlu Demirin Piri konusunu diğer Türk destanlarında da incelemiştir. Keza aynı çalışmada Nart kelimesinin etimolojisi yapılmış Türkçe olduğu üzerinde durulmuştur. Nart destanlarının belli başlı unsurlarından birisi de “emegen” lerdir. Emegenler; insanüstü çirkin görünüşlü birden fazla başları olan dev yaratıklardır. Sayıları pek çoktur ve her üç ayda bir doğum yapmaktadırlar. Her batımda yüzden fazla yavru yapmaktadırlar. Nart kahramanları sürekli Egemenlerle savaş yapmaktadırlar. Egemenler insan yemektedirler. Nart kahramanları egemenlerle mücadele için yaratılmıştır.[18]

Türk inanç sisteminde yani Tengricilik de tek tanrı inancı vardır. Göktengri / Ulu Tanrı / Yüce Tanrı anlamındadır. Ayrıca yerin olduğu gibi Gök’ün de iyesi vardır. Gök ve Yer etrafında kült olmuştur. Eski Türk inanç sistematiğini esas alarak debet’i izah etmek, yer ve gök iyelerinin oğlu olarak anlatmakla mümkündür. Demir de Türk inanç sistematiğinde bir kült oluşturmuş olup O’nun da iyesi vardır. Demircilerin ruhani gücüne inanılır. Şamanlar demircilere özel itina gösterirler.[19]

Demir – Demirci – Dağ Kültü arasındaki bağlantı Ergenekonda da karşımıza çıkmaktadır. Karaçay Destan Kahramanı Debet’in kahramanca imha ettiği Emecenler kara iyelerdir. Demir, demirci, ateş kara iyelerin  düşmanıdır. Kara iyelerder korunmak ve onlardan gelmiş zararlardan kurtulmak için eski Türk inanç sisteminin izlerinin görüldüğü her Türk kesiminde demirin bu fonksiyonuna inanılır.[20]

Türk dünyasının her kesiminde yeni yıl kutlamaları ve bu araya bereket merasimleri yapılır. Bollukla ilgili çeşitli ilahiler okunur. Azerbaycan İran ve Anadolu’nun Ekinci Türklerinde “ekin  selavatlanması” yapılır. Hayvancılık yapanlarda ise “Horavel Okunur” Koç katımında çeşitli soya türküleri söylenir. Yağ duası için “Kepçe Gelin” ve “Godi Godi” parçaları okunur.

Karaçay Türklerinin “Gollu” su ile  Anadolu’nun Gobça/ Kepçe Gelin” ve “ Godi –Godi” si hangi etimolojik ortaklıklar içerirler? Okunan parçaların okuma amacı ve içerikleri tamamen aynıdır. Keza Davle, Dav – Div, Cin , iye ilişkisi de göz ardı edilmemeli. Şurası muhakkak ki, bütün bu uygulamalar Türk bereket şenlikleri ve okunan parçalar da bereketi vereceğine inanan güce söylenen ilahilerdi ve Türklük ortak halk inancı ürünleri idiler.

Karaçaylılar’ın ve Balkarlılar’ın inançlarında “Aymuş” diye bilinen bir koruyucu ruh vardır. İnanca göre bu ruh, küçükbaş hayvanları korur. Yavru kuzulardan ilki dölün bereketli olması için Aymuş’a kurban edilir. Bu kuzuya “tölü başı” yani “İlk döl” denir.[21]

Kırgız Türklerinde özel muamele  gören “yılgı bası” diye bir at vardır, ancak bu hayvan da kurban olmakla beraber mahiyeti farklıdır. Türk inanç sistemindeki ak iyelerden Umay insan ve hayvan yavrusu ile doğum yapan annelerin koruyucu iyesidir. Ayrıca ilk mahsulün aile dışından birileri ile paylaşılmasının doğruluğuna inanılan yöreler de vardır.

Karaçaylılar ve Balkarlılar’da koçun kürek kemiklerine bakılarak gelecekten haber alınırdı. Bu uygulama Koban Arkeolojik kültürünü yansıtır.[22] Kürek kemiğine bakılarak geleceği yorumlama merasimine Karaçay’da biz de şahit olduk. Bu parça üzerinde hiç et kalmayacak şekilde ve bıçak kullanılmadan yenilir. İtibarlı misafire verilir. Etini yiyen şahıs kemiğin muhtelif yerlerine bakarak ev sahibi için bazı yorumlar yapar.[23]

Dipnotlar

[1] S. Yılmaz Nevruz “Karaçay –Malkarlılanı Tamırlarını Üsünden” Birleşik Kafkasya Üç Aylık Dergi, Aralık – Ocak -  Şubat 1994 –95, S. 1 sh. 41 –49
[2] D.Mahmut – S. Yılmaz “Karaçay Halk Edebiyatı Araştırmaları” Birleşik Kafkasya Üç Aylık Dergi, Haziran –Temmuz – Ağustos 1995, S. 3 sh. 56–61
[3] Mahmut Duda; “Karaçay Halk Edebiyatı Araştırmaları” Birleşik Kafkasya Üç Aylık Dergi, Mart – Nisan – Mayıs 1997 S. 10, sh. 40 –42; Kemishan, “Karaçay Halk Edebiyatı araştırmaları” Birleşik Kafkasya(...) Ocak – Şubat –Mart 1998 S. 13 sh. 42 -45
[4] İsmail Mussayeviç MİZİYEV ( Tercüme Eden: Ali Şıdakov, “Karaçay – Balkar Halkının Eski Dönemlerden Rusya’ya Bağlanıncaya Kadar olan Tarihi” As –Alan, I. Moskova, sh. 215–309
[5] a.g.e. , a.g.y
[6] M.İsmail (Yayına Hazırlayan: Y. Nevruz) “Karaçay Malkar Halkının Tarihçesi” Birleşik Kafkasya (...) Temmuz – Ağustos – Eylül 1999. S. 9, sh. 1-52
[7] U. Tavkul, “Sosyolojik Açıdan Kafkasya Halklarının Etnik ve Kültürel Birliği” Birleşik Kafkasya (...) Haziran – Temmuz – Ağustos 1997, S. 11 sh. 11-15
[8] U.Tavkul, “Karaçay – Çerkez Cumhuriyetinde Etnik Yapı” Birleşik Kafkasya (...) Eylül – Ekim – Kasım 1995, S. 4 sh. 24 –26
[9] İsmail Mussayeviç  MİZİYEV, Terc. Ali Şidakov, “Karaçay – Balkar Halkının Eski Dönemlerden  Rusya’ya Bağlanıncaya Kadar Olan Tarihi”  As – Alan, 1 Moskova, sh. 215 -309
[10] Y.Nevruz, “ Türkiye’de Yaşayan Karaçay – Malkarlılarda Demografik Durum ve Nüfus Hareketleri” Birleşik Kafkasya (...) Ocak – Şubat- Mart 2000, S. 21, sh. 25-30
[11] Ufuk Tavkul, Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür – Karaçay – Malkar Türklerinde  Sosyo – Ekonomik Yapı ve Değişme Üzerine Bir İnceleme  - İstanbul 1993
[12] U.Tavkul. a.g.e.
[13] U.Tavkul, “Karaçay – Malkar Toplumunda Koş Nögerlik” Kırım Dergisi, Nisan – Mayıs – Haziran 1993, S. 3. sh. 13-16
[14] Dr.Yaşar Kalafat, Türksoy....
[15] U.Tavkul, Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür.........
[16] Y.Kalafat.............
[17] Hamıt Malkonduyev, “Karaçay –Malkar Türklerinde Nevruz Bayramı, Nevruz, Ankara 1995, sh. 189-191
[18] Adilhan Adiloğlu, “Karaçay – Malkar Nart Destanları” Birleşik Kafkasya (...) ekim – Kasım – Aralık 1998 S. 16 S. 20-32
[19] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1999, sh.....
[20] Y.Kalafat, a.g.e., sh.
[21] U.Tavkul. a.g.e, sh....
[22] U.Tavkul. a.g.e. sh...
[23] Y.Kalafat, Kureli kom.......


