24Haziran2017

BİYNÖGER VE KOCOCAŞ DESTANLARI ARASINDAKİ BENZERLİKLER

Eski Türk sosyal hayatında tesiri kuvvetli bir müessese olan avcılık faaliyeti aynı zamanda bazı dinî inançların da doğmasına sebep olmuştur. Avcılıkla ilgili bu dinî inançların başında; dağların, ormanların ve hayvanların koruyucu ruhları olduğu inancı vardır. Eski Türk inancına göre avın verimliliği ve zenginliği tamamıyla bu ruhların himâyesi altındadır. Eski Türk kültüründeki avcılıkla ilgili bu inançlar zamanla halk edebiyatına tesir ederek destan ve efsanelere aksetmiştir. Karaçay-Malkar “Biynöger” ve Kırgız “Kococaş” destanları bu tesirin en güzel örneklerindendir. Her iki destanda da geyiklerin koruyucusu tarafından lânetlenerek felâkete uğrayan bir avcının hikâyesi konu edilmektedir. Her iki destanın muhtevası ve tipolojik motifleri, birkaç farklılık dışında, birbirine çok benzemektedir.

BİYNÖGER VE KOCOCAŞ DESTANLARI ARASINDAKİ BENZERLİKLER

Adilhan Adiloğlu

Özet

Eski Türk sosyal hayatında tesiri kuvvetli bir müessese olan avcılık faaliyeti aynı zamanda bazı dinî inançların da doğmasına sebep olmuştur. Avcılıkla ilgili bu dinî inançların başında; dağların, ormanların ve hayvanların koruyucu ruhları olduğu inancı vardır. Eski Türk inancına göre avın verimliliği ve zenginliği tamamıyla bu ruhların himâyesi altındadır. Eski Türk kültüründeki avcılıkla ilgili bu inançlar zamanla halk edebiyatına tesir ederek destan ve efsanelere aksetmiştir. Karaçay-Malkar “Biynöger” ve Kırgız “Kococaş” destanları bu tesirin en güzel örneklerindendir. Her iki destanda da geyiklerin koruyucusu tarafından lânetlenerek felâkete uğrayan bir avcının hikâyesi konu edilmektedir. Her iki destanın muhtevası ve tipolojik motifleri, birkaç farklılık dışında, birbirine çok benzemektedir.

Anahtar Sözcükler

Avcılık Kültürü, Biynöger Destanı, Kococaş Destanı.

Abstract

Hunting which had a powerful impact on the ancient Turkish social life simultaneously had a share in the cause of some religous beliefs. On the top of these beliefs about hunting is the protective spirits of the mountains, woods and animals. According to the ancient Turkish belief the fertility and the abundance of the hunt is under int the total protection of these spirits. These beliefs in the ancient Turkish culture effected the folk tales in the course of time and were reflected in the epics and tales. Karachay-Malkar “Biynoger” and Kyrgyz “Kojocas” epics are the most beautiful examples of this effect. In both of the epics the subject is a hunter who is cursed by the protector of the deers and his end is catastrophic. Both of the epicsare very similar in respects of content and typologic motives other than a couple of differences.

Key Words

Hunting Culture, Epic of Biynoger, Epic of Kojocas.

1. Giriş

İnsanlık tarihinin en eski iktisadî uğraşılarından biri olarak kabul edilen avcılık faaliyeti eski Türklerde iktisadî hayatta olduğu kadar, sosyal hayat üzerinde de tesiri kuvvetli olan bir müessese olmuştur. Bu tesir öylesine kuvvetli olmuştur ki eski Türk sosyal hayatında bazı dinî inançların doğmasına sebep olmuştur. Avcılıkla bağlantılı olarak bu dinî inançların başında; dağların, ormanların ve hayvanların koruyucu ruhları olduğu inancı vardır. Eski Türk inancına göre avın verimliliği ve zenginliği tamamıyla bu ruhların himâyesi altındadır. Avlanmak üzere ıssız ve uçsuz bucaksız ormanlar ile yüksek ve aşılmaz dağlara giden avcılar, kendilerini çeşitli tehlikelerden koruyacak, ümitsizlikten kurtaracak ve bilhassa avın bereketli geçmesini sağlayacak bir kuvvetin varlığına, ormanların, dağların ve hayvanların koruyucu sahipleri olduğuna inanmış ve ava bu inancın teşvikiyle çıkmışlardır. Buna göre eski Türkler ava çıkmadan önce dinî mânâda törenler yapar, avın başarılı ve bereketli olması için gereken bütün örf ve kaidelere riayet ederlerdi. Bilhassa avlanacak hayvanı koruyan ruha bağlılıklarını göstermeye çalışırlardı. Her avcı ava çıkmadan önce gerektiği şekilde bir dinî ibadet yapmak mecburiyetindeydi. Av hayvanlarının koruyucusu da, avcıların kendisine gösterdiği bu saygı ve ilgi nispetinde onlara av konusunda cömert olurdu [Caferoğlu, 1972: 169-170; Baykara, 2001:109-111].

Eski Türklerin bu inançlarıyla bağlantılı olarak Kuzey Kafkasya bölgesinde yaşayan Karaçay-Malkar Türklerinin eski kültüründe, av hayvanlarının, bilhassa geyik ve dağ keçisi cinsinden yabanî hayvanların “Apsatı” adında bir koruyucusu olduğuna dair bir inanç vardır. Bu inanca göre Apsatı, koruyucusu olduğu hayvanların kendisinden izinsiz olarak avcılar tarafından avlanmasına müsaade etmezdi. Bunun aksini yapan avcılar, Apsatı tarafından çeşitli şekillerde lânetlenerek büyük felâketlerle karşılaşırlardı. Bu yüzden, avcılar ava çıkmadan önce, Apsatı’nın şerefine törenler tertip ederler; kurbanlar keserler, dualar ederler, dilekler dilerlerdi. Mesela, Yukarı Çegem bölgesinde “Apsatı Taşı” adı verilen kutsal bir kayanın olduğu yerde, sonbaharda geyik avına çıkmadan önce burada Apsatı için törenler yapılır, kurbanlar kesilir, dualar edilir, Apsatı Taşı’nın etrafında, bir tür dinî ibadet şeklinde çeşitli danslar icra edilirdi. Karaçay-Malkar Türklerinin eski kültüründeki bu inanca göre, Apsatı başlangıçta beyaz bir dağ keçisi şeklinde, daha sonraları ise yüksek dağların tepesindeki bir tahtta oturan, heybetli, uzun ve ak sakallı ihtiyar bir adam olarak tahayyül edilmiştir [Laypanlanı-Dudalanı, 1940:12, 18; Haciyeva, 1988:18, 222; Töppelanı, 2007:37-38; Alanskiy, 2007:176].

Karaçay-Malkar Türklerinin eski kültüründeki avcılıkla ilgili bu inançlar, Karaçay-Malkar halk edebiyatına da kuvvetli bir şekilde tesir ederek destan ve efsanelere aksetmiştir. “Biynöger” adlı destan bu tesirin en güzel örneklerinden biridir. Biynöger destanında; Apsatı ve onun kızı Fatima tarafından lânetlenerek felâkete uğrayan bir avcının hikâyesi konu edilmektedir.

