22Ekim2017

KUZEY KAFKASYALI ÇOCUKLARIN TOP OYUNLARI

Karaçay-Malkar halkı zengin bir kültüre sahiptir. Ancak bir zenginliği kullanabilmek, o zenginliğe sahip olmak kadar önemlidir. Kültürün en büyük bölümlerinden birinin halk pedagojisi olduğu  eskiden beri bilinmektedir. Bunun böyle olduğunu o alanda çalışanlar iyi bilirler. O deniz gibi engin ve derindir. Çocuk oyunları da halk pedagojisinin dallarından biri olarak kabul edilir. Çocuk oyunlarının eğitim-öğretimde ne kadar önemli bir yer tuttuklarını anlatmaya gerek yoktur. Eskiden beri, çocuk oyunlarını büyükler ve küçükler yaşatıp gelmişler. Büyükler çocuklarını eğitmek için oyunlar hazırlamışlar, çocuklar ise kendi kendilerine kalıp, birbirleri ile oynadıkları zamanlarda yeni oyunlar bulmuşlar. Çocukların sudaki oyunları, halk pedagojisinde önemli bir yer tutar. Onları çalıştıran beden eğitimi öğretmenleri, ana-babalar çocuklarını daha sağlıklı yetiştirmek, eğitmek için oyunlardan faydalanmışlardır.

Çocuklar yaz aylarında uzun tatile çıktıklarında,suda oynamaya büyük heves duyarlar. Su, temiz hava ve güneş onları daha sağlıklı kılar. Temiz hava, güneş ve su. Bu üç şey çocuklara güzel birer hediye gibidir. Bu durumu halk pedagojisi, çok önceden ortaya koymuştur. Bizim zamanımızda çocukların suda nasıl oynadıklarını kendimiz çok defalar gördük. Peki, ya önceleri nasıl oynamışlar? Birbirlerinin ellerinden tutup, halka oluşturup, sağa-sola adımlar atıp, dönerek oyunlar oynamışlar. Derin yerlerde suya balıklama dalmayan da pek yoktur. En çok hayret edilecek hususlardan birisi de, çocukların suda oynadıkları zamanlarda kendilerinin oluşturdukları maniler, türküler ve dileklerdir.  Bunlar folklora  girmişler, onu zenginleştirmişlerdir. Böyle şeyler her zaman çocuk oyunlarına güzellikler getirmiş, onu daha da sevimli kılmıştır.


Çocuklar su içinde iken güneş bulutlara girip, ortalık gölge içinde kaldığında çocuklar güneşden dilekte bulunmuşlar. Gökte güneşi arayıp "biz senin çocuklarınız, üşüyoruz! Çık da bizi ısıt!"(1) demişler. "Güneşin çocukları" bu sözlerde halkın güneşe inanması, ona tapınması görülmektedir. Halk, güneşi kendi çocuklarını sever gibi sevmektedir. Dağlılar, kadınlarla birbirlerini "günün iyi olsun", "günün aydınlık olsun"(2) diye alkışlamaları bu yüzden olabilir. Üzüntülerinde de "Günümüz karanlık oldu", "Güneşimiz battı!"(3) demişler. Çocukları ise "güneşim!", "güneşciğim" diyerek sevmişler.Çocuklar kendileri oynadıkları zamanlarda da güneşi çok anmışlar. Erkek ve kız çocukları, eskiden, güneşe neler diyorlardı?


Onlar su içinde iken, güneş bulutdan çabuk çıkmazsa: "Güneş battı, güneş battı, Halimat`ın yüzü buruştu"(4) diye tekrar tekrar bağırmışlar. Bununla "bizi soğuktan titretme" demek istemişler. Çeşitli sözleri böyle bağırırken, beraber oynadıkları arkadaşlarının adlarını da yer yer, söyledikleri sözlere ilave etmişler. Bu ilaveler çocuklar için komiklik olmuş, sözlerini, dileklerini söyledikten sonra, güneş bulutdan çıkıp da ısıtmaya başladığında,sevinç içinde:" Güneş deydi, güneş deydi! Halimat`ın  yüzü güldü"(5) demişler.


Karaçay-Malkarlı çocuklar gibi,başka halkların çocukları da güneşe, babalarına konuşur gibi güzel ve terbiyeli konuşmuşlar. Onlar kendilerine "güneşin çocukları" diyorlar. Neden böyle söylüyorlar ? Osetinli erkek ve kız çocukları güneşe "öksüzlerin babası" veya "öksüzlerin koruyucusu" demektedirler. İşte onların suda yıkandıkları esnada söyledikleri bir dilek şiiri :


Oy, öksüzlerin güneşi, çık bulutdan !
Biz zavallılar,  üşüyoruz soğuktan .
Altın güneşimiz, arıyoruz seni,
Sen yaşatıyorsun biz öksüzleri.
Yağmurdan, korkuyoruz biz.
Kötü karga, uçup git uzaklara !
Üstümüzdeki bu su bulutunuda götür,
Kuraklığını biz özlemez gibi yap.


Çocuklar bu tür dileklerini üşüdükleri zamanlarda dile getiriyorlar. Osetin halkının folklorundaki bu tür şiirlerden bir başkası da şöyle:


Oy güneş, oy güneş, ısıt, bu taraşa bakda !
Serçelerin anası hasta,
Gelincik ekmek yapıyor,
Yaşlı nene boza süzüyor,
Yetişkin kız evinin köşelerini sıvıyor.
Oy, güneş, buraya bir bak,haydi !
Biz öksüzlere yiyecek verdiler.
Onlar: "sizi aç bırakmayız" dediler.

 

Azerbaycan halkının folklorunda da sıcaklık arıyan,suda üşüyen çocuklar, güneşi kapatan buluta :


"Bulut, geri kaç, kaç, kaç !
Perdeni aç, aç, aç !
Kayadan atarız uçuruma,
Buduna vururuz damga ! " diye bağırıyorlar.


Çocuklar güneşe, babalarına konuşur gibi konuşuyorlar kendilerini güneşin çocukları olarak kabul edip, acele ettirmek için şöyle söylüyorlar :


Çık buraya, dünya güneşi, çık !
Kızıl atına binip, çık !
Oğlun uçurumdan gitti,
Kızın ateşe düştü.


Çocukların dileklerine göre güneş  hemen o anda çıkmazsa, onun niçin çıkmadığını bildirerek, beklediklerini hatırlatmak için şöyle diyorlar :


Güneş gitti, o su içer,
Kızıl giysiler biçer.
O işini bitirse
Karda bu yerden göçer.


Anlatıldığına göre, güneşe dönüp, erkek ve kız çocuklarının tekrarladığı dilekler, çocuk oyunlarına geç girmiş. Eski zamanlarda, o dilekleri, büyükler gökyüzüne, güneşe tapındıkları dönemlerde töre ile bağlantılı olarak söylemişler. Böyle adetler Azerbaycan`da da bu günlere kadar korunarak gelmiş. Mesela; güneş tutulduğunda, biz Karaçay-Malkarlılar gibi, onlar da kazanları, leğenleri, kovaları dangur dungur ettirerek büyük gürültü çıkarmışlar. Böylelikle güneşi yutmakta olan "celmavuz"u korkutarak, kaçırmaya uğraşmışlar. Yağmur çok yağsa veya kış uzasa, güneşin sıcaklığını özleyen halk, bazı eski adetleri uygulamaya başlamış. Cemaatdaki kırk ihtiyar adamın adını belirlemişler. Her birinin adıyla bir beze tüy parçaları koymuşlar. Sonra kırk tüy parçasını bir beze sarıp, ateşe atmışlar. Böylelikle bu iyi yaşlıların adları hürmetine güneşin,günün sıcaklığının çıkmasını dilemişler.


Başka bir töre daha; güneş bulutdan çıksa,analardan birisinin ilk doğan, birinci çocuğu, kurumuş bit tutam otu ateşe atıp, şöyle söylemiş:


Ben kara ağızlı tilkiciğim.
Annemdem ilk olarak doğmuşum
Seni bu ateşde yakarak:
Isıt beni" diye yalvarıyorum


Çocuk ve güneşin baba ve çocuk gibi birbirlerine yakın oluşlarını fazla deşelemiyecektik. Fakat, böyle şeylerin Kafkasya`dan uzak olan bazı halklarda da görülmesi, bu konuya eğilmemizi gerektirdi. Volga- İdil nehrinin kıyılarında yaşıyan Çuvaş halkının folklorunda da çocukların güneşe dönüp ne söyledikleri belirlenmiştir. Çuvaş çocuklar yaz aylarında, suda yıkanırken, babalarına seslenir gibi, güneşe şöyle sesleniyorlar:


Güneş, yardım et, bu tarafa da bak!
Çocuğun soldu, bunaldı kaldı !
Sen kıskaç ile çıkar çocuğunu !
Kuru basma gömlek giydir ona !


Çuvaşlı çocuklar bu dileklerini, güneş buluta girdiği zaman söylüyorlar.. Bir süre sonra güneş çıkıp ısıtmaya başladığında ise, "güneşin çocukları" sonsuz bir sevinç duyuyorlar. Kendimiz de, Nart masallarımızda, insanların güneş ile akrabalıklarına rastlamaktayız. İşte bir örnek: "Örüzmek ile Satanay" adlı masalda Satanayın babası güneş, annesi ise aydır.


İnsanlar, bu günlerde tabiatın tahrip edilmesine üzülüp,bu konudaki endişelerini toplantılarda söylemektedirler.İnsan ve tabiatın ilişkileri bozulursa, bunun çok yönlü zararları ortaya çıkıyor. Halk pedegojisi insan ve tabiatın birlikteliğini sürdürmek için, akrabalar gibi onları birbirlerine yaklaştırmaktadır. Dağlarda hızlı akan, zemini görünen sularda yüzmek çok zordur böyle olsa da, çocuklar, çok küçüklükten başlayıp yüzmeyi öğreniyorlar. Suyun önüne taş duvarlar yaparak kesip, gölet yapıp, orada yıkanıyorlar. Kuzey Kafkas`ın büyük nehirlerinin kıyılarında yaşıyanlar ise, duvar yapıp uğraşmadan, yüzme imkanı bulmuşlar. Yüzerek, suyun bir kıyısından, diğer kıyısına geçimişler. Suyun üzerinden karşıya geçiş ile ilgili etnoğrafik dökümanlardan da bahsedilmektedir.


Karaçay-Malkar masallarından birinde, bir yiğit delikanlının, Terk suyundan şişirilmiş tuluklarla nasıl geçtiği, yüksek ve dik bir kayaya nasıl tırmandığı anlatılıyor. "Birisinin Solsa adlı yiğit oğlu" adındaki Çeçen türküsünde de güzel vücutlu yiğit delikanlı, kudurmuşcasına akan Terk suyunun diğer yakasına öyle geçiyor. Suyu, şişirilmiş tuluklarla geçmek, çocuklar arasında da eskiden beri uygulanan bir yoldur. Çocuklar tuluk bulamadıkları zaman, kamış veya dal parçalarından da istifade etmişler.


Çeçenler ve İnguşlar, bayramlarda su kenarlarına çıkıp, çoluk-çocuklarına yüzmeyi, suyu nasıl geçip karşıya ulaşacaklarını öğretmişler. Dağıstanlı çocuklarda, suya girmeden önce suda kollarını nasıl kımıldatacaklarını öğrenip, ondan sonra yüzmeye başlamışlar.


Suda oynama, yüzme ve su ile yaşamanın çocuklar için gerekli olduğunu Kafkas halkları hiç unutmamışlardır. Bu duruma Kafkas halklarının folkloru da şahitlik etmektedir. Su anası veya su iyesi karakteri halk kültürüne tesadüfen girmemiştir. Güneş ve Ay'ın kızları olan güzel Satanay`ın deniz tanrısı tarafından nasıl çalındığına dair efsane Karaçay-Malkar`da bugün dahi anlatılmaktadır.


Eski Adıklar, deniz iyesine Kodeş demişler. Onun şeklini de alabalığa benzetmişler.Yer iyesi Sozeris`in de denizle beraber geleceğine inanmışlar. Su tanrılarının şereflerine deniz kıyısında törenler düzenlemişler. Suda yıkanıp, yüzüp, birbirlerine su sıçratıp oynamışlar.Mecusilik zamanının bu uygulamalarını, bugün de, çocukların sudaki oyunlarında açık bir şekilde görüyoruz.


Su ile bağlantılı oyunlarını, kuraklığın insanları bunalttığı zamanlarda, Tanrı`dan yağmur dilemeye çıktıklarında uygulamışlar. Büyükler bu töreyi çocukların akıllarında kalması için, gereken şekilde  yapmışlar, düzenlemişler. Kurbağayı giyindirip göle atmışlar. Küreğe başörtüsü bağlayıp, su kenarına götürmüşler.Buna "kürek biyçe"demişler.  Böyle güzel adetler çocuklara suyun önemini ve gerekliliğini anlatmış. Yağmur isteme (yağmur duası) töreni devam ederken yağmur yağarsa, cemaat çok sevinmiş. "Yere nasip geldi"(6) demişler. Çocuklar da, o nasibi sezip, sağda-solda koşuşturarak, "Yağ, yağmur, yağ! Yağlı ekmek vereceğim!"(7) diye yağmur damlalarına sevinip, eğlenmişler. Suda oynadıklarında, çocuklar, topu da kullanmışlar. Halka oluşturup, topu birbirlerine atıp oynamışlar.Top ile oynamak da çocuklar için çok faydalı oyunlardan biridir.


Çok çeşitli top oyunları vardır.Topların da çeşitleri var. Top ile ilgili oyunlar oldukça fazladır.Karaçay-Malkarlı erkek ve kız çocuklar arasında en çok bilinen top oyunu "Ot topu"dur(8). Dağlardaki yaylalarda genç çobanlar da bu oyunu çok sevmişler. Buna benzer oyunlar diğer halkların kültürlerinde de yer almaktadır. Hatta bugünkü futbol,hokey gibi oyunların çok eskilerdeki  "Ot topu" oyunundan çıktığıda söylenebilir.


"Ot topu"nu nasıl yapıyorlar ? Kalın bir deri parçasına eski-püskü çaputları koyup, sıkıştıra sıkıştıra yus yuvarlak edip, iğne ile veya dayanıklı iplik ile top sağlam bir şekilde dikiliyor.  İnsanlar, top yapmanın bundan daha pratik bir yolunu bulmuşlar. Yün kalpağı elde toplaya büke gelip, yusyuvarlak yapıp, iplerle sarmışlar. İhtiyaç duyulduğunda onu tekrar kalpak olarak da kullanmışlar."Ot top", çocukların vücutlarının gelişmesine oldukça faydalı olmuş. Top ile oynamanın vücuda faydası pek çoktur. Kalbi, kalp damarlarını geliştirir, fiziki görünüşü ve vücut yapısını da olumlu etkiler. Bu oyunun faydaları bununla da kalmaz, oynayanların birbirine yardım etmesine, cemiyetin düzeninin korunmasına yöneltir. Oyun devam ederken, herkes kendi üzerine düşen görevi yerine getirmek için bütün dikkatini ve gücünü kullanıp, görevini yerine getirmek için gayret sarf eder.


Top oyunlarının en önemlilerinden biri de "gece topu"dur (9). Çınar veya çam ağacının kozalağı suda kaynatılıp, iyice kurutulunca, çok sertleşiyor. Oynayanlar ona sopa ile vurduklarında parçalanıp, dağılmıyor. Gece karanlığında onun görülmesini sağlamak için,kaynatılıp, kurutulduktan sonra taş ile vura vura yumuşatıp, yakıyorlar. Çoğu kimse bu oyunu ekini biçilmiş tarlada oynamış. Sopa ile vurulunca, birden bire dönerek uçup giden yanan top, gece karanlığında güzel bir görüntü oluşturuyor.


Karaçay-Malkar`da çocuklar  "bekkıruv" oyununu da severek oynamışlar. Onlar, kilim parçalarından, eski-püskü çaputlardan top yapmışlar. Böyle top yapma ve onunla oynamaya Kuzey Kafkasya`nın pek çok yerinde rastlanmaktadır. Bizdeki "bekkıruv", Osetinlerde "topu tut" adıyla oynanıyor. Dağıstanlılar ise "at ile oynanan top" diyorlar. Bu oyunda çocuklar ikişer ikişer ayrılıyorlar. Bunlardan biri "at", diğeri de onun omuzlarına binip "atlı" oluyor.Sonra "atlılar" topu birbirlerine atıyorlar. Oyun böylece sürüp gidiyor. Bu oyunun, ekip oluşturmadan ferdi olarak oynanan şekli de var. Bekkıruvda çocuklar halka oluşturuyorlar. Bir çocuk da ortaya geçiyor. Ortaya geçen çocuk, kilim parçalarından yapılan topu tek tek herkese atıyor, onlar da tekrar ona atıyor. Bu oyunun ortada kimsenin olmadığı şekli de var. O zaman top, halka oluşturan çocukların arasında, oyuncuların birinden diğerine uçup duruyor.


Osetinli çocukların bu tür oyunları oldukça zengindir. Bu oyunlardan bir başkasında, oyuncular yüz yüze olacak şekilde iki sıra oluşturuyor. Her sırada ikişer ikişer "atlar" ve "atlılar" var. Ortadaki çocuk, topu, sıra ile her "atlı"ya atar. Onlar da topa vurup geri gönderirler. "atlı" topa vuramazsa, o "at" olur, arkadaşı da "atlı" olur.


Dağıstanlı çocuklar ise bu oyunu  halka olup oynuyorlar. Bütün Dağlı halkların  beden eğitimi ve spor tarihlerine büyük katkılarda bulunan Magomet Dibir`in anlattığına göre, bu oyunun Dağıstan`da oynanış şekli şöyledir: "Atlılar topu sağa-sola atarak geliyorlar. Bir "atlı" tutamayıp, topu yere düşürürse, "atlı" "at", "at" da "atlı" oluyor. Bundan sonra, gelen topu "atlı"dan önce "at" tutuverirse, atlar, üzerlerindekileri yere atıyorlar. Onlar da kaçıyor. "At", kaçan "atlı"nın ardından topu atıyor. Top, kaçan "atlı"ya değerse, "atlı" "at" oluyor, "at" da "atlı". Böylece oyun yeniden başlıyor.


Bu oyun voleybolu, hentbolu akla getiriyor. Oynanış şekli oldukça benzemektedir. Halkların kültürlerinin birbirine benzediği gibi, oyunlarda da benzerlikler görülüyor. Bu oyunu oynayan çocukların vücutları düzgün yapılı, kendileri de sağlıklı oluyor. Çocuklar, bu oyunlar sayesinde çabuk hareket etmeyi, isabetli atışlar yapmayı, toplumun kurallarına uyum sağlamayı öğreniyorlar.


Çocuk oyunları pek çoktur. Örneklerini folklor ve etnoğrafyada görmek mümkündür. Bizim burada bahsettiğimiz çocuk oyunları ise, Kuzey Kafkasya`nın beden eğitimi ve spor tarihinden küçük bir bölümdür.


Dipnotlar


(1)"Biz seni sabiylering,suvuk bolabız! Çık da, bizni cılıt!"

(2)"Kün ahşı bolsun!", "Kününg carık bolsun!"

(3)"Künübüz karangı boldu!", "Künübüz batdı!".

(4)"Kün batdı, kün batdı! Halimatnı beti katdı!"

(5)"Kün tiydi, kün tiydi!  Halimatnı beti küldü!"

(6)"cerge nasıp keldi!"

(7)"Cav, cavun cav! Cavlu gütdü berlikme!"


_________________________________________________________

Mariyam Gurtuyeva, Kuzey Kafkasyalı Çocukların Top Oyunları,
Mingi Tav, Nalçik 1993/1, s.172-178 Çeviren: Hasan Ülker
_________________________________________________________