[ II ]

Karaçaylılar ve Malkarlılarda av ve avcıları koruyan “koruyucu Absatı” olarak bilinen bir kutsal ruh vardır. Absatı’nın onuruna taştan ve tahtadan tasvirler yapılır. Avdan önce bu ruh için kurban verilir. O’na bir ok veya kurşun bırakılır. Avcılık iyi geçince de av etinden O’na bir parça getirilirdi.[1]

Biz Ayvalık’da balıkçıların sabahın ilk avı olan balığı suya atarak bereketlerinin artacağına inandıklarına şahit olduk. Hakasya’da ise bu tür ongunların resimlerini çektik.[2] Bunlar çok kere Çatallı Ağaç veya av hayvanı bacağı türünden postlu nesnelerdi.

Çegem bölgesinde  “Nart –tas” adında bir kaya vardı. Karaçay –Malkar sakinleri bir dünyaya gelince bu kayanın etrafında şenlik – şölen yapar bu taşın tepesinden su döker yeni doğan çocuğu bu kayadan akan su ile yıkarlardı. Çocuk eğer erkek ise;

Nart Debet gibi demirci ol
Nart Savay gibi er yiğit ol
Nart Sosuruk gibi meşale ol
Halkına karşı tatlı, hoş gönüllü ol.

Çocuk Kız ise;

Satanay gibi dolunay ol,
Başın (etrafın) dalan (daim) olsun toy
Adın olsun yer tanrısından bereket
Gitmesin köyünden ekilmesin evinden bereket, denilir.

Karaçay – Malkarlılar kara ve özlü sözlere “Nart – Söz” demektedirler.[3] 
 
Karaçay Türklerinde, dilekler, kutsal kabul edilen ağaçların önünde Allah’dan yapıldığı gibi Terek / Ağalı’dan bizzat dilekte bulunanlar da olur. Kutsal taşlardan dilekte bulunmak için bu türden taşların yanına gidilir. Taşın yanına yemek ve çeşitli eşyalar sacı olarak konulur. Kutsal ağaçlara dilek için sadece kış aylarında gidilmez. Sair mevsimlerde sabahın erken saatlerinde gidilir. Kutsal Taş ve kutsal Terekelere dilek için gidenler yıkanıp paklanmış olmalı ve bir şey yiyip içmemiş olmalı. Yol boyunca kimse ile birşeyler konuşmamış olmalı. Kurzuk’daki “Boyrım Taşı” bu türden kutsal bir taşdır. Bu taşın bulunduğu yeri düşmanın geçerek Karaçay toprağına giremeyeceğine inanılır. Rus orduları karşısında geçici bozguna uğrayan Karaçay Türkleri geri çekilirken şehit olmak için bu taşın başını seçmişlerdir. Karaçay Türkleri bu taştan çok küçük parçalar kopararak nazarlık ve uğur niyetine üzerlerinde  taşırlar. Biz bu taşı kıyısında bulunduğu çayla birlikte resimledik.[4]

Terakime / Türkmenlerden geldiği bilinmesine rağmen Terekeme / Karapapah Türkmenlerinin isim etimolojisi Terek –emek’ten yapılabilir. Türkler Terek / Ağaç ismini Kafkasya’daki  Terek çayına da vermişlerdir. Terekemeler muhtemelen hayvancı  bir toplum olmadan evvel orman kavmi idiler. Bunlar Ağaç işçileri idiler. Ağaçeri Türk boyunda olduğu gibi. Keza Ağaçeri Türkmenleri gibi Anadolu’da Tahtacı Türkmenleri de vardır. Heteredoks oldukları ifade edilen bu toplumda Orman işçisi olarak ifade edilen bu toplum da Orman işçisi olarak bilinirlerdi. Diğer taraftan eski Türk inanç sisteminde ağaç ve Orman iyesinin olduğu bilinmektedir. Orman iyisi ön plana çıktığı bir inanç çevresinde Terek eri, Ağaç eri Tahtacı gibi boy isimleri almış olmaları doğaldır. Zira Türk boylarında kayın gibi bazı ağaç türlerinin mitolojik boyutları var iken, ağaçlara atfedilmiş çeşitli kutsiyetler pirler de vardır.

Karapapah’a gelince kara +ppah kelimelerinden oluşan bu onamastik isim etnografiden gelmektedir. Kara büyük ve papah da yün, tiftik veya kuzu derisiniden yapılan bir erkek baş örtüsüdür. Çok kere bu kürk kara olur. Karapapah’a başka bir etimolojik izah yapmak nafiledir. Keza Karakalpaklarda da durum aynıdır. Papah’ın yerini Kalpak almıştır.

Karaçay – Malkarlarda yerin, göğün, taşın, ağacın ve hatta çeşitli hastalıkların birer iyesi koruyucu ruhu vardı. Hastalıklardan korunma kısırlık gibi hallerde bu ruhlara sacılar yapılmıştır.[5]

Taş, Yer, Ağaç, Su, Ateş, Gök eski Türk inanç sisteminde birer kült oluşturmuştur. Beherinin ayrı iyeleri vardı. Bunlara canlı ve cansız kurban verilirdi.[6]

Karaçay –Malkarların ilkbaharın gelişinde, ilk gök gürlemesi / şimşek çakmasında bazı dini uygulamalar yapar çocuklar sokaklarda;

Bu ay ilkbahar ayın
Evinde olsun balın yağın
İlkbaharın olsun sana uğurlu, gibi şarkılar söylerlerdi.

İlk baharda halk tanrılar için kestiği kurbanların etini kocaman bir kazanda pişirir. Bu kazanın etrafında toplanır dirlik ve tokluk için ilahiler söylenir. Yakılan ateşin üzerinden atlarlardı. Ateşin sağlık ve güç kaynağı olduğuna inanılırdı. İlkbaharda yeni çıkmış çimler su ile karıştırılıp biribirlerinin üzerine atılırdı. Cankozlar ( kardelen) olağanüstü bir bitki olarak kabul edilir, özel ilahiler okunurdu.

Karaçay Balkar Türklerinin kazanları Uluğ Türkistan’daki Türk Ata’nın, haracı doğurduğu ünlü kazanını hatırlatıyor. Böyle bir kazan da Ahmet Yesevi türbesinde vardır.

Mart ayında Totur’un Taşı’nda bayram yapılır kurban kesilir, taşın etrafında şarkılar söylenip dans edilirdi. Aksakallar;

Başımızda Gök Tanrı’sı
Altımızda Yer Tanrısı
Onlar bize yardımcı oluyor.
Kötülük yapsak onlar bize kızıyor
Dilekler dilemek için geldik
Dileklerimizi kabul edersen seviniriz
Diz çöküyoruz Totur’a
Totur, yardım et halkına!... derlerdi.[7]

Bu türden ilahiler çok yerde şarkı olarak geçmektedir. İnanç içerikli eski malzemeler yeni dinlerin sistematiğine göre derlenince, yapılan tespitler çok tanrılı bir dine aitmiş gibi yansımış oluyorlar. Birçok iye, kutsal ruh tanrı olarak yansıtılabiliyor.

Karaçay – Malkar dilinin tam bir Kıpçak Türkçesi özelliği taşıması ve Kıpçakların yaklaşık ikiyüz yıl kadar Kafkasya kuzeyindeki Bozkırların tek hakimi olmaları, Karaçay – Malkar halklarının etnik yapısı oluşturan en önemli unsurların Kıpçaklar olduğunu akla getirmektedir.[8] Karaçay ve Balkar halklarının ilk ataları Hun ve Bulgar Türkçesidir.[9]

19.yy.da Karaçay’da bir kızın veya evli kadının namusu köyün namusu olarak algılanıp ceza görüyordu. Tecavüze uğrayan kızın babası kızını köyünden kovardı. Kan davası ile alınan öç ölünün ruhunu rahatlatacağına inanılırdı. Babasını dinlemeyen oğul köy halkı tarafından uyarılır uslanmaz ise tekrar evine dönemezdi. Verilen sözün tutulmasına çok dikkat edilirdi. Beyin öz oğlu ile cariyesinden olma oğlu eşit haklara sahipti. Vatana ihanetin cezası ölümdü. Aynı soydan gelenler evlilikte yedi göbek sayarlardı. Töreyi bozanlar köyden kovulabilirdi. Kan davasının kalkması için katil maktulün annesinin sütünü emmeliydi. Bu kardeş olunması anlamına gelirdi.[10]

Mağdurun annesinin veya o aileden bir yaşlının sütünü emerek bağışlamak, dizleri üzerinde sürünerek mağdurun eşiğinin önüne gelerek af dilemek Tabaran ve Gazi Kumuk’larda da vardır. İntikamın alınmasının ölen şahsın ruhunu rahatlatıcı inancı Anadolu Türklerinde de vardır. Böyle hallerde “kam yerde kalmadı”, “Hakkı alınmış oldu”, “ Ruhu rahat etti” denilir.

Karaçay –Balkarlarda baba soyu esas soydur. Babalar başkalarının yanında sevgi ve ilgilerini belli etmezler. Karaçay – Malkar’da kızlar genellikle Kabarday,  Suan, Abhaz prenslerinin kızları ile evlenirlerdi. Ya da kızlarını onlara verirlerdi. Bu akrabalık sayesinde beyler arasında bir dayanışma ortamı doğardı. Karaçay-Malkar evlilik kız ve erkek tarafı anlaşarak olurdu ve kalım alınırdı. Bazan da iki aile biribirine  kızlarını ve oğullarını karşılıklı verirlerdi. Kocası ölen bir kadını kardeşini alabilirdi. Ayrıca kaçırma veya kaçma yoluyla da evlilik olurdu.[11]

Ailelerin karşılıklı kızlarını vermek suretiyle evlilik türü Anadolu’da da vardır ve “Berdel” olarak bilinir. Baba soyunun esas alınması Türk halkları arasında çok yaygındır. Babanın ve annenin çocuklarını aile büyükleri yanında sevmeleri onları sahiplenmeleri genç evlilerin büyüklerin yanında biribirlerine özel ilgi göstermeleri töresizlik olarak kabul edilir. Bunlar uyarılırken “töreli ol” denir. Veya “yol töre öğrenmemiş” olarak nitelenirler.

Karaçay –Malkarda, Ağaç Kültü, Dağ Kültü, iyi ve kötü  ruhlar inanç vardı. Karaçay –Balkar dilinde Elbruz dağının adı mingitov olup “ebedi dağ” anlamına geliyordu. Bu doğu Çerkezlerde Kutsiyet atfediyorlardı. Teyri, en büyük Tanrı olup Göklerin Tanrısı anlamına geliyordu. Teyri kelimesi gök anlamına geliyordu. Karaçaylılar şafak sökmeden önce havada meydana gelen aydınlığa “teyrik carık”  gökkuşağına ibe “teyri kılıcı” adını veriyorlardı.

Ak ve kara iyeler veya iyi ve kötü ruhlara dair inançlar  Dağ kültünde olduğu gibi eski Türk sisteminin izleridirler. Türk Dünyasında halen ve geçmişte kutsal dağı olmayan bir el veya ülke yoktur. Anadolu’ya Kafkasyadan göçen Çerkez, Karaçay, Çeçen, Kumuk halk Anadolu’daki dağ kültürü hiç yadırgamamıştır. Sarıkamış’ın ağbaba dağı göçmen ve yerli halkın kutsiyet  atfettiği bir dağdır. Altay dağları, Altay Türklerinin kayınbabası olarak bilinir. Batı Anadolu’da Kaz Dağı Tunceli yöresinde Düzgün Baba dağı kutsiyet atfedilen o Anadolu  dağlarıdır.

Karaçay –Malkar inancına göre evi ve aile ocağını koruyan ruhun/ iyenin adı Tabu idi.[12] Ev ve Ocak / od iyesi de Türk inanç sisteminin günümüze gelen uzantılarıdır. Ev iyesi evin eşiğinin altında oluyor evin halkını yabancı ve zararlılara karşı koruyordu. Bu itibarla eşiğe basılmaz, eşiğin üzerinde durularak konuşulmaz, eşik temiz tutulur. Od /ocak iyesi ise, ateş etrafında oluşmuştu. Ocağın sönmesi istenmiyor ve ocağa pis şeyler atılmıyor ateş su ile söndürülmüyor, ateşe zaman zaman et, yağ türünden sacılar yapılıyordu.[13]

Karaçay avcılarının av iyesi Apsat’ının Gürcü inançlarındaki karşılığı Afsatı idi. Bu iyeyi Hakasya Türklerinde de görmekteyiz. Aynı iyenin Karaçay ve Gürcülerde görülmesi bu inancın Kıpçaklar tarafından Altay’dan Kafkasya taşınmış olabileceğini düşündürmektedir.

Karaçay – Malkarların eski inançlarındaki Yıldırım iyesi Şıbıla Çerkezlerin eski inançlarında Şible olarak geçmektedir.[14] Şıbıla ve Şible’nin iki ayrı Kafkas halkında görülmesi bu iki halkın mitoloji ortaklığı bir dönemin köklü bir medeniyetinin ortak üyeleri oldukları kanaatini kuvvetlendiriyor.

Eliya, Karaçay, Malkar halkı inançlarına göre yüksek dağların tepesinde          yaşayan bir iyedir.[15] Türklerde dağların kutsallıkları yükseklikleri nispetinde artıyordu. Dağ yükseldikçe gökte olduğu tasavvur edilen Tanrıya yaklaşılmış olunuyordu. Ulu zatlar yüksek dağların tepelerine defnediliyorlardı. Ulu zatlar isimlerini bu tepelere veriyorlardı. Kırgız folklorik kıyafetlerindeki tepeciklerin uzayan ucu, kazak mezarlarının üzerindeki yüksek kuleler tanrıya yakın olma arzusunun bir ürünüdür. Anadolu’da (Varto – Muş) Türkmeneli (Eşbil) ulu dağların top sesi çıkararak konuştuklarına dair efsaneler vardır.[16]

Cer iyesi, Karaçay –Malkar halk  İnançlarına göre yeryüzü topraklarının kutsal ruhudur. Toprağın sahibi anlamına gelir.[17] Yer iyesi, eski Türk inanç sisteminin bir ürünüdür. Yer iyeleri, dağ İyesi, Kaya – Taş İyesi ve Yer İyesi idiler. Tengrinin yarattığı Kök Tengri (Mavi Gök) ile Yağız Yir (karayer) arasında kişioğlu yaratılmıştır. Gök gibi oda kişioğlu korur ve besler. Ancak inanca göre bütün yeryüzü iduk değildir. Koruyucu olan iduk yir ve sub’dur. Gök Türk yazıtlarındaki ifadelerden  bunu anlayabiliyoruz. Iduk / Ötügen Yış bütün ili ve halkı koruyan iyenin bulunduğu yer de Kağanın mevkisi bulunuyordu. Yere kurban kesiliyor ve O’na ant içiliyordu.

Eski Türklerde bir de, Yir Ana iyesinin varlığından söz edilmektedir. Bu iye yerin ve toprağın sahibi olarak tasavvur edilir. Muhtemelen Ana Vatan, Ana Yurt tabiri buradan geliyor.

Kars’da yere sıcak su dökülmeden evvel “te destur” denilmesi bir anlamda yerden icazet almaktadır. Birçok yörede hayvan satıcıları nazarlıktan evvel ellerini yere vururlar. Pehlivanlar da  keza Peşrev çekerken ellerini yere vururlar. Bu da bir nevi yerden   kuvvet alma olayıdır. Ayrıca “yerin kulağı vardır”, “Toprağı haber götürmesin”, “Yer Apardı” gibi deyimler yerin bir kuvvesinin olduğu inancını gösterir.

Suv Anası, ırmakların ve göllerin koruyucu dişi olduğuna inanılan bir iyedir. İnanca göre ırmakta boğulan bir kimsenin cesedi Suv Anası tarafından saklanır. Eğer ceset nehirde bulunamaz ise, nehrin kıyısında sıbızgı denilen bir türlü kaval çalınır. Sesi duyan Suy Anası cesedi serbest bırakır.[18]

Eski Türk inançlarında, su da bir iduk / mukaddes idi. Bu tabirin içine bütün akıntılı sular dahildi. Kıpçak ve Timek Türklerinde İrtiş ırmağının cennetten çıktığına inanılır. Anadolu’da “Su cennet didarı görmüştür, inancı vardır. Eski Türklerde çocuksuz kadınlar kurumuş ırmaklara sücı / şarap salmak suretiyle o ırmakların iyelerini memnun etmeye çalışır. Onların  yardımıyla çocuk sahibi olacaklarına inanırlardı. Karagos Türklerinde su iyesine sug ezi adı verilir.[19] Azerbaycan’da “suyun Piri hakkı” diye yemin edilir. “suyun akarı sana ganım olsun” diye kargış edilir.[20]

Çek, yeraltında yaşayan kötü ruhun veya şeytanın adıdır. Uygur Türklerinde tek şeytan anlamındadır.[21]

Kök Türk çağı yazıtlarında Erlik iyesi hakkında kesin ifade yoktur. Erlik, Yağız Yir ile ilişkilidir. Yirliğ / irlig / erlik, yeraltında olan araya art olan anlamındadır. Erlik iyesinin hizmetinde olan iyelere Kara iye ve Yek adı verilir. Yek, şeytan demektir.[22]

Celmavuz da bir kara iyedir. Uygur metinlerinde Yelimagız Kırgızcada ise Celmauz şeklinde geçmektedir. Ayın ve güneşin tutulmasına yol açtığına inanılır. Ayı koruyan ve ismi eger olan iki köpek vardır. Bu köpekler uyuyunca Celmavuz gelip ayı bir kenarından yemeğe ayı bir kenarından yemeğe başlar. Köpekleri uzandırmadı için halk silah atıp davul çalıp gürültü yapar.[23]

Celmavuz / Celmooz/ Cangoloz Kara iyesi Anadolu’da da bilinmektedir. Kazandibi dövmek, teneke çalmak, taşı taşa vurmak, bağırarak ve silah atmak suretiyle bu kara iyenin karpuk kaçacağına onu korumakla görevli olan iki köpeğin uyanıp işbaşı yapacağına inanılır. İsmail Doğan’ın bu konuda ayrıntılı bir bildirisi vardır. Esasen kara iyelerin sesten kaçtıklarına gürültüden uyandığına inanılır. Tahtaya vurup “şeytan kulağına kurşun” denilmesi, düğünlerde testiye ceviz konulup yuvarlandırılması, Gelin eşikten girerken tabak kırılması, yere düşen tabağın kırılmasında uiğur aranılması gürültü ile izah edilebilir. Biz Karaçay’da bir mağaranın dış cıdarına oyulmuş Cangoloz resmini temin etmiştik.[24]

Obur’da bir kötü ruh / kara iyedir. Hortlak veya cadının adıdır, yeni doğmuş bebeğin obür tarafından kaçırılmasın diye bir hafta başında beklerler. Bu  kara iyenin Kazan Tatarlarındaki adı Ubur’dur.[25]

Karaçay Türklerinde Obur diye bilinen Kara iye diğer Türk kesimlerinde Al kızı, Al Arvadı, Al Ruhu olarak bilinir. Gregoryan Türklerde Kafkasya’da Obur olarak bilinir. Bu iye ile çeşitli inançlar korunma ve kurtulma yöntemleri anlatılır. Yaşadığı yerler, fiziki özellikleri ve birçok efsane tespiti yapılmıştır. Karaçay Türkleri Baykuş’a Oburkuş derler.[26]

Enegon, Karaçay –Malkar Efsanelerindeki devin ismidir. 5 veya 7 başı vardır. Bu dinler ile Nart kahramanlarının mücadeleleri anlatılır. Büyük ırmakların yeryüzüne çıktıkları yerlerde bu  devlerin bekledikleri ve inanılır. Bunlara “suyun  başını kesen dev”denir.  Dokuz başlı  Emegon’ın Çomur ile Karaçay – Malkar Nart kahramanı Sosurganın mücadeleleri çok ünlüdür.[27]

Sorubek insan kılığına girebilen bir tür cin / kara iyedir. Kırmızı gözleri ve uzun bir kuyruğu vardır. Efsaneye göre bir Karaçay – Markır köyü mü kız kılığına giren Soruvbek mafh etmiştir.[28]

İnsan kılığına girebilen kara iyelere dair Anadolu ve Erbil yöresinde de tespitler yapılmıştır. Bunların bölgelere değişik isimler aldıkları bilinmektedir. Bunlar çok kere mezarlıkların çevresinde geceleyin ve yalnız kimselere görünür ve şafak sökmeyen kayıp olurlar.[29]

Gori’nini rüzgarın iyesi olduğuna inanılır. Harman savrulurken Karaçay - Malkarlılar tanenin kabuğundan ayrılması için Gori Gori diye bağırırlar.[30]Anadolu’da bilhassa Sivas yöresinde “Kaba Yele Karşı Ekin Selavatlaması” yapılır. Halk bilimci Kutlu Özen’in bu konuda çalışmaları vardır.[31] Özbekistan halk bilimcilerinin Özbek halk inançlarında Yel rüzgarı incelediklerini bilinmektedir.

Karaçaylılar bazı vahşi hayvanlar ile ilahlarının gerçek adları söylemekten sakınırlar. O halde onların kendilerine zarar verebileceklerine inanırlardı. Onlara takma adlarla hitap ederlerdi. Mesela ayı, (Ullu taban), börü (Dil kulak, Kızıl göz), Domuz (Yamcı Kulak), Tilki (kurnaz), Gelincik (Aktöş), Su Samuru (Amautiş = Kötü Dişli), Porsuk (Domuz yavrusu Kuyruklu) derlerdi. Şahsen gerçek isimlerini anarlarsa “başı ateşte böyle yansın” deyip ateşe bir çöp atarlardı. Börü’nün kurt Oğuz Türkçesine kurt olarak geçmesi onun isminin elma veya fındık kurdu ismi ile örtülenmek istemesinden doğmuştur.[32]

Gücüne inanılan hayvanların isminin söylenmesinden kaçınılma sebebi bunlarda saklı olduğuna inanılan kuvveden zarar görmemek içindir. Sadece hayvanların değil bazı ağaç ve bitkilerin de isminin  açıktan söylenmesinin zararına inanılır. Mesela ölünceye kadar görümcesinin ismi soğan bir gelin O’na ismi yerine kokan demiştir. Bu inanç Batı Türklüğünde Anadolu ve Balkanlarda oldukça silinmiştir. Bununla beraber yılan denmez “sürünen” denir. Şeytan’dan söz edilecek ise “kulağına kurşun” cinden bahsedilecek ise “ iyi saatte olsunlar” ölmüş bir kimseden bahsedilecekse “toprak haber götürmesin” denilir.

Dipnotlar

[1] U.Tavkul, a.g.e.
[2] Y.Kalafat, Hakasya..........
[3] T.M. Haciyeva; “ Karaçay –Malkarların Eski Folklor Ürünleri” (Çeviren: Adilhan Adiloğlu) Birleşik Kafkasya(...) Eylül – Ekim-Kasım 1997, s. 12 sh. 40-44
[4] Y.Kalafat, “Kırım –Kuzey Kafkasya, Sosyal  Antropoloji Araştırmaları, Ankara, 1999, sh. 203-204
[5] T.M. Hacıyeva, a.g.m
[6] Y.Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1999, sh. 37-53
[7] T.M. Hacıeve, a.g.m.
[8] U.Tavkul, a.g.e, sh. 27
[9] U.Tavkul. a.g.e. sh. 18
[10] U.Tavkul.a.g.e sh...
[11] U.Tavkul a.g.e. sh....
[12] U.Tavkul, a.g.e.sh....
[13] Y.Kalafat a.g.e.sh....
[14] U.Tavkul a.g.e sh. ...
[15] U.Tavkul a.g.e, a.g.y
[16] Yaşar Kalafat Kuzey Irak.....
[17] U.Tavkul a.g.e sh.....
[18] U.Tavkul. a.g.e, sh...
[19] Y.Kalafat Doğu Anadolu......
[20] M.İ. Hekimov Mürsel İsmail Hekimoğlu, Oğuz –Terekeme Halk Merasimleri ve Meydan Tamaşaları, Bakü, 1997, sh. 12-13
[21] U.Tavkul a.g.e, sh.
[22] Y.Kalafat. Doğu Anadolu........
[23] U.Tavkul a.g.e sh.......
[24] Y.Kalafat a.g.e. sh......
[25] U.Tavkul a.g.e sh...
[26] Y.Kalafat a.g.e sh....
[27] U.Tavkul.a.g.e, sh.
[28] U.Tavkul a.g.e sh.
[29] Y.Kalafat Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Anakara 1999 sh. Kuzey Irak....
[30] U.Tavkul a.g.e sh.
[31] Kutlu Özen Kabayele........
[32] U.Tavkul a.g.e sh......


[ III ]

İşaret etmek istediğimiz husus Karaçay –Balkar Kültürel aynılığı veya bu Türk unsurların halk kültürü itibariyle genel Türk kültürünün bir parçası olduğu hususu değil. Bu uzak geçmişten gelen ortaklık Türk soylu olmayan halklar ve bunlarla Türk halkları arasında da gözlenmektedir. Bununla bütün Kafkas halklarını kültürel kimlik olarak Türk’e çıkarmak gibi saplantımız yok. Bu anlamda Çeçenlerin veya Adigelerin mitoloji ve geçmiş medeniyat itibariyle Türk olduklarını söylemek Türklerin kadim Edige veya çeçen Kültür dairesi kapsamında olduğunu aynı derecede geçerlidir. Belki daha doğru bir ifade Kafkas halkları ile Türkler aynı medeniyet çevresinden geliyorlar. Bu noktada töre ve mitoloji ortaklığı dil farklılığı aşmaktadır. Bu itibarla Birleşik Kafkasya ile birlikte olmak Türkiye’nin de sadece siyasi verileri itibariyle değil kültür birliği itibariyle de geçerlidir.

Karaçay –Malkarlarda çok ciddi önemli bir Kurt kültü vardır. Çocuğunun cesur ve erkek almasını isteyen hamile anne cebinde kurt dişi taşır. Erkek çocuk beşiğinin dört köşesine dört kurt motifi kazıyan aileler vardır. 1940 sürgününden evvel erkeklerin  tahta karyolalarında kurt motifi olurdu. Kahramanlar ölünce cenazeleri kurt derisi şeklinde sedyede  taşınırdı. Hala birçok bostanın üst başında kurt kafası motifi vardır. Düzde kalmış evcil hayvanları kurdun parçalanmaması için yapılan kurt ağzı bağlama inancı diğer Türk boylarında olduğu gibi Karaçay Balkarlarda da vardır.[1] Türklerde Kurt Kültü, hayatın bütün safhalarında ve bütün Türk boylarında yaygındır. Kurt gözü, kurban gözü gibi nazar almış çocuğun banyosuna konur. Kurt dişinden ve tırmasından muska ve büyü yapılır. Burun deliğinden kurt kılı geçirilen erkek çocuğun büyüğünce cesur olacağına inanılır. Gerde gecesinde başarısız olan bağlanılmış gençler kurt postu üzerinde çiftleştirilir. Rüyada kurt görmek hayır alameti  olarak algılanır.[2]

Hıçın (yağlı börek) düğün ve doğum için götürülürken 2 –4 –6 adet yas evine götürülürken 1-3 – 5 gibi tek adet götürülür. Bir Karaçay beddua ederken “üç hıçın ile birlikte gideyim toyuna” derler.[3] Bu inanç Anadolu’daki Kafkasyalılardan Çerkez ve Osetlerde de vardır. Türkmenlerde yas evinde ikram elden yapılanacaksa tek tabakta yapılır. Düğünlerde ise çift tabakta yapılır. Azerbaycan Türklerinde yasa giden kimseye tek bir bardak çay ikram edilir. Bununla tekrar ölü olmasın bu tek ve son olsun veya yeni toylar olsun demektir.

Karaçaylılar kutlamaya ikindiden sonra gitmezler daha evvel gitmeyi özen gösterirler.[4]İkinci Türk halk inanç sisteminde günün önemli bir dönümüdür. İkindi ezanı okunurken uyunulmaz, yatılmaz, ikindiden sonra gabristana gidilmez. Ağaç dikilmez, defin yapılmaz. “Yer Bağlandı”, “Yerler mühürlendi”, “Gün anasına kavuştu” denilir.

Karaçaylar da ölü evinden çıktıktan sonra başka bir eve misafir gidilmez.[5] Anadolu’da ölü evinden çıkan doğrudan doğruya kendi evine gelmez biraz dolaşır evine başka bir yoldan gelir. Evine gelmeden muhakkak elini yüzünü yıkar. Bununla amaç ölünün ruhunu peşine takmamaktır. İnanca göre yol değiştirilerek ruhun şaşırmasına ve yıkanılarak da kokunun dağılmasına değişmesine çalışılmış olunur.[6]

Karaçaylılar da yada çıkanın ardından ev süpürülmez.[7] Bu inanç Anadolu, Azerbaycan ve Suriye Türklerinde de vardır. Giden şahsın ocağı ile ilişkisinin kesilmemesi inancından kaynaklanır. Misafirin ardında da ev süpürülmez veya çöpler eşikten gece atılmaz.[8]

Ateş su ile değil toprakla söndürülür.[9] Ateş’in su ile söndürülmesi ateş iyesinin zarar vermesine yol açabilir inancı vardır. Ateşin muhakkak su ile söndürülmesi zarureti var ise su parça parça dökülür ve dökerler “tu tu tu biskullah” denir.[10]

Karaçay yolcunun önüne tavşan’ın çıkması uğursuzluk sayılır.[11] Tavşanın ya da çıkması Anadolu’da uğursuzluğa yorumlanır. Tilki veya kurdun çıkması uğur olarak nitelendirilir.[12]

Yolda bulunan at nalı uğursuzluk sayılır.[13] At ve nal halk inançlarında itibarlı varlıklardır. Naldan nazar ve benzeri haller için istifade edilir. Nalın düşmüş hali ile görülmesi ve yolda rastlanılmış olması, bahtsızlık olarak kabul edilmiş olabilir. Gürcistan’da açıkta alanda ayna var ise mesela musluk başında yanında nalın da olmasına özen gösterilmektedir.[14]

Komşuya un eleği verilmez.[15] Anadolu ve Azerbaycan’da fakire ekmek verilecek ise o ekmek yemek masasından alınmaz. Zaruret var ise ekmek ilkin başka yere konur oradan alınarak verilir. Böylece yemek sofrasının bereketinin korunduğuna inanılır. Ayrıca hamur mayası, yoğurt mayası, sirke mayası gibi mayalanmayı sağlayan şeyler ve ocaktan alınmış od / ateş komşuya bilhassa sınanmış komşuya özellikle gece verilmez.[16]

Karaçaylılarda göyük boynuzunun kötülüklerden koruyacağına inanılır, evlerin kapılarına adılar.[17] Geyik Türk halk inançlarında kurt kadar geniş yer tutar. Geyikten türüme destanımız da vardır. Türk halk tasavvufunda geyik donuna en kolay girilebilen hayvandır. Birçok ulu zatın diğer adı Geyik Baba veya Geyikli Babadır. Türkistan’da Balkanlara kadar yüzlerce yatır mezarında Geyik boyunuzu vardır. Geyik en fazla efsanesi olan hayvandır. Birçok menkıbe de geyik yer alır. Daha ziyade boynuzunun nazara karşı iyi geldiğine inanılır.[18]

Ağılda suyun içilmesi bereketin kaçıracağına inanılır su yerine ayran içilir.[19] Ev iyesi gibi Ağıl iyesinin de olduğu, ağıl içerisinde atları bindikleri gibi hususlar bilinirken, ağılda su içilmesinin bereketi kaçırabileceği tespitini ilk defa görmekteyiz.

Karaçay Türkleri Salı günü yola çıkmanın bir içe başlamanın uğursuzluk getireceğine inanılır.[20]  Salı günü başlanılan işin sallanacağı bir türlü sonuç alınamayacağı buradan hareketle sağlı günü iş başlamamak gerektiği inancı Anadolu, Azerbaycan, Bulgaristan ve Türkmeneli Türklerinde de vardır.[21]

Perşembe günü dikiş dikmek uğursuzluk getirir  sürüye kurt saldırmasına  yol açacağına inanılır. Cuma günü ev süpürmek çamaşır yıkamak uğursuzluktur.[22] Bu tür inançlar Türk ellerinin hepsinde vardır. Perşembe günü çok kere türbe ziyaret etme günü olarak bilinir. Kurt’un saldırmak için bu günle bağlantılanmış olması kurt’a atfedilen açığa çıkmamış bir kutsiyet izah edilebilir mi?

Karaçay –Malkarlılar demirin ölümden korunduğuna inanırlar. Bir kimsenin ölüm hubesi duyulunca anneler çocuklarına kama, makas, at nalı gibi demir eşyayı dişleri ile ısırtırlar. Böylece çocukların korunmayacağına inanılırlar.[23] Demirin koruyucu vasfına olan inanç Anadolu’da da vardır. Yıldırım çakınca anneler çocuklarına demirden yapılmış bir şey dişletilir.[24]

Karaçaylılar yemin ettiklerinde kılıç veya sopalarının altından geçerler.[25]Bize göre buradaki incelik kılıç’ın silahın madenden demirden olmasından kaynaklanmaktadır. Zamanla sopa da demir kılıç muamelesi görmüştür. Bugün de Türkler silah üzerine ant içerler. Genç subaylar evlilik merasimlerinde kılıçların altından geçerler.[26]

Karaçaylılar Geneşe ve Elburus dağına Kars’ı dönüp (doğan güneşin üzerine yemin ediyorum. Elburus dağlarının üzerine yemin ediyorum) derler. Bu uygulama Doğu Anadolu’da Düzgün Babaya yönelinerek yapılır.[27] Azerbaycan’da ise “Günün ışığı hakkı” diye yemin edilir. “ Günü ışığı gözünü kör etsin” diye de Kargış yapılır.[28]

Karaçay –Malkarlılar koyunun kürek kemiği ve 41 taşla bakılan fallar Kazak ve Kırgız Türklerinde de vardır.[29] 41 taşlı fal Uluğ Türkistan Türklerinde yaygındır. Kırgızistan –Balasagun etnografya müzesinde bu falın  tarihi taşları teşhir edilmektedir.[30]

Şaman kelimesi Karaçay’da kahir anlamına gelir bu ismi taşıyan büyük aileler vardır.[31] Şaman ismi ve soy ismi oldukça yaygındır. Hatta Şamannezir, Nurşaman, Hacı Şaman, Şaman kurban gibi isimlerde vardır. Anadolu’da ismi Şaman iken sonradan başka isimlerle değiştirilmiş köyler vardı.

SONUÇ 

Bu çalışmayı yapmaya başlamadan Kuzey Kafkasya halklarının dil ailesi farklılıklarına rağmen ciddi bir kültür akrabalığı içinde olduklarını biliyorduk. Bu akrabalığın Sovyet, Çarlık veya Osmanlı yönetimleri döneminden gelmediklerini de biliyorduk. Bu ortak töre müşterekliğinden geliyordu. Bu halk uzak geçmişlerindeki Bozkır medeniyetinin günümüzdeki varisleri idiler. Kuzey Kafkasya mitolojisine dair yaptığımız çalışmalar bizi böyle düşünüyordu. Bu çalışma tamamlanınca tekrar kanaat getirdik ki bu halkların kültürlerindeki akrabalık 300-500 yıllık bir geçmiş iye izah edilmeyecek kadar kadim, derin engin ve saygındır.

Dipnotlar

[1] Bilal Laipanov “Karaçay Türklerinin Börüyle (Kurtla) İlgili Töreleri” Uluslar arası Türk Dünyası Halk Edebiyatı Kurultayı (26-28 Mayıs 2000) Ankara. 2001 sh. 525-531
[2] Y.Kalafat a.g.e
[3] U.Tavkul a.g.e.sh.....
[4] U.Tavkul a.g.e sh....
[5] Y.Kalafat a.g.e
[6] U.Tavkul a.g.e
[7] Y.Kalafat
[8] U.Tavkul...
[9] Y.Kalafat
[10] U.Tavkul
[11] U.Tavkul
[12] Y.Kalafat...
[13] U.Tavkul
[14] Y.Kalafat
[15] U.Tavkul a.g.e. sh.......
[16] Y.Kalafat
[17] U.Tavkul a.g.e sh.
[18] Y.Kalafat
[19] U.Tavkul a.g.e. sh.
[20] U.Tavkul a.g.e sh....
[21] Y.Kalafat
[22] Y.Kalafat
[23] U.Tavkul
[24] Y.Kalafat
[25] U.Tavkul a.g.e.sh.
[26] Y.Kalafat
[27] U.Tavkul a.g.e. sh.
[28] Y.Kalafat
[29] M.İ.Hekimoğlu. a.g.e
[30] U.Tavkul a.g.e, sh.
[31] Y.Kalafat

Kaynaklar
     
Hasan Kanbolat: “Kuzey Kafkasya’da Tarihi Yer Adlarına Dönüş Süreci”Birleşik Kafkasya, Aralık, Ocak, Şubat 1996-97 S. 9 sh. 33- 34

Mahmut Duda: Karaçay Halk Edebiyatı Araştırmaları”Birleşik Kafkasya Üç Aylık Dergi, Mart – Nisan – Mayıs 1997 S. 10 sh. 40 – 42

Kemishan: “Karaçay Halk Edebiyatı Araştırmaları” Birleşik Kafkasya, Ocak- Şubat – Mart, 1998 S. 13 sh. 42-45

M.İsmail: “(Yay. Haz.Y.Nevruz) “Karaçay- Malkar Halkının Tarihçesi” Birleşik Kafkasya, Temmuz – Ağustos – Eylül 1999, S. 19 sh. 1-52

Adilhan Adiloğlu: Karaçay –Malkar –Nart Destanları I MİT, Destan,Efsane Kavramları ve Nart Destanları” Birleşik Kafkasya, Eylül –Ekim –Kasım 1997 S. 12 sh. 31 –33
 
Adilhan Adiloğlu: “Karaçay –Malkar – Nart Destanları” Birleşik Kafkasya, Ekim – Kasım- Aralık  1998 S. 16 sh. 20 -32

Ufuk Tavkul: “Karaçay –Çerkez Cumhuriyetinde Etnik Yapı” Birleşik Kafkasya, Eylül – Ekim – Kasım 1995 S. 4 sh. 24 –26

Tenzilya Haljilani: “Karaçay –Malkar Folkloru, Nalçık 1996

Ufuk Tavkul: “Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür, Karaçay Malkar Türklerinde Sosyo – Ekonomik Yapı ve Değişme Üzerine Bir İnceleme İstanbul 1993

Yılmaz Nevruz: “Karaçay – Malkarlılarını Tamırlarını Üsünden” Birleşik Kafkasya Üç Aylık Dergi, Aralık – Ocak – Şubat 1994 S. 1 sh. 41 –49

Yaşar Kalafat: “Bir Kültür Kodu Olarak Kuzey Kafkasya’da İnsan İsimleri” Birleşik  Kafkasya Üç Aylık Dergi, Nisan – Mayıs – Haziran 1998 S. 14 sh. 14-16

Dr.Ufuk Tavkul: “ Sosyoljik Açıdan Kafkasya Halklarının Etnik ve Kültürel Birliği” Birleşik Kafkasya, Haziran –Temmuz –Ağustos 1997 S. 11 sh. 11 –16

Ufuk Tavkul: “Karaçay –Malkar Türk Edebiyatı” Türk dünyası El Kitabı, Ankara 1992 C. 2 sh. 727 – 745

Hamit Malkonduyev: “Karaçay –Malkar Türklerinde Nevruz Bayramı” Yayına.Haz. Prof.Dr. Sadık Tural, Ankara 1995 S. 1995 sh. 189 - 191

Feride Muratçayeva:“Dağıstan’da Nevruz Bayramı” Nevruz ve Renkler Türk Dünyasında Nevruz, ikinci Bilgi Şöleni Bildirileri (19-21 Mart 1996) Yayın. Haz. Sadık Tural –Elmas Kılıç Ankara1996

Naida Djamokova: “Kumuklar Nevruz” Türk Dünyasında Nevruz, Dördüncü Uluslar arası Bilgi Şöleni Bildirileri, (21-23 Mart 2001 Sivas) Ankara 2001 sh. 67- 70

Bilal Laipanov: “Karaçay Türklerinin Börüyle (Kurtla) İlgili Türeleri” Uluslar arası Türk Dünyası Halk Edebiyatı Kurultayı (26-28 Mayıs 2000) Editörler: İ. Çetin, A. Yücel, Ankara 2001 sh. 525- 531
 
Ufuk Tavkul: “Karaçay - Malkar Türklerinde Eski İnançlar” Türk Kültürü, S. 325, sh. 313-320

T.M.Hacieve: “Karaçay – Malkarlıların Eski Folklor Ürünleri” Çev. Adilhan Adiloğlu, Birleşik Kafkasya, Üç Aylık Dergi, Eylül – ekim – Kasım 1997 S. 12 sh. 40 – 44

Adilhan Appa:  “Nartların Demircisi Debet” Birleşik Kafkasya, Üç Aylık Dergi, Ekim – Kasım – Aralık 1998 S. 16 sh. 20-27

Adilhan Appa:  “Karaçay – Malkar Nart Destanları II –III- IV” Birleşik Kafkasya Dergisi, Ocak – Şubat – Mart 1998 S. 13 , sh. 39 –41; Nisan –Mayıs –Haziran 1998 S. 14 sh. 18-22; Temmuz – Ağustos – Eylül 1998 S. 15 sh. 27-29

Dr.Yaşar Kalafat: “Sarıkamış’ta Kafkas Halk İnançları” Birleşik Kafkasya Üç Aylık Dergi, ocak – Şubat –Mart 1998 S. 13 sh. 16-19

Dr. Yaşar Kalafat: “Kuzey Kafkasya’da Halk İnançları” Birleşik Kafkasya, üç aylık Dergi, Ocak – Şubat – Mart 1999, S. 17 sh. 17-27

Yaşar Kalafat: “Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1999

Yaşar Kalafat: “Kırım Kafkasya, Ankara 1999