Destanda anlatılanlara göre; Biynöger yaşadığı bölgede meşhur bir avcı olarak bilinmektedir. Hemen her gün dağlarda geyik ve dağ keçisi avlamaktadır. Öte yandan bu durum, geyiklerin ve dağ keçilerinin koruyucusu olan Apsatı’nın hoşuna gitmemektedir. Çünkü Biynöger gereğinden fazla avlanmakta, geyiklerin ve dağ keçilerinin neslini tüketmektedir. Apsatı bu yüzden Biynöger’i cezalandırmaya karar verir. Bir zaman sonra Biynöger’in ağabeyi ölümcül bir hastalığa yakalanır. Onun iyileşmesi için bir dişi geyiğin sütü gerekmektedir. Biynöger bu dişi geyiği bulmak için dağlara çıkar. Bir süre sonra aradığı dişi geyiği bulur ve günlerce onun peşinden dolaşır. Biynöger dişi geyiğin peşinden giderken her nasılsa kendisini yalçın kayalıkların tepesinde bulur. Fakat oradan aşağıya inmesi mümkün değildir. Biynöger on beş gün boyunca yalçın kayalıkların tepesinde aç ve susuz yaşamaya çalışır. Aşağıya inmenin imkânı olmadığını anlayan Biynöger daha fazla dayanamaz ve sevgilisinin de telkinleriyle kendisini kayalıklardan aşağı atar. Bütün bu olan biteni en başından beri Apsatı planlamıştır. Biynöger’i günlerce peşinden koşturan geyik ise aslında Apsatı’nın kızı Fatima’dır. Fatima, Biynöger’i yalçın kayalıkların tepesine getirmiş, aşağıya inilmesi mümkün olmadığından, onu çaresiz bırakmış, gereğinden fazla avladığı geyiklerin bedelini hayatıyla ödetmiştir [Goçiyalanı vd., 1969:11-12; Ortabayeva, 1983:4-19].

Karaçay-Malkar Türklerinin Biynöger destanı üzerine yapılan ilmî çalışmaların sayısı yok denecek kadar azdır. Hususiyetle bu destan üzerine ilmî çalışmayı Türkiye’de [galiba aynı zamanda dünyada] ilk kez Saadet Çağatay yapmıştır. “Karaçay Halk Edebiyatında Avcı Bineger” adlı makalesinde, Biynöger destanından, biraz şaşkınlık ve biraz da hayranlık içerisinde: “Anlatmaya ve izah etmeye çalıştığımız şu Karaçay halk şiiri oldukça bariz eski menşelere dayanmaktadır. Belki de ta eski Hint efsanelerinden neşet eden halk edebiyatının seyrek rastlanan cevherlerinden biri olan bu şiir Budist, Hıristiyan ve İslam unsurlarıyla önümüze serilmiş bulunmaktadır” [Çağatay, 1953:102] şeklinde bahsetmektedir.

S. Çağatay bu makalesinde Biynöger destanını ve bu destanda geçen Apsatı ve onun kızı Fatima motifini bilhassa etimolojik bakımdan derinlemesine incelemiş; eski Uygur Türklerinde de yer alan, Budist “Dantipala” hikâyesiyle arasındaki benzerlikleri ortaya koymuştur. Her ikisinde de amansız bir avcı bahis konusudur. Orada esas konu olarak canlıları öldürme günah sayıldığından mukaddes geyiğe vurmaya cesaret eden Kral Dantipala müthiş bir cezaya çarptırılır. S. Çağatay’a göre bu hikâyenin kökeni Budizm vasıtasıyla eski Hint masal ve efsanelerinden Uygur Türklerine geçmiştir. Ayrıca S. Çağatay bu makalesinde Biynöger destanında yer alan bazı motifleri, diğer Türk boylarının destan ve efsaneleri ile Avrupa halk edebiyatından bazı örneklerle mukayese etmiştir [Çağatay, 1953:92-102].

S. Çağatay yine “mevzuu ile dikkatimi çekmiş olan bu müstesna efsane” şeklinde bahsettiği Biynöger destanıyla ilgili olarak “Türk Halk Edebiyatında Geyiğe Dair Bazı Motifler” başlığıyla ikinci bir makale daha yayınlamıştır. S. Çağatay bu makalesinde daha çok diğer Türk boylarının halk edebiyatında yer alan geyik motifli destanlar ile Biynöger destanını mukayese etmiştir [Çağatay, 1956:153-177].

Bunun dışında, Karaçay-Malkarlı bilim adamlarının da Biynöger destanı üzerine bazı çalışmaları vardır. Fakat, bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla, bunların bir kısmı, Karaçay-Malkar destan ve efsanelerinin derlenip toplandığı kitaplarda yer alan Biynöger destanıyla ilgili kısa tanıtma yazıları olup, bir kısmı da genellikle “avcılık kültürüyle ilgili destan ve efsaneler” başlığı altında yazılan makalelerde Biynöger destanına gönderilen atıf ve örneklemelerdir.

Muhammet Habiçev’in 1984 yılında yayınladığı “Biynöger” adlı kitabında ise önsöz dışında ancak destanın Karaçay-Malkar Türkçesiyle sunumu ve Rusça tercümesi yer almaktadır. Kitapta Biynöger destanı üzerine herhangi bir tetkik ve tahlil yoktur.

Kanşavbiy Miziyev 1988 yılında “Biynöger” adlı makalesini yayınlamıştır. Ancak bu makale S. Çağatay’ın mezkûr makalesinin tekrarı gibidir. Bu makalede S. Çağatay’ın çalışması tanıtılmış ve makalenin bazı kısımları yeniden yorumlanmaya çalışılmıştır. Ancak ortaya konulan yeni bir şey yoktur [Mızılanı, 1988:95-101]. Neyse ki, 1993 yılında, S. Çağatay’ın yukarıda zikredilen birinci makalesi Karaçay-Malkar Türkçesine aktarılarak yayınlanmıştır. Böylece, S. Çağatay’ın bu makalesi, galiba Rusya’daki Türkoloji sahasında da hususi olarak Biynöger destanı üzerine ilk ilmî yayındır.

Bundan sonra Biynöger destanıyla ilgili biraz kıpırdanma görülmektedir. Nitekim, 1996 yılında, Halimat Karçayeva, “Biynöger” başlıklı, dikkate şayan bir makale yayınlamıştır. Bu makalede, Biynöger destanının varyantları arasında şekil ve muhteva bakımından mukayese yapılmakta, varyantlar arasındaki farklılıklar gösterilmektedir [Karçalanı, 1996:206-212]. Bununla birlikte, bu son makale de dahil, yukarıda bahsedilen bütün bu çalışmaların hepsi, bilhassa tetkik ve tahlil bakımından, S. Çağatay’ın yukarıda bahsedilen iki makalesine oranla son derece zayıftırlar.

S. Çağatay, her iki makalesinde de, Biynöger destanı ile pek çok Türk destanını mukayese etmiştir. Fakat mukayese ettiği bu destanların içerisinde “Kococaş” yoktur. S. Çağatay bu makalelerini yazdığı sırada galiba Kırgız Türklerinin Kococaş destanıyla ilgili bir yayın mevcut değildi. Şüphesiz, kendisi Biynöger ile Kococaş destanları arasındaki benzerlikleri çok önceden tespit ederdi. Hâsılı biz de bu makalemizde Karaçay-Malkar “Biynöger” destanı ile Kırgızların “Kococaş” destanı arasındaki benzerlikleri tespit etmeye çalışarak, S. Çağatay’ın başlattığı Biynöger destanı araştırmalarına az da olsa katkıda bulunmaya çalışacağız.

Biynöger destanı hakkında yukarıda kısaca bilgi verilmişti. Biynöger ile Kococaş destanları arasındaki benzerliklere temas etmeden önce Kococaş destanı hakkında da kısaca bilgi vermekte fayda vardır. Kococaş destanı, Kırgız Türklerinin totemistik-animistik inançları ile avcı-çoban hayatından izler taşıyan, kabile içi çatışma ve savaşların henüz başlamadığı dönemlerinden kalma bir destandır. Kococaş destanının mitolojik özellikler ihtiva etmesi sebebiyle, yine Kırgızların en uzun ve en meşhur destanı olan “Manas” destanından daha eski olduğu sanılmaktadır.

Destanda, Kococaş ile dağların sahibi, geyiklerin ve dağ keçilerinin koruyucusu “Sur-Eçki”nin, yani insanoğlu ile tabiatın mücadelesini anlatılmaktadır. Kococaş, avladığı hayvanlarla bütün bir kabilesini doyuran, bunun uğrunda neredeyse bütün zamanını dağlarda geçiren usta bir avcıdır. Kococaş o kadar çok geyik avlamıştır ki neredeyse geyiklerin soyunu kurutmak üzeredir. İşte bu sebeple geyiklerin koruyucusu Sur-Eçki tarafından lânetlenir. Sur Eçki, Kococaş’ın, peşinden gelmesini sağlayarak onu yüksek bir dağın tepesine çıkarır. Kococaş bu yüksek dağın tepesinde, yalçın kayalıkların arasında sıkışıp kalır ve aşağıya inemez. Çaresiz kalan Kococaş nihayetinde kendisini kayalıktan aşağı atarak hayatına son verir [Cumakunova, 2000:75-76; Köse, 2002:9-10, 61, 101, 118].

Biynöger destanında olduğu gibi, Kococaş destanı hakkında ülkemizdeki ilmî çalışmaların sayısı pek fazla değildir. Birkaç makale ve tanıtma yazısı dışında, Kococaş üzerine yapılan ilmî çalışmaların hepsi Nerin Köse’ye aittir. Kendisi, Kococaş destanıyla ilgili pek çok makale yayınlamış ve son olarak Ösönbayev, Konokbayev ve Ceentayev varyantlarını ihtiva eden “Kococaş Destanı” [İnceleme-Metin] adlı kitabını yayınlayarak Kococaş destanıyla ilgili en kapsamlı ilmî çalışmayı yapmıştır.

2. Biynöger Destanının Varyantları

Biynöger ve Kococaş arasındaki benzerliklerin tespitine ve bunların mukayesesine geçmeden önce, Biynöger destanının varyantları ile bu varyantlardan faydalanarak hazırladığımız ortak metin hakkında kısa bir açıklama yapmamız gerekir. Bu çalışmada faydalanılan Biynöger destanının varyantları, yayınlandıkları tarihe göre sırasıyla şöyledir:

I. Laypanlanı, Hamit., Dudalanı, Mahmut., “Biynöger” [Karaçay Varyantı], Eski Karaçay Cırla, Mikoyan-Şahar, 1940, s. 22-25, 113 mısra. Bu varyantın kimden ve kim tarafından, ne zaman ve nerede derlendiği belirtilmemiştir. Kısa bir varyanttır. Elimizdeki varyantlar içerisinde [II. varyantla birlikte] yazıya geçirilmiş olanların en eskisi olması sebebiyle kıymetlidir.

II. Laypanlanı, Hamit., Dudalanı, Mahmut., “Biynöger” [Malkar Varyantı], Eski Karaçay Cırla, Mikoyan-Şahar, 1940, s. 25-27, 93 mısra. Bu varyantın kimden ve kim tarafından, ne zaman ve nerede derlendiği belirtilmemiştir. Kısa bir varyanttır. Yine elimizdeki varyantlar içerisinde [I. varyantla birlikte] yazıya geçirilmiş olanların en eskisi olması sebebiyle kıymetlidir.

III. Çağatay, Saadet., “Karaçay Halk Edebiyatında Avcı Bineger”, Fuat Köprülü Armağanı, İstanbul, 1953, s. 93-112, 92 mısra. S. Çağatay makalesinde, bu varyantı Ramazan Karça’nın [asıl adı Mahmut Duda’dır] ezberden okuyarak kendisine verdiğini söylemektedir. Kısa bir varyanttır.

IV. Otarov, S.A., Holayev A.Z., Malkar Halk Cırla, Nalçik, 1969, s. 9-12, 102 mısra. Bu varyantın kimden ve kim tarafından, ne zaman ve nerede derlendiği belirtilmemiştir. Kısa bir varyanttır.

V. Habiçlanı, Magomet., Biynöger, Çerkessk, 1984, s. 6-25, 304 mısra. Bu varyant, eserin müellifi tarafından, muhtelif tarihlerde toplanan değişik varyantların bir araya getirilerek işlenmesiyle teşekkül etmiştir. Bu varyant şimdiye kadar yayınlanmış olan diğer varyantlar içerisindeki en uzun varyanttır.

VI. Haciyeva, T.M., “Biynöger” [Husey Hozayev Varyantı], Malkarlılanı bla Karaçaylılanı Halk Poeziya Çıgarmaçılıkları, Nalçik, 1988, s. 228-231, 143 mısra. Bu varyant, 1978 yılında, Ogarı Malkar’da H. H. Malkonduyev tarafından Husey Hozayev’den derlenmiştir. Bu da diğerleri kısa bir varyanttır. Ancak, diğer varyantlara göre bazı farklılıklar göstermesi sebebiyle bu varyant çok kıymetlidir. Çünkü diğer varyantların hepsi aşağı yukarı birbirine benzemektedir. H. H. Malkonduyev’in de belirttiği üzere, diğer varyantlarda birkaç mısrayla geçiştirilen, hatta hiç bahsedilmeyen, kahramanın tanıtılması epizodu bu varyantta daha geniş tutulmuştur. Yine bu varyantta diğer varyantlarda geçmeyen bazı coğrafi isimler geçmektedir [Malkonduyev, 1990:49]. Öte yandan bu varyant eksik bir varyanttır. Destanda mevzu edilen konu ve olayların ortasında [kahramanın kayalıkta mahsur kalması sırasında] varyant sona ermektedir. Sonu belli olmadığından metinde bütünlük yoktur.

VII. Haciyeva, T.M., “Biynöger” [Aliy Etteyev Varyantı], Malkarlılanı bla Karaçaylılanı Halk Poeziya Çıgarmaçılıkları, Nalçik, 1988, s. 231-233, 94 mısra. Bu varyant, 1974 yılında, Töben Çegem’de, S.O. Şahmurzayev tarafından Aliy Etteyev’den derlenmiştir. Şekil ve muhteva bakımından diğerlerinden farklı bir tarafı olmadığı gibi onlardan çok daha kısadır.

VIII. Nevruz, Yılmaz., “Uvçu Biynöger”, Eski Cırla, [Birleşik Kafkasya Dergisi Özel Sayısı, Sayı: 23], Eskişehir, 2000, s. 12-15, 115 mısra. Yılmaz Nevruz, bu varyantın Ramazan Karça’nın özel arşivinden alındığını belirtmektedir. Bu varyantta dikkati çeken husus, Biynöger’in, dayısından av köpeği istemeye gittiği sırada, dayısıyla arasında geçen diyalogların diğer varyantlardan biraz değişik ve uzun olmasıdır. Bu varyant da diğerleri gibi kısa bir varyanttır.

IX. Karçalanı, Haliymat., “Biynöger” [Çegem Varyantı], Mingi Tav, No: 2, Nalçik, 1996, s. 206-212, 4 mısra. Müellif makalesinde bu varyantın küçük bir kısmını vermiştir. Bu varyantın tamamına ulaşamadık.

X. Karçalanı, Haliymat., “Biynöger” [Holam Varyantı], Mingi Tav, No: 2, Nalçik, 1996, s. 206-212, 25 mısra. Müellif makalesinde bu varyantın küçük bir kısmını vermiştir. Bu varyantın tamamına ulaşamadık.

Bunların dışında elimizde dört varyant daha vardır. İlk üçü: “Karaçay Poeziyanı Antologiyası” [1965:43-45, 113 mısra], “Karaçay Poeziyanı Antologiyası” [2006:30-31, 80 mısra] ve “Karaçay Halk Cırla” [1969:47-50, 113 mısra] adlı eserlerdeki varyantlardır. Fakat bu varyantlar “Eski Karaçay Cırla” adlı eserdeki varyantla [1940:22-25, 113 mısra, I. Varyant] aynı olup bu kitaptan alınmışlardır. Dördüncüsü ise, Omar Otarov’un “Karaçay-Malkar Halk Cırla” adlı eserindeki varyanttır [2001:38-41, 102 mısra]. Bu varyant da “Malkar Halk Cırla” adlı eserdeki varyantla [1969:9-12, 102 mısra, IV. Varyant] aynı olup bu kitaptan alınmıştır.

Yukarıda sıralanan bu varyantlar içerisinde “Husey Hozayev Varyantı” şeklinde adlandırabileceğimiz VI. varyantın bazı kısımları dışında, diğer varyantların hepsi şekil ve muhteva bakımından aşağı yukarı birbirine benzemektedir. Bu makalede, Biynöger ve Kococaş destanları arasındaki benzerliklerin tespiti ve mukayesesinde, Biynöger destanı için, söz konusu bu varyantların bazılarından [I, III, IV, V, VI, VIII, IX, X] faydalanarak hazırladığımız metin kullanılmış, her bir mısranın hangi varyanta ait olduğu mısra sonlarında [IV:1] şeklinde gösterilmiş ve bu metnin tamamı makalenin sonunda verilmiştir. Tespit ve mukayese kısmındaki atıflar da bu metne yapılmış ve bunlar [Metin:1-12] şeklinde gösterilmiştir.

3. Kococaş Destanının Varyantları

Kococaş destanı için N. Köse’nin, “Kococaş Destanı” [Ankara, 2002] adlı eserinde yer alan “Alımkul Ösönbayev”, “Süleyman Konokbayev” ve “Tölömüş Ceentayev” olmak üzere üç varyanttan da faydalanılmıştır ve atıflar [Köse, 2002:317-333] şeklinde gösterilmiştir

4. Tipolojik Motif Benzerlikleri ve Mukayese

4.1. Kahraman ve Ailesinin Tanıtılması

Biynöger destanının giriş bölümünde, kahramanın tanıtımı, sahip olduğu özellikler ve ailesi hakkındaki bilgiler çok kısa olup ancak IV. V. ve VI. varyantlarda verilmektedir. Bu varyantların ilk ikisinde de kahramanın tanıtılması ancak birkaç mısradan ibarettir. VI. varyantta ise diğerlerine oranla kahraman hakkında daha fazla bilgi verilmektedir.

Destanın hemen hemen bütün varyantları “Gezoh ulu cigit tuvgan Biynöger” [Gezoh’un oğlu yiğit doğan Biynöger] mısrasıyla başlamaktadır. “Yiğit doğmak” veya “anasından yiğit doğmak” deyimleri Karaçay-Malkar halk edebiyatında destanlarda ve bilhassa ağıtlarda sıkça görülen kalıplardan biridir. Değişik pek çok Türk boyunun ağıt ve mersiye türündeki sözlü gelenek ürünleri üzerine araştırma ve inceleme yapan Ömer Faruk Yaldızkaya “yiğit doğmak” veya “anasından yiğit doğmak” deyimlerine ilk defa Karaçay ağıtlarında rastladığını söylemektedir [Yaldızkaya, 1995:247]. Böylece, Biynöger’in daha doğarken “yiğit doğması” onun gelecekte de yiğit bir kişi olacağının ve ayrıca bazı olağanüstü vasıflara sahip olacağının da bir  işaretidir.

Biynöger’in babasının adı Gezoh, annesinin adı Kâbahan, kardeşinin adı da Umar’dır. Biynöger’in babası bir beydir, dolayısıyla Biynöger de bir beyzadedir. Yani soylu bir aileye mensuptur. Biynöger çok usta bir avcıdır. Attığı oklar hiçbir şekilde hedefinden şaşmamaktadır; serçeyi bile gözünden vuracak kadar usta nişancıdır. Biynöger birtakım olağanüstü vasıflara sahiptir; kor ateşe karşı dayanıklıdır, bedenine hiçbir şekilde ok işlemez. En azgın sularda bile balık gibi yüzebilir. Geyiklerin dilini bilir, onlarla konuşabilir [Metin:1-12].

Kococaş destanının her üç varyantında, bilhassa S. Konokbayev varyantında, Kococaş’ın çocukluğu, gençliği ve ailesi, uzun ve ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Kococaş, Talas bölgesindeki Kırgız boylarından Kıtayların içerisinde bir boy beyi olan Karıpbay’ın tek oğludur. Yani o da, Biynöger gibi bir beyin oğludur. Destanda, Kococaş’ın usta bir avcı olduğu, elinden hiçbir havyanın kurtulamadığı, sanki uçarak yürüyen bir insan olduğu, tüfeğini omzundan hiç indirmediği, köyünden çok dağlarda yaşadığı anlatılmaktadır [Köse, 2002:68, 72-74, 477-478].

Kolayca anlaşılacağı üzere, Biynöger ve Kococaş destanlarında, kahramanların birer usta avcı oldukları ve ayrıca sahip oldukları birtakım olağanüstü özellikler birbirine benzemektedir.

4.2. Kahramanın Avcılıkla Meşguliyeti

Biynöger destanında kahramanın bir bey oğlu olmasına rağmen hükümdarlık edeceği bir beyliği olmadığı ve törenin de ona beyliği münasip görmediği anlatılmaktadır. Biynöger de bu duruma çok öfkelendiğinden kendisini ava ve avcılığa vermiştir. Böylece yapacak bir işi olmadığından dolayı avcılığa merak salan Biynöger’in bu av merakı yüzünden neredeyse çıkmadığı dağ, tepe, avlamadığı hayvan kalmamıştır [Metin:13-19].

Usta bir avcı olan Kococaş avladığı geyiklerin etiyle yirmi haneli köyünün yiyecek ihtiyacını avladığı hayvanların etiyle karşılamaktadır. Avcılığa olan tutkusu sebebiyle memleketi Karakol’a çok seyrek gelmektedir [Köse, 2002:64, 480-481].

Bu kısımda her iki destan arasında muhteva bakımından önemli bir farklılık göze çarpmaktadır ki bu da kahramanların avcılıkla meşgul olmalarındaki “sebep”tir. Biynöger, kendisine hükümdarlık edecek bir beylik verilmediğinden, yani yapacak bir işi olmadığından dolayı kendisini ava ve avcılığa vermiştir. Kococaş ise, destanda anlatılanlara göre, avcılık tutkusu olmakla birlikte, yirmi haneli köyünün beslenme ihtiyacını karşılamak için sürekli ava çıkmaktır.

4.3. Geyiklerin Koruyucusu

Biynöger hiç durmadan dağlarda dolaşmakta, önüne çıkan bütün hayvanları avlamaktadır. Günlerden bir gün yine ava çıkmıştır. Av sırasında büyük ve gösterişli boynuzları olan bir geyiği vurur. Geyik yaralı halde, Biynöger’in elinden kurtulmayı başarır. Fakat bu yaralı geyik aslında geyiklerin ve dağ keçilerinin koruyucusu Apsatı’nın çok sevdiği, gözde geyiklerinden biridir. Apsatı bu yüzden Biynöger’e çok öfkelenir ve onu cezalandırmaya karar verir [Metin:20-33].

Kococaş, Karakoco’nun kızı Zulayka ile evlenir. Evlendikten sonra bir yıl boyunca ava çıkmaz. Kococaş, “karısının dizinin dibinden ayrılmadığı için” halkı tarafından kınanmaktadır. Bu dedikodular Kococaş’ın kulağına kadar gelir ve Kococaş buna çok üzülür. İlerleyen zamanlarda, Kococaş, ardı ardına üç gece rüyasında; ava çıkıp, dere tepe dolaştığı halde, vadide geyik bulamayıp, dağlara tırmandığında otuz oğlak, kırk keçi gördüğünü ve bunların hepsini öldürdüğünü, fakat kabilesinden hiç kimsenin yanında bulunmadığını görmüştür. Eşi Zulayka bu rüyayı, Kococaş’ın bir felâketle karşılaşabileceğini, bu yüzden de onun ava çıkmasının iyi olmayacağı şeklinde yorumlar. Kabile reisi ise Kococaş’ın rüyasının büyük bir kısmete nail olacağı şeklinde yorumlar. Bunun üzerine Kococaş, eşi Zulayka’nın da sözünü dinlemeyip ava çıkar. Av sırasında, dağların sahibi, geyiklerin ve dağ keçilerinin koruyucusu Sur Eçki’nin oğlaklarını ve hatta eşi Alabaş’ı vurup öldürür. Sur Eçki’yi de bacağından yaralar. Bu sırada Kococaş’ın cephanesi tükenir ve Sur Eçki’yi öldüremez. Kococaş, Sur Eçki’ye, ilkbaharda gelip onu da öldüreceğini söyleyerek köyüne döner. Sur Eçki, eşi Alabaş Teke dahil, bütün soyunu kuruttuğundan bahisle Kococaş’a çok öfkelenmiştir [Köse, 2002:64-65, 75-78, 238-255, 490-492].

Her iki destanda da, geyik ve dağ keçilerinin koruyucularının, avcılara karşı duyduğu öfke benzer şekilde anlatılmaktadır. Her iki avcı da, bu son avda, geyiklerin koruyucusunun en sevdiği hayvanları avlamışlardır.

4.4. Kahramanın Ava Çıkması

Biynöger yine bir av sırasında iken kötü bir rüya görür. Rüyasında ağabeyi Umar’ın ölümcül bir hastalığa yakalandığını görmüştür. Bunun üzerine Biynöger ağabeyini görmek için derhal köyüne döner. Ağabeyi gerçekten de ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Biynöger ağabeyinin hastalığına çare aramaya başlar. Çevredeki bütün hekimleri getirirse de ağabeyinin hastalığına bir çare bulamaz. En sonunda bir büyücü kadının sözlerine kulak verir. Kadının söylediğine göre, Biynöger’in ağabeyini iyileştirecek tek çare bir ak maralın sütüdür. Fakat büyücü kadın son söz olarak Biynöger’e “gitmezsen yiğidim senin canın sağ kalacak, eğer gidersen ağabeyin senin peşinden gelecek” der ve kahramanın başına gelecek felâketi önceden bildirir. Biynöger ak maralı bulmak için hazırlıklara başlar. Bunun için ona önce iyi bir cins av köpeği gereklidir. Bu sebeple Biynöger dayısından ödünç olarak bir av köpeği ister. Dayısı ise Biynöger’in umduğunun aksine ona av köpeğini vermez. Bunun üzerine Biynöger de öfkelenerek oradan ayrılır. Yolda giderken bir adamla karşılaşır. Durumu ona anlatır. Adam av köpeklerinden birini Biynöger’e verir. Biynöger köpekleri kendisine alıştırdıktan ve diğer hazırlıklarını tamamladıktan sonra ak maralı bulmak için dağlara çıkmaya hazırlanır [Metin:34-105].

Kococaş, Sur Eçki ile bir önceki karşılaşmasında, onu bacağından vurup sakatlamış, fakat cephanesi bittiğinden onu öldürememişti. Ancak tekrar gelip onu öldüreceğine dair yemin etmişti. Kococaş, Sur Eçki’yi bulmak ve bu yeminini yerine getirmek üzere ava çıkar [Köse, 2002:292, 300, 317].

Böylelikle Biynöger’in bu seferki ava çıkması sebebi kardeşinin hastalığına çare olacak ak maralın sütünü bulmak içindir. Fakat, Biynöger’in rüya görmesi, ağabeyinin hastalanması ve ancak bir ak maralın sütüyle iyileşecek olması, aslında Apsatı’nın Biynöger’i kendisine doğru çekmek için hazırladığı planın safhalarıdır. Kococaş ise bir önceki avda Sur Eçki’yi yaralamış, fakat cephanesi bittiğinden onu öldürememişti. Ancak Kococaş bir dahaki sefere onu öldüreceğine dair yemin ettiğinden Sur Eçki’yi bulup öldürmek üzere tekrar dağlara çıkmıştır. Burada kahramanların ikinci defa ava çıkmalarındaki sebebin farklılığı dikkat çekmektedir. Biri kardeşine çare bulmak için ava çıkarken, diğeri ise yarım kalan işini tamamlamak ve avcılık tutkusunu tatmin etmek için ava çıkmaktadır.

4.5. Geyiklerin Koruyucusuyla Karşılaşma

Biynöger bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra ak maralı bulmak için dağlara çıkar. Yolda yaşlı bir çobanla karşılaşır. Çoban ona eğer dağda bir ak maralla karşılaşırsa onu avlamamasını söyler. Aksi halde sonunun kötü olacağı konusunda uyarır. Yaşlı çobanın bu sözleri Biynöger’in ileride bir felâketle karşılaşacağının ikinci işaretidir. Biynöger epey bir zaman dağlarda dolaştıktan sonra üç bacaklı, altın boynuzlu, olağanüstü güzellikte bir geyikle karşılaşır. Biynöger tam tüfeğini nişan alıp atacağı sırada geyik duman salarak bir sis bulutu içerisinde kaybolur. Biynöger geyiği aramaya devam eder ve dağın yüksek kısımlarına doğru yol alır. Biynöger dağın en yüksek tepesine geldiğinde geyikle tekrar karşılaşır. Geyik kendisini Biynöger’e tanıtır; sıradan bir geyik olmadığını, geyiklerin koruyucusu Apsatı’nın kızı Fatima olduğunu söyler. Apsatı’nın kızı Fatima, Biynöger’e, sırf avcılık merakı yüzünden dağlarda geyik bırakmadığını söyleyerek sitem eder. Kendisini takip etmeyi bırakmasını ve geri dönmesini söyler. Aksi takdirde kötü bir felâketle karşılaşacağı konusunda Biynöger’i uyarır [Metin:106-231].

Kış geçip bahar gelince Kococaş, eşinin, annesinin ve babasının itirazlarına kulak asmadan tüfeğini kuşanır ve yola çıkar. Kococaş günlerce dağlarda gezer. Fakat bir türlü Sur Eçki’yi bulamaz. Kococaş, ümidini kesip, Sur Eçki’yi aramaktan vazgeçeceği sırada Sur Eçki karşısına çıkar. Sur Eçki dağın en yüksek tepesinde, sivri bir kayanın üstüne çıkmış onu beklemektedir. Kococaş ona doğru hareket ettiğinde, Sur Eçki duman salarak bir sis bulutu içerisinde kayboluverir ve Kococaş’ın kendisini görmesine engel olur. Kococaş ise biraz önce Sur Eçki’nin durduğu yere, dağın en yüksek tepesine doğu yol alır. Böylece, Sur Eçki, Kococaş’ı peşinden sürükleyerek dağın tepesine çıkarır [Köse, 2002:66, 88, 317-333, 356-357].

Kococaş dağın en yüksek tepesine geldiği vakit Sur Eçki’yle karşılaşır. Sur Eçki kendisini Kococaş’a tanıtır. Sıradan bir geyik olmadığını, kendisinin bir “Kayberen” yani geyiklerin koruyucusu olduğunu söyler. Sur Eçki, Kococaş’a, oğlaklarını ve eşi Alabaş Teke’yi öldürmüş olduğundan, epey bir sitemde bulunur. Sur Eçki, her şeye rağmen, Kococaş’ı uyarır; sonunun kötü olacağını, bu yüzden peşini bırakmasını ve geri dönmesini söyler [Köse, 2002:282, 284, 360].

Görüldüğü gibi her iki destanda da, kahramanın geyiklerin koruyucusuyla karşılaşma epizodu hemen hemen aynıdır. Her iki kahraman da geyiği takip ederek dağın en yüksek tepesine çıkarlar. Bu aslında onların başına gelecek felâketin başlangıcıdır. Geyik burada bir duman salarak sis bulutu içerisinde ortadan kaybolur. Bu duman salıp ortadan kaybolma motifi her iki destanda da aynıdır. Yine, kahraman ile geyiğin tekrar karşılaşması, geyiğin kendisini tanıtması, aslında kendisinin sıradan bir geyik olmadığını, geyiklerin koruyucusu olduğunu söylemesi, her şeye rağmen kahramanı affetmesi ve geri dönmesi konusunda uyarması her iki destanda da aynı şekilde anlatılmaktadır.

Bunun dışında, Biynöger’in karşılaştığı “üç bacaklı” Fatima ile Kococaş’ın bir önceki karşılaşmada bacağından vurup sakatladığı Sur Eçki arasında bir benzerlik daha dikkat çekmektedir. Bu benzerlik, her ikisinin de “topal” olmalarıdır. Biynöger destanında Apsatı’nın kızı Fatima için sık sık “aksak Fatima” [topal Fatima] ve Kococaş destanında Sur Eçki için de “aksak eçki” [topal keçi] şeklinde bahsedilmektedir.

S. Çağatay, Biynöger destanındaki Apsatı’nın kızı Fatima’nın “üç bacaklı” olmasına değişik bir yorum getirmektedir. Ona göre bu üç ayaklı hayvan motiflerine daha çok Avrupa halk edebiyatında rastlanmakta olup bu motif menşe itibariyle ölülere itikat sahasına girmektedir. Buna göre Biynöger destanındaki üç bacaklı geyik de daha önce öldürülen geyiklerin ruhunu temsil etmektedir. S. Çağatay ayrıca Biynöger destanındaki bu üç bacaklı geyik motifi ile yine birkaç motifin daha Karaçay-Malkar Türklerine Avrupa’dan nakledilmiş veya Hıristiyanlık yoluyla gelmiş olabileceğini” söylemektedir [Çağatay, 1953:97-98].

Ancak, Fatima’nın “üç bacaklı” yani “topal” olmasını, Biynöger’in daha önceki avda vurup yaraladığı ve Apsatı’nın Biynöger’e öfkelenmesine sebep olan büyük ve gösterişli boynuzları olan geyikle açıklamak da mümkündür. Biynöger destanında bu geyikten, Apsatı’nın kızı olduğu belirtilmese de, Apsatı’nın çok sevdiği ve gözde geyiklerinden biri olduğu anlatılmaktadır. Biynöger bu geyiği bacağından yaralamakta, bu yüzden de Apsatı, Biynöger’i cezalandırmaya karar vermektedir [Metin:20-33].

Biynöger’in bacağından yaralayıp sakat bıraktığı ve Apsatı’nın çok sevdiği bu gözde geyik, daha sonra Biynöger’in karşısına üç bacaklı olarak çıkan ve sık sık “aksak” [topal] olduğu vurgulanan Apsatı’nın kızı Fatima olmalıdır. Belki, destanın yaratıcısı, destana bir gizem katmak için bu geyiğin asıl kimliğini destanın başlangıcında belirtmemiştir. Veyahut belirtmiş ise de bununla ilgili mısralar zaman içerisinde destandan kaybolmuştur. Çünkü, S. Çağatay’ın da belirttiği üzere, Biynöger destanının bazı mısraları eksiktir.

Biynöger ile Kococaş destanları arasındaki benzerlikler de bu hususla ilgili bize ip ucu vermektedir. Kococaş bir av sırasında, geyiklerin ve dağ keçilerinin koruyucusu Sur Eçki’nin oğlakları ile eşi Alabaş’ı vurup öldürdükten sonra Sur Eçki’yi de bacağından yaralamıştır. Fakat Kococaş o sırada Sur Eçki’nin asıl kimliğinden habersizdir. Kococaş ancak daha sonraki karşılaşmasında Sur Eçki’nin bir “kayberen” yani geyiklerin ve dağ keçilerinin koruyucusu olduğunu öğrenmiştir. Kococaş daha önce bacağından yaralayıp sakatladığı için Sur Eçki, Kococaş’ın karşısına bu sefer aksayarak yani topal bir şekilde çıkmaktadır. Bu durum Kococaş destanında doğal bir vaka olarak gösterilmekte, Sur Eçki’nin neden topalladığı sebep sonuç ilişkisi içerisinde açıklanmaktadır.

Biynöger destanında ise Fatima’nın üç bacaklı oluşu, onun olağanüstü özelliğiyle, doğa üstü bir varlık olmasıyla açıklanmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere muhtemelen Biynöger’in bacağından yaralayıp sakatladığı geyik aslında Fatima’dır ve belki destanın bu kısmında ismi de zikredilmiştir. Fakat zaman içerisinde destanın bu mısraları unutularak kaybolmuştur. İlerleyen zamanlarda ise Fatima’nın bu “üç bacaklı” özelliği, destancılar tarafından Fatima’nın doğa üstü bir varlık olmasıyla açıklanmıştır. S. Çağatay’ın kendisi de “Bu manzum masal üst üste gelen, yüzyıllarca birbiriyle karşılaşan varyantlarla karışmış olmalıdır” [Çağatay, 1953:102] demektedir.

4.6. Beddua

Apsatı’nın kızı Fatima, kendisini takip etmemesi konusunda Biynöger’i uyarmasına rağmen, Biynöger’in “elinden geleni ardına koyma” gibisinden sözler söyleyerek takipte ısrar etmesi üzerine, Fatima da bunun üzerine Biynöger’e beddua eder. Fatima bu bedduasında Biynöger’in bulunduğu yerin çevresinin uçurum haline gelmesini ve böylece kayalıktan inemeyip orada ölmesini diler [Metin:232-274].

Biynöger’de olduğu gibi, Kococaş da Sur Eçki’nin bütün uyarılarına rağmen geri dönmemekte ısrar edince, Sur Eçki de, Kococaş’ın evini, yurdunu, sevdiklerini bir daha görememesini, bulunduğu yalçın kayalıktan inemeyip orada ölmesini dileyip, Kococaş’a beddua eder [Köse, 2002:358, 361, 552].

Apsatı’nın kızı Fatima ile Sur Eçki’nin ettiği beddualar birbirinin aynıdır. Her ikisi de kahramanların dağın tepesinden aşağıya inemeyip orada ölmelerini dilemektedirler. Ayrıca her iki destanda bu beddua kısmının manzûm şekillerinin de birbirine çok benzediğini belirtmeliyiz.

4.7. Kahramanın Kayalıkta Mahsur Kalması

Fatima’nın ettiği beddua aynen gerçekleşir. Söylediği gibi Biynöger’in bulunduğu kayalığın her bir tarafı uçurum olur ve böylece Biynöger’in kayalıktan aşağı inmesi imkânsız hale gelir. Biynöger bu şekilde on beş gün boyunca kayalıkta mahsur kalır. Bu süre içerisinde yanındaki erzakını tüketmiştir. Hayatta kalmak için kendi kollarını kesip yemeye başlar. Yanındaki av köpeğini yaşatmak için de kendi bacaklarını kesip ona yedirir. Biynöger hakikâten de çok çaresiz bir durumda kalmıştır [Metin:275-303].

Aynı şekilde Sur Eçki’nin bedduası üzerine, Kococaş’ın bulunduğu kayalık bir anda yukarıya doğru yükselir ve kayalığın her tarafı uçurum haline gelir. Kococaş böylece kayalıktan aşağıya inemeyecek şekilde orada mahsur kalır [Köse, 2002:359].

Her iki destanda da beddualar aynı şekilde gerçekleşmekte, kahramanların kayalıkta mahsur kalmaları aynı şekilde tasvir edilmektedir.

4.8. Kahramanın Kayalıkta Mahsur Kalmasının Anlaşılması

Biynöger bu halde iken, ağabeyi Umar rüyasında kendisini çırılçıplak görür. Uyandığında ise bu rüyanın bir felâkete alâmet olduğunu, Biynöger’in başına kötü bir şey geldiğini düşünür. Hemen akabinde, Biynöger’in av köpeklerinden biri gelip evin avlusunda ulumaya başlar. Köpeğin gelip uluması adeta bu rüyanın yorumunun tasdiklenmesi gibidir. Umar hemen hazırlanıp kardeşi Biynöger’i aramaya başlar. On beş gün boyunca dağlarda dolaştıktan sonra on altıncı gün, Biynöger’i bir dağın tepesinde mahsur kalmış halde bulur [Metin:304-327].

Kococaş’ın kayalıkta mahsur kalması da yine bir rüya ile anlaşılır. Fakat bu rüyada Kococaş’ın durumu çok daha belirgindir. Herkes Kococaş’ı merak ettiği sırada, Kococaş’ın babası Karıpbay rüyasında oğlunun bir kayalıkta mahsur kaldığını görür. Bunun üzerine derhal oğlunu bulmak için yola çıkar. Nihayetinde, oğlunu yüksek bir kayanın tepesinde mahsur kalmış halde bulur [Köse, 2002:66, 70, 89, 369-376]. Konakbayev varyantında ise, Kococaş’ın kayalıkta mahsur kalmasını karısı Zulayka anlamıştır. Kococaş ava gittiğinden beri gözüne uyku girmeyen Zulayka, Kococaş’ın zor durumda olduğunu “Ak Kitap”a bakarak anlamıştır [Köse, 2002:89, 518-519].

Kahramanların kayalıkta mahsur kalmaları her iki destanda da bir rüya sonucu anlaşılmaktadır. Biynöger’in ağabeyi Umar’ın gördüğü rüya ile Kococaş’ın babası Karıpbay’ın gördüğü rüya arasında muhteva bakımından farklılık olsa da her iki rüya kahramanın zor durumda olduğunu açıklamaktadır.

4.9. Kahramanı Kurtarma Çabaları

Biynöger’i kayalıkta mahsur halde bulan ağabeyi Umar bir hal çaresi bulmak için geri döner. Bir müddet sonra Umar ve akrabaları, Biynöger’i kurtarmak üzere urgan ve benzeri uzun ipleri alıp gelirler. Urganları birbirine bağlayıp uzatarak Biynöger’e ulaştırmaya çalışırlar, fakat Biynöger’in bulunduğu kayalık çok yüksekte olduğundan urganı bir türlü oraya yetiştiremezler.

Neticede Biynöger’in oradan sağ salim bir şekilde kurtarılamayacağı anlaşılır. Bunun üzerine Biynöger’in orada kendine eziyet etmesi yerine, kendisini kayalıktan atarak hayatına son vermesiyle bu durumdan bir an önce kurtulmasının daha iyi olacağı düşünülür. Biynöger’in annesi onu aşağıya atlaması için ikna etmeye çalışır. Fakat, elbette can tatlıdır, her ne durumda olursa olsun Biynöger kayalıktan aşağıya atlayıp kendi canına kıymaya razı olmaz.

Bunun üzerine Biynöger’in ağabeyi Umar onu aşağıya atlamaya ikna etmek için başka bir yol dener. Umar, Biynöger’e eğer aşağıya atlamadığı takdirde, oğlunun boğazını keseceğini, kızlarını cariye olarak satacağını, güzel karısını koynuna alıp yatacağını, bütün malına, mülküne de el koyup başkalarına dağıtacağını söyler. Böylece Umar bu sözlere karşılık kardeşi Biynöger’in sinirlenip aşağıya atlayacağını düşünmektedir. Fakat, Biynöger ağabeyine, bu sözlerin nafile olduğunu, her şeye rağmen kayalıktan atlayıp hayatına son veremeyeceğini söyler [Metin:328-365].

Kococaş destanında da kahramanı kurtarma çabaları hemen hemen aynıdır. Kococaş’ı mahsur kaldığı kayalıktan kurtarmak üzere babası, annesi, eşi ve bütün Kıtay boyu toplanarak gelir. Kococaş’ı oradan kurtarmak için önce kayalığa merdivenle çıkmaya, merdiven yetişmeyince de, urgan uzatmaya çalışırlar. Fakat, Kococaş’ın mahsur kaldığı kayalık o kadar yüksektedir ki, ne merdiven, ne de urgan oraya kadar yetişmemektedir.

Bu şekilde Kococaş’ı kurtarmanın mümkün olmayacağı anlaşılır ve herkes Kococaş’ın kurtuluşundan ümidini keser. Oraya toplananlar, hem Kococaş ve hem de kendimiz eziyet çekmeyelim, Kococaş’ın oradan kurtulma şansı mümkün değil diye düşünürler. Son çare olarak, kayalıktan atlaması ve bu duruma bir son vermesi için Kococaş’ın ikna edilmesine karar verilir. Ancak, Kococaş’ı bulunduğu kayalıktan aşağıya atlaması için ikna çabaları boşa gider. Kococaş, canının tatlı olduğundan bahisle, kayalıktan aşağıya atlamayı reddeder.

Ceentayev varyantında, Kococaş’ın kayalıktan atlamayı reddetmesi üzerine, Kococaş’ın arkadaşlarının onun aşağıya atlamasını sağlamak için başka bir yol denedikleri anlatılır. Buna göre arkadaşları, Kococaş’ın nişanlısı olan Asılbek’in kızı Kermekaş’ı Kococaş’ın mahsur kaldığı yere getirip ona eziyet edeceklerdir. Böylece Kococaş da nişanlısına yapılan bu eziyetler karşısında içi yanmış bir halde kendisini kayalıktan atıverecektir [Köse, 2002:66, 70, 89-90, 247-399, 528, 563].

Görüldüğü gibi her iki destanda da kahramanı bulunduğu yüksek kayalıktan kurtarma çabaları birbirinin aynıdır. Yardım için gelenler önce getirdikleri iplerle kahramanı kayalıktan kurtarmaya çalışırlar. Fakat bu ve benzeri çabalar kahramanı oradan kurtarmaya çare değildir. Nihayetinde, kahramanın oradan kurtulmasının mümkün olmadığına; en iyi çarenin kahramanın kendisini kayalıktan aşağıya atarak bu duruma bir son vermesi gerektiğine kanaat getirilir. Fakat ne kadar ikna etmeye çalışsalar da kahraman kendisini kayalıktan atarak hayatına son vermeyi kabul etmez. Biynöger’in ağabeyi Umar ile Kococaş’ın arkadaşlarının kahramanın kayalıktan atlamasını sağlamak için denedikleri diğer yol da birbirine çok benzemektedir. Her iki destanda da, kahramanı sinirlendirmek suretiyle kayalıktan kendisini atıvermesi planlanmıştır.

4.10. Kahramanın Sevgilisinin Gelmesi

Biynöger, ağabeyi Umar’a, bir sevgilisi olduğundan bahisle, sevgilisini görmek istediğini, sevgilisi geldiği takdirde sevgilisi ne derse onu yapacağını söyler. Bunun üzerine ağabeyi hemen gidip Biynöger’in sevgilisini bulur ve ona Biynöger’in durumunu anlatır. Sevgilisi de hemen hazırlanarak Biynöger’i görmek için yola çıkar. Oraya geldiğinde, Biynöger’in kayalıkta mahsur kaldığını ve oradan aşağıya inmesinin imkânsız olduğunu görür.

Sevgilisi de, diğerleri gibi, Biynöger’i kayalıktan aşağıya atlaması için ikna etmeye çalışır. Korkaklığı bırakmasını, cesedinin dağ başında kurda kuşa yem olmamasını, boş yere hem kendisine ve hem de orada bekleyen herkese eziyet etmenin bir anlamı olmadığını söyler. Ayrıca, sevgilisi, Biynöger’e kayalıktan atladığı zaman, kendi canına kıymaya yemin ettiğini söyleyip, galiba böylece öteki dünyada birleşeceklerini ima eder. Nihayet sevgilisi ellerini yukarıya doğru açarak Biynöger’e kucağına, yani aşağıya atlamasını söyler [Metin:366-409].

Ösönbayev varyantında, Kococaş’ın eşi Zulayka, rahat durmayıp sürekli ava çıktığından ve sonunda da böyle bir belâ ile karşılaştığından bahisle Kococaş’a bir hayli sitemde bulunur. Kayalıktan kurtulmasının imkânsız olduğunu ve bu yüzden nihaî kurtuluşunun ancak oradan aşağıya atlamakla mümkün olacağını söyler [Köse, 2002:394-396].

Ceentayev varyantında ise Kococaş’ın kayalıktan atlamayı kabul etmemesi üzerine arkadaşları planladıkları gibi Asılbek’in kızı Kermekaş’ı getirip Kococaş’ın gözü önünde ona eziyet ederler. Kococaş’ın kayalıkta mahsur kaldığını gören Kermekaş ise nişanlısının haline çok üzülür, feryat figan ağlayıp üstünü başını parçalar. Ancak, Kocacaş’ın oradan kurtulmasının imkânsız olduğunu görür. Kococaş’ın kurtuluşu ancak kayalıktan aşağıya atlamasındadır [Köse, 2002:70, 564-565].

Her iki destanda da kahramanın sevgilisinin veyahut eşinin gelmesi ve kahramanı kayalıktan atlamaya ikna etme çabaları aynıdır. Ceentayev varyantında ise bir önceki kısımda planlanan sevgiliye eziyet etme fikrinin burada gerçekleştirildiğini görüyoruz.

Biynöger destanının bu kısmında, kahramanın meşru karısı dışında bir de sevgilisinin olduğu anlaşılmaktadır [Metin:366]. Biynöger’in meşru karısının [ve çocuklarının] varlığı ise bir önceki kısımda ağabeyi Umar’ın tehditleri sırasında anlaşılmıştı [Metin:354-360]. Kococaş destanında, Kococaş ile Zulayka’nın tanışmaları ve evlenmeleri uzun ve ayrıntılı bir şekilde anlatılırken [Köse, 2002:196-237], Biynöger destanında ise Biynöger’in karısıyla ilgili, ağabeyi Umar’ın tehditleri hariç, tek bir kelime dahi geçmemektedir. Halbuki destanın son kısımlarında ise Biynöger’in sevgilisinden oldukça fazla ve müspet yönde bahsedilmektedir. Yani bu destanın kadın kahramanı Biynöger’in karısı değil, sevgilisidir.

S. Çağatay bu durumu şöyle yorumlamaktadır: “Kadının, zevce değil de bir dost kadın [metres] olarak tavsif edilişi de herhalde kardeşinin ona söylediği küfürleri bilhassa tebarüz ettirmek için ayrı bir motif olarak mahsus sokulmuş olmalıdır. Bununla da avcının nasıl iktidarsız bir duruma sokulduğu çirkin hatlarla çizilmiş oluyor. Bu kadına oldukça şairane bir şekilde büyük bir sevgi ve fedakârlık vasıfları verilmiştir” [Çağatay, 1953:100].

S. Çağatay burada, Biynöger’in meşru karısı dışında bir de sevgiliye sahip olması epizodunun destana özellikle sokulduğunu ve bu yolla kahramanın meşru karısı dışında bir de gayri meşru ilişki içerisinde bulunmasının açığa çıkartılarak kahramanın bilinçli bir şekilde menfî duruma düşürüldüğünü söylüyor. Bu galiba destanın muhtevasının özü ile ilgilidir. Yani avcılık merakı yüzünden geyiklerin soyunu kurutan Biynöger adlı kahraman destandaki müspet konumundan bu şekilde menfî bir duruma düşürülmektedir. Bilâhare kayalıkta mahsur kalmıştır. Kurtuluş çaresi olmadığından, kendisini aşağı atarak hayatına son verecek ve nihaî cezasını bulacaktır.

Ancak, Biynöger adlı kahramanın aynı anda hem meşru bir eşe, hem de bir sevgiliye sahip olması epizodunun, bu destanın değişik varyantlarının zaman içerisinde birbiriyle karışmasıyla teşekkül etmiş olması da mümkündür. Meselâ, Kococaş destanının Ösönbayev ve Konokbayev varyantlarında, Kococaş’ın meşru karısı Zulkayka’dan bahsedilmekte iken, Ceentayev varyantında ise Kococaş’ın sevgilisi veyahut nişanlısı Kermekaş vardır. Elbette, bu üç ayrı varyantta meşru eş ile sevgili veyahut gayri meşru bir kadın çakışması söz konusu değildir.

Fakat daha önce bahsettiğimiz gibi, bir varyant dışında, Biynöger destanının tespit edilen bütün varyantları hemen hemen birbirinin aynısıdır. Farklı olan Husey Hozayev varyantı ise eksiktir. Bu farklı varyantta sevgiliden bahsedilen kısımlar yoktur. Belki bu varyantta veyahut zaman içerisinde unutularak kaybolan başka bir varyantta, Biynöger adlı kahramanın sadece sevgilisinden bahsedilmekte idi. Yani, Kococaş destanının Ceentayev varyantında olduğu gibi, Biynöger destanının da kendi içinde bir bütünlüğü olan ve kadın kahramanın, meşru bir eş söz konusu olmayıp, ancak bir sevgiliden ibaret olduğu farklı ve unutulmuş bir varyantı olması mümkündür. Bu farklı varyant zamanla unutularak kaybolmuş ise de ancak bazı bölümleri diğer varyantlara karışmış olabilir.

Gerek mevcut varyantlar ve gerekse bizim hazırladığımız metinden anlaşılacağı üzere, kahramanın meşru eşinin ve sevgilisinin aynı anda oraya gelip kahramanı aşağıya atlamaya ikna etme çabası oldukça garip durduğu kadar destanın genel olarak bütünlüğünü de bozmaktadır. S. Çağatay bunun kahramanı iktidarsız duruma düşürmek için özellikle yapıldığını söylüyorsa da bize göre bu durum değişik varyantların zaman içerisinde birbiriyle karışması sebebiyle ortaya çıkmıştır.

4.11. Kahramanın Ölümü

Sevgilisinin ısrarı üzerine ikna olan Biynöger bitkin halde yattığı yerden doğrularak omzundaki “Altınlı”sını [tüfeğini] ucundan tutup fırlatır ve müteakiben kendisini kayalıktan aşağı doğru bırakır. Biynöger’in bedeni kayalıktan aşağı doğru düşerken sağa sola çarparak parçalanır ve bir sivri kayaya asılı kalır. Aşağıya ancak “bir böreklik hamur topağı” şeklinde Biynöger’in kafası düşer. Hemen akabinde, daha önce yemin ettiği üzere, Biynöger’in sevgilisi de elindeki makası kendi karnına saplayarak hayatına son verir [Metin, 410-426].

Kococaş, arkadaşları tarafından Kermekaş’a yapılan eziyeti görünce buna dayanamaz ve orada toplanan herkese veda ederek kendisini kayalıktan aşağı atar. Biynöger gibi Kococaş da önce omzundaki “Ak Barang”ını [tüfeğini] ucundan tutup aşağıya fırlatır. Arkasından da kendisini kayalıktan aşağıya atar. Kococaş’ın vücudu aşağıya düşerken sağa sola çarparak “kasabın yüzdüğü et gibi” parçalanır ve sivri bir kayaya takılıp kalır. Bunun üzerine Kococaş’ın nişanlısı Kermekaş da elindeki hançeri kalbine saplayarak kendi canına kıyar [Köse, 2002:400-401, 566-567].

Ösönbayev varyantında, Kococaş destanı bu şekilde sona ermez. Yani bu varyantta destan, Kococaş’ın kendisini kayalıktan aşağıya atmasından sonra da devam etmektedir. Kococaş’ın öldüğü sırada altı aylık hamile olan Zulayka, Kococaş’ın da isteği üzerine kayın biraderi Şartkoşçu ile evlenir. Bir müddet sonra da bir erkek çocuk doğurur. Kococaş’ın vasiyeti üzerine bu çocuğa Moldocaş ismi verilir. Moldocaş büyüyünce babasının akıbetini öğrenir. Babasının kemiklerini bulmak ve Sur Eçki’den intikam almak için dağlara gider.

Babasının kemiklerini bulup gömdükten sonra Sur Eçki’yi aramaya devam eder. Fakat bir türlü Sur Eçki’yi yakalamakta muvaffak olamaz. Sur Eçki, aynı babası Kococaş’a yaptığı gibi, Moldocaş’ı da peşinden sürükleyerek kendi yaşadığı yere götürür. Moldocaş burada Sur Eçki’nin kızı Aş Ayran’la karşılaşır. Moldocaş ve Aş Ayran birbirlerine aşık olurlar ve evlenirler. Moldocