24Haziran2017

KAFKASLARIN CESUR SESİ : KERİM OTAR

Karaçay-Balkar edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olan Kerim Otar, bilhassa Balkar şiirinin; Kâzim Möçü ve Kaysın Kuliy ile birlikte üç büyük şairinden biri olarak kabul edilmektedir. Şiirlerinde güçlü bir lirizm vardır. Millet sevgisi ve yurt özlemi temalı şiirleri oldukça coşkulu ve duygu yüklüdür.

KAFKASLARIN CESUR SESİ : KERİM OTAR

Adilhan Adiloğlu



Karaçay-Balkar edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olan Kerim Otar, bilhassa Balkar şiirinin; Kâzim Möçü ve Kaysın Kuliy ile birlikte üç büyük şairinden biri olarak kabul edilmektedir. Şiirlerinde güçlü bir lirizm vardır. Millet sevgisi ve yurt özlemi temalı şiirleri oldukça coşkulu ve duygu yüklüdür.

 

Kerim Otar, 1912 yılında, Rusya Federasyonuna bağlı Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyetinde; Töben Bashan bölgesinin Girhojan köyünde (bugünkü Tırnavuz şehri) doğmuştur. Babasının adı Saramırza Bey, annesinin adı Şaharhan Hanımdır. Abdurrahman ve Abdullah adlarında iki ağabeyi olan Kerim Otar ailenin en küçük çocuğudur.

Kerim Otar henüz bir yaşında iken babasını kaybederek yetim kalmıştır. Üç küçük çocuğuyla tek başına kalan annesi Şaharhan Hanım eşini kaybetmesinden sonra bir daha evlenmemiştir. Bu sebeple büyük maddî sıkıntılar yaşamış, çocuklarını binbir zorlukla büyütmüştür. Büyük oğlu Abdurrahman henüz sekiz yaşında iken çobanlık ve ırgatlık yaparak evin geçimine katkıda bulunmaya başlamıştır.

Kerim Otar ilk eğitimine doğduğu köyün mektebinde başlamıştır. Dört yıl süreli köy mektebindeki eğitimini tamamladıktan sonra köyde orta düzeyde bir okul mevcut olmadığından eğitimine devam edememiş; ağabeyleri gibi o da çobanlık ve ırgatlık gibi işlerde çalışmaya başlamıştır.

Henüz çocuk sayılabilecek yaşta olan kardeşlerin üçü de elleri iş tutup evin geçimine katkıda bulunmaya başladıkları sırada annelerini kaybetmişlerdir. Türlü zorluklarla geçen uzun bir dönem sonrasında az da olsa rahatlayacağı bir zamanda Şaharhan Hanım’ın bu ani vefatı çocuklarını büyük bir yıkıma uğratmıştır. Bu durum, bilhassa küçük yaşta yetim ve öksüz kalan Kerim’in ruhunda derin yaralar açmış; ileriki yıllarda, babasına ve annesine duyduğu özlem ve sevgisi; çok duygulu bir şekilde yansıtacağı şiirlerine kaynaklık etmiştir.

Kerim Otar bir taraftan köyünde çobanlık ve ırgatlık gibi işlerde çalışırken, bir taraftan da eğitiminin yarım kalması sebebiyle kendini yetiştirmek için sürekli kitap okumaya başlar. Ancak o dönemlerde köy yerinde kitap bulmak da bir hayli sıkıntılıdır. Neyse ki, 1928 yılında köyde bir kütüphanenin açılmasıyla bu sıkıntı çözüme kavuşur. Okuma açlığıyla yanıp kavrulan Kerim Otar’ın büyük bir hevesle kütüphaneye gelerek sürekli kitap okuması, kütüphane görevlilerinin de dikkatini çeker ve bir süre Kerim Otar’ı kütüphaneye memur olarak işe alırlar. Böylelikle Kerim Otar doyasıya kitap okuma imkânına kavuşur.

Kerim Otar görevli olduğu kütüphanede okuduğu kitaplarla kendini yetiştirir. Müteakiben, 1930 yılında Nalçik şehrindeki Pedagoji Teknik Enstitüsüne kabul edilir. Burada dört yıl boyunca yüksek tahsil görür. 1934 yılında mezun olur olmaz aynı enstitüde yine dört yıl boyunca Balkar dili öğretmenliği görevini yürütür.

Kerim Otar ilk eserlerini bu dönemde; 1930’lu yılların başlarında vermeye başlamıştır. Adının edebiyat sahasında duyulmaya başlaması; Kaysın Kuliy, Canakayıt Zalihan, Azret Buday, Salih Hoçu, Habu Katsi ve Safar Makıt gibi şair ve yazarlarla aynı döneme denk gelmektedir. Dönemin diğer şairleri gibi Kerim Otar da şiire yeni başladığı bu yıllarda Sovyet rejimine uygun eserler vermiştir; çünkü “Yeni Hayat” kavramı onun için de yeni doğan bir güneştir

Bu dönemde daha çok Bolşevik ihtilali ve Sovyet rejimini öven, sosyalist toplumculuk fikrinin ön plana çıktığı, millî unsurların çok az yer bulduğu şiirler ön plana çıkmıştır. Ayrıca Rus edebiyatı sadece Karaçay-Balkar şairleri için değil, Rus olmayan bütün Sovyet halkları için bir model olmuştur.
“Proleter” Rus şairlerinin izinden Kerim Otar da yürümüştür. Ancak, kısa bir süre sonra, doğuştan gelen Allah vergisi kabiliyeti, onun basma kalıp satırlardan sıyrılmasına imkân vermiştir. Bütün Kuzey Kafkasyalı şairler proleter ideolojiye uygun bir şekilde “kollektivizm”, “kızıl asker”, “sosyalist hayat”, “kolhoz ve sovhoz hayatı” türkülerini “hep bir ağızdan” terennüm ederken; Kerim Otar eserlerinde tek bir insanın kendine has sevincini, mutluluğunu, iç duygularını, üzüntülerini, umutlarını dile getirmeye başlamış, hatta daha da ileri giderek, cesur bir şekilde, sosyalist bir toplumun asla kişiliksiz bireylerden oluşamayacağını söylemiş, bireyin değerine, tek bir insanın kalitesinin önemine dikkat çekmiştir.

Pek çok şair eserlerinde toplumsal temaları işleyerek genel geçer ifadelerle “biz”, “siz” gibi belli belirsiz kelimelere mağlup olurken; Kerim Otar halkının, tarihinin, kültürünün unsurlarını “ben” sözüyle ifade etmeyi başarmış; hiç kimsenin cesaret edemediği bir dönemde, binlerce kalabalığın ağzından çıkan basma kalıp ifadeler yerine; tek bir insanın değerini yükseltmiştir. Kerim Otar bu bakımdan sadece Karaçay-Balkar şairleri arasında değil, bütün Kuzey Kafkasya şiirinde adeta bir öncüdür. Edebiyat tarihçisi Prof. Dr. Zeytun Tolgur’un ifadeleriyle; “Kerim Otar, sadece Karaçay-Balkar şiirinde değil, bütün Kuzey Kafkasya’da, şiire can veren, onu yeniden yapılandıran, şiire lirizmi getiren birkaç şairden biridir. Hatta bütün Rusya’nın en meşhur şairleriyle mukayese ederek, Kerim Otar’ın onlara denk bir şair olduğunu söylersek mübalağa etmiş olmayız.”

Kerim Otar şahsi duygu ve heyecanlarını, sevincini, kederini tabiattan aldığı ilhamla; “Çıpçıkçık Cırlaydı” (Minik Serçe Ötüyor), “Kar Suvla” (Kar Suları), “Bulutla” (Bulutlar), “Cılı Celçik” (Ilık Rüzgâr), “Bulutçuk”, “Cay Ertdeññi” (Yaz Sabahı) gibi şiirlerinde tasvir ediyor; tabiat ve aşk temalı şiirlerini ideolojik ifadelerden uzak, yüreğinden gelen samimi duygularla dile getiriyordu. Kerim Otar her ne kadar Sovyet üslubundan uzaklaşmaya çalışsa da; şiirdeki olağanüstü kabiliyeti sebebiyle, edebiyat sahasını kontrol eden dönemin yetkilileri tarafından fark edilerek, kendisi 1936 yılında SSCB Şairler ve Yazarlar Birliğine dahil edilir. Çok geçmeden de, 1938 yılında Kabardey-Balkar Ö.C. Yazarlar ve Şairler Birliği Başkanlığı görevine getirilir. Doğduğu memleketinde kütüphane memurluğundan Yazarlar ve Şairler Birliği Başkanlığı görevine yükselen Kerim Otar 1941 yılına kadar bu görevine devam eder.
II. Dünya Savaşının başlaması üzerine, Kerim Otar hiç tereddüt etmeden savaşa katılmak için orduya yazılır. Halbuki, iki büyük ağabeyi de savaş olması sebebiyle zorunlu olarak silah altına alınmış olduklarından, kendisi askerlik görevinden muaf tutulmuştu. Buna rağmen Kerim Otar ısrarla ve kendi isteğiyle kaydını yaptırarak Sovyet ordusu saflarında yer almış, şiddetli çarpışmaların cereyan ettiği cephelerde Almanlara karşı bizzat savaşmıştır. Savaş sırasında ağabeyleri Abdurrahman ile Abdullah’ı kaybetmiştir. Ayrıca kendisi de savaşta ağır bir şekilde yaralanarak bir bacağını kaybetmiştir.

Kerim Otar bu dönemde yazdığı şiirlerinde, bizzat yaşayıp görmesi sebebiyle, savaşı çok canlı anlatmaktadır. “Ant” ve “Azatlık Bayrağı” (Özgürlük Bayrağı) gibi şiirlerinde düşmana karşı vatanı savunmak için coşkulu bir şekilde halka çağrı yaparken; “Kim Biledi? (Kim Bilir?)” ve “Uruşnu Bir Suratı” (Savaştan Bir Fotoğraf) gibi şiirlerinde ise doğruluk ve adalet için savaşta her iki karşı tarafta da canlar feda edilirken geride kalan yetimlerin acıklı hallerine dikkat çekmekte, savaşın her iki tarafa da yıkım ve felâketten başka bir şey getirmediğine vurgu yapmaktadır.

Kerim Otar uzun bir müddet hastanede tedavi gördükten sonra malûl olması sebebiyle ordudan terhis edilerek “veteran” (gazi) unvanıyla ve başta “Kızıl Yıldız” nişanı olmak üzere pek çok kahramanlık madalyasıyla yurduna gönderilmiştir. Kerim Otar yurduna döndükten bir süre sonra büyük bir faciayla karşılaşır. 8 Mart 1944 tarihinde, dönemin SSCB Genel Sekreteri Josef Stalin’in emriyle, bütün Balkar halkı “savaş sırasında Almanlarla işbirliği içerisinde bulunarak vatana ihanet etmek” ithamıyla topyekün bir şekilde Orta Asya’nın muhtelif bölgelerine sürgün edilir. Halbuki sürgün edilen halkın tamamı yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve ordudan terhis edilen Kerim Otar gibi ağır yaralı ve malûllerden ibaret idi. Çünkü eli silah tutabilen erkek nüfusun tamamı muhtelif cephelerde Almanlara karşı savaşmaya devam etmekteydi.

1944 yılının ilkbaharında, II. Dünya Savaşında büyük yıkımlar yaşayan Balkarlar savaş sonrasında hayatlarını yeniden tanzim etmek için canla başla uğraşıyorlardı. Bir gece yarısı, ansızın, yarım saat içerisinde, öz yurtlarından topyekün sürgün edilebilecekleri, hiç birinin aklının ucundan bile geçmiyordu. Balkarların sürgün edilmesinden kısa bir süre önce, 2 Kasım 1943 tarihinde, Karaçaylar da (63.323 kişi) aynı akıbete uğramışlardı.

5 Mart 1944 tarihinde Sovyet askerleri, Balkarların yurdunu kuşattılar. Halka “askerlerin dinlenmek için geldikleri” söyleniyordu. Zavallı halk da bunun için elinden geldiği kadar askerlere misafirperverlik etmeye çalışıyordu. 8 Mart 1944 günü sabaha karşı, Balkarlar sürgün edilmek için apar topar uyudukları yataklarından kaldırıldılar. Sovyet askerleri ellerinde otomatik tüfekler olduğu halde halkı (37.713 kişi) tren istasyonlarına yığarak hayvan vagonlarına doldurdular. Oğulları, kocaları, kardeşleri, babaları, yani kısacası bütün Balkar erkekleri cephede, Sovyet ordusu saflarında, Almanlara karşı savaşırken, bu insanlar “vatan hainliği” suçlamasıyla hayvan vagonlarına doldurularak Kazakistan ve Kırgızistan’ın muhtelif bölgelerine sürgün edildiler. Kerim Otar da halkıyla birlikte sürgüne gitmiş; sürgün hayatını Kırgızistan’da geçirmiştir. Bir bacağı olmadığı halde, fabrikada işçi olmak da dahil, pek çok işte çalışmıştır.

Kerim Otar doğruluğun erdemine ve gerçek adaletin tecellisine yürekten inanan ve bunu sonuna kadar savunan; kararlı, cesur ve inatçı bir şahsiyettir. On üç yıllık sürgün hayatı boyunca halkının iade-i itibarı ve Kafkasya’daki öz yurduna geri dönüşü için kıyasıya mücadele vermiştir. Hatta halkının ata yurduna dönmesini sağlamak için en çok çabayı sarf eden insandır demek yanlış olmayacaktır. Bununla ilgili olarak dönemin SSCB Genel Sekreteri Nikita Kruşçev’e bir de mektup yazma cesaretini göstermiştir. Halbuki daha önce Balkar ilim adamı Adilgeriy Sotta da, aynı sebeple J. Stalin’e yazmış olduğu mektup yüzünden 25 yıl Sibirya çalışma kamplarına sürgün edilmişti. Buna rağmen Kerim Otar büyük cesaretle, 1956 yılında N. Kruşçev’e “Balkar halkının haksız yere sürgün edildiğini, halkının iade-i itibarını ve öz yurduna dönmesine izin verilmesini” talep eden keskin bir mektup yazmıştır. İnsanların kendi gölgesinden korkarak yaşadığı bir dönemde, tarihin kaydettiği en baskıcı rejimlerinden birinin başındaki kişiye böyle bir mektubu yazabilmesi için bir insanın cesaretten öte halkına karşı sınırsız ve coşkun bir sevgi beslemiş olması gerekir ki Kerim Otar’da bütün bu hasletler ziyadesiyle mevcut idi.

Kerim Otar bu çileli sürgün döneminde de şiir yazmayı bırakmamıştır. Şairin eserleri, sürgündeki diğer Karaçay-Balkar şair ve yazarlarıyla birlikte hazırlayıp yayınladığı “Karındaşnı Sözü” (Kardeşin Sözü), “Caşavubuznu Bayrağı” (Hayatımızın Bayrağı), “Bizni Sözübüz” (Bizim Sözümüz), “Birge Cırlayık” (Birlikte Şarkı Söyleyelim), “Ciltinle” (Kıvılcımlar) adlı şiir antolojilerinde yer almıştır. Ayrıca 1956 yılında sadece kendine ait şiirlerin yer aldığı “Colla” (Yollar) adlı şiir kitabı da yayınlanmıştır.

Sürgün yıllarının en çileli dönemlerinde dahi pek çok Karaçay-Balkar şairi eserlerinde hâlâ sosyalizmin ve Sovyet rejiminin erdemlerinden bahsederken; savaşta yurdunu düşmandan korumak için iki ağabeyini ve bir bacağını kaybeden Kerim Otar halkına bu zulmü reva gören idarenin daima karşısında olmuştur. Şiirlerinde; halkının haksız yere sürgün edildiğini, düzenin hep böyle devam etmeyip, adaletin mutlaka tecelli edeceğini ve halkının masum olduğu gerçeğinin bir gün ortaya çıkacağını işlemekte; sürgünde çile çeken halkını sabretmeye ve birlik olmaya davet etmektedir. Ayrıca şairin bütün bu şiirlerinde mecazî veya dolaylı bir anlatım yerine; doğrudan, açık, sert ve eleştirel bir üslup kullanmış olması da oldukça dikkat çekmektedir.

Balkar Türkleri on üç yıllık sürgün hayatından sonra, Sovyet Yüksek Şurasının 1957 yılında aldığı bir kararla öz yurtlarına geri dönebildiler. Komünist Partinin 50’nci yılında yapılan 20’nci toplantısında: “Balkarların iftiraya kurban gittiği, suçsuz yere sürgün edildikleri” açıklanmıştır. 14 Kasım 1989 tarihinde SSCB Parlamentosu: “Zorla sürgün edilen halkların, kanun dışı yollarla ve haksız yere sürgün edildikleri ve iade-i itibarları” hakkındaki görüşlerini deklare edilmiştir. Böylelikle, SSCB Yüksek Şurası 1930-40’lı yıllarda sürgün edilen halklardan özür dilemiştir. 16 Nisan 1991 tarihinde, Rusya SSC Parlamentosu, “Sürgüne tabi tutulan halkların aklanması ve iade-i itibarı hakkındaki kanunu” kabul etmiştir. Öte yandan, Balkar halkı çileli ve türlü zorluklarla dolu sürgün hayatı dönüşünde nüfusunun yarıdan fazlasını kaybetmiş durumdaydı.

Sürgünden döndükten sonra Karaçay-Balkar edebiyatının yeniden canlandırılması için yapılan çalışmalarda Kerim Otar’ın büyük rolü ve emeği vardır. İlk olarak Karaçay-Balkarca yayınlanan “Şuyohluk” (Dostluk) adlı edebiyat dergisini kurmuştur. Genel yayın yönetmeni olduğu bu dergiyle, uzun bir dönem adeta ölüm uykusuna zorlanmış olan Karaçay-Balkar şiirini tekrar canlandırmayı başarmıştır. Ayrıca sadece dönemin yetkin şair ve yazarlarını bu dergi etrafında toplamakla kalmamış; bu dergiyle genç şair ve yazarların da yetişmesine imkân sağlamıştır.

Kerim Otar’ın hayatında, çağdaş Karaçay-Balkar şiirinin kurucusu olarak kabul edilen Kâzim Möçü’nün özel bir yeri vardır. Kâzim Möçü’yü ve eserlerini ilk keşfeden, onu edebiyat dünyasına ilk kez tanıtan Kerim Otar olmuştur. 1940 yılında, Kâzim Möçü’yü Şıkı köyünden Nalçik şehrine getirmiş, Kabardey-Balkar Şairler ve Yazarlar Birliğinin asil ve daimi üyesi olmasını sağlamıştır. Kerim Otar, Kaysın Kuliy ile birlikte, Kâzim Möçü’ye bilhassa dindarlık suçlamasıyla zulüm etmek isteyenlerin karşısında olmuş, her daim onu koruyup kollamıştır. Kerim Otar, Kâzim Möçü’nün evlâdı da olmuş, ona arkadaşlık da etmiştir. Kendisi de Kâzim Möçü’nün büyük sevgisine ve iltifatlarına mahzar olmuştur. Bu sebeple hazırladığımız kitapta yer alan şiirlerin en başına Kâzim Möçü’nün Kerim  Otar’a ithafen yazmış olduğu “Kerimge” (Kerim’e) adlı şiirini koymayı uygun bulduk.

Bütün hayatını halkına ve millî kültürüne adayan Kerim Otar 1974 yılında vefat etmiştir. Şairin adı daima Kâzim Möçü ve Kaysın Kuliy ile birlikte anılmakta ve onlarla denk sayılmaktadır. Karaçay-Balkar edebiyatının mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen Kerim Otar’ın Karaçay-Balkar Türkçesi ve Rusça olmak üzere yirmiden fazla kitabı yayınlanmış; ayrıca edebî şahsiyeti ve eserleri üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Biz de, Kerim Otar’ı ülkemizde ve bütün Türk Dünyasında tanıtmak, edebiyat sahasında lâyık olduğu konuma gelmesine katkıda bulunmak maksadıyla, şairin muhtelif eserlerinden seçtiğimiz bazı şiirlerini bir araya getirmek suretiyle böyle bir kitap hazırlamış bulunmaktayız.

Bu kitabın hazırlanmasında; bana her konuda destek ve imkân sağlayan Rimma Otarova ve Tanzilâ Haciyeva hanımefendilere, Karaçay-Balkar Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılmış metinlerin imlâ ve diğer düzeltmelerini yapmak suretiyle bana çok yardımcı olan değerli arkadaşım Gürhan Battır’a, kitabın grafik tasarımını yapan Erdi Altınyay’a ve eserin yayınlanması için büyük emek sarf eden Yüce Erek Yayınevi sahibi değerli dostum Zaim Gök’e buradan teşekkürlerimi bildirmek isterim.

 

KERİM OTAR'IN ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK

Ircıda
 
İşden arıb, caşçığına ırcını
Kıyırında öşün salğandı ana
Buşuvuça açı ananı gırcını
Kabırça takır caş cüregi anı
 
Kız cılların tüşüredi esine
Eşmelerin sılay caznı ayazı
Carık edi, nasıbından esire
Şavdan suvçuk cırlağança avazı
 
Biyik colun ızlağan edi culduz
Aşhı muratını cok edi çegi
Bügün a ana olturadı caññız
Fakıraça, çıdamaz azab çege
 
Ata curtun duşmandan koruy eri
Uruşda ölgendi, öksüzü kolda
Tüşdeça uzak ata üyü, ceri
Tul ananı kadar nek koydu aldab?
 
1944
 
Tüşlerim
 
Tüşümde, kaçhınçı cesirça bara
Tuvğan cerimde bügeçe da boldum
Anamı betineça, turdum karab
Anı betine, tansığımı aldım
 
Anamı kabırını katında da
Mudah olturdum, uzak coldan arıb
Anda har tuvduğunu atından da
Ata kabırına baş urdum barıb
 
Andan arı va uruş avlaklada
Aylandım, karındaşlarımı izley
Izların tabmadım çars uzaklada
Haparların aytalmadıla tüzle
 
Tabmasam da bağalı kabırlanı
Tolturalmasam da ana tilegin
Unamaydıla belgisiz kalırların
Karındaşlarıma küygen cüregim
 
Komendant a meni cük alaşalay
Kişenleydi, çırmaydı işlerimden
Ol suññança tüyüldü bar iş alay
Ol kişen salalmaydı tüşlerime
 
Andan caşayma bolub kalmay teli
Tuvğan cerim tüşlerimde körüne
Alaydan da ayırsala va meni
Men kesim barıb kirirme körüme.
 
1946
 
Cesirle Bazarı
 
Köçgünçüle eşelonu avlakda
Saklay edi, keçe va cılça uzun
Birde tañ, umutça, carıy uzakda
Izlağan edi buşuv colnu ızın
 
Kün tayakla oynay edile, cibek
Halıla cıltırağança cayada
Alay közge iynanmay edi cürek
Allay işni kim körgendi duniyada?
 
Bizni, temir colnu canına tizib
Saylata edile başkarmalağa
Kartdan, sabiyden, çolakdan, bir cüzü
Kalğan edik, “sıyınmay” arbalağa
 
Bizni kişi el nögerge cazarğa
Unamağanda, cok edi davubuz
Alay cesirle satılğan bazarda
Uşay edi avlakda saklavubuz
 
Ahırda Kırgızlı kartla, Allahnı
Buyruğunaça, boy sala kadarğa
Öksüzleni koymadıla palahda
Appalarıça, aldıla kararğa
 
Karamıbız karamlarına tübey
Ala, mudahsınıb, onov etdile
Adamlıkları avur casak töley
Bizni da birgelerine eltdile
 
Alğa “cesirle bazarı” körgüññen
Açı sağatlarıbıznı adamlık
Capsara, tüşüññen adam: ömürde
Adamlıknı horlayalmaz amanlık.
 
1950
 
Alma Terek
 
Birde eliya urğandı da, alma
Terekni küydürgendi da ketgendi
Ozub barğan colovçu, körüb, añña
Teñineça carsıy, buşuv etgendi
 
Ol terek, salkınında ışık bere
Colovçuğa köb künde carağandı
Endi va karalıb turadı, öre
Turuk bolub, colovçu cılağandı
 
Colovçu ketgendi uzak coluna
Talay cıldan a ol kayta kelgendi
Karasa ol küygen turuk canında
Caş alma terek çakğanın körgendi
 
Anda, terekni tamırın eliya
Küydüralmağanın añılağandı
O, kalay alamatdı, dey, bu duniya!
Kuvanıb, ekinçi da cılağandı.
 
1964
 
Zurnukla
 
Zurnukla, şıntağı üzükça, uçub
Baradıla, eski töreni kıla
Zurnukla önü nekdi alay açı?
Tuvğan cergemi carsıydıla ala?
 
Alağa kum Afrika tüber, küyüb
Caylıkla eslene, köz aldamlaça
Köreme, ala uçadıla biyik
Muratlarına barğan adamlaça
 
Ala ketib baradıla, canları
Cer cılıvun cüreklede eltgença
Boranda kabışdırmazça colları
Keslerin cerge amanat etgença
 
Zurnukla, şıntağı üzükça, uçub
Baradıla, mudah önlede carsıy
Tuvğan cerden ayırıluvla açı
Körüne bolur suvuk köznü çarsı
 
Zurnukla beri entda da kaytırla
Ol kızuv cerleni saz kumlarından
Bizni avlaklağa salam aytırla
Zorluknu erkinliksiz kullarından.
 
1966
 
Zurnukla Cırı
 
Zurnukla, carsuvlu küz cırlarında
Tuvğan cerden ayırıluvdan ayta
Ketedile, artda caz collarından
Kuvanırça, uyalarına kayta
 
Kaytır umut, kanat küçleri bolub
Kanatlılanı, colğa tavkel ete
Çakıradı, cırdıra boran, bulut
Tuvğan cerin cüreklerinde elte
 
Umut, umut! Sensiz erlik cok erde
Erlik cokda va boş tögülür kanı
Tuvğan cersiz kuvanç, nasıb cok cerde
Kanatlıla da biledile anı.
 
1968
 
Cer Biledi
 
Cer biledi, köksüz kalsa, solurğa
Hava cokda cürekni işlemezin
Kök a bilemidi, tüşse sorurğa
Cersiz, anı kişi da eslemezin?
 
1968
 
Uruşnu Bir Suratı
 
Cay künnü çığarın saklay, şoş kalkuv
Etedile tüzde Orus elçikle
Kaynağan kazanlaça, köksül tılpuv
Cayadıla çuññurlada kölçükle
 
Subay ak kayınçık, belinden sınıb
Catadı, top-ok üzüb. Andan azçık
Arlakda, taş ışığına kısılıb
Caññı kança, kızaradı gül hansçık
 
Soldat a, bir eski işin etgença
Olturub, baylaydı caññı carasın
Ayıralmazsa, saban çek ötgença
Caşavnu bla ölümnü arasın.
 
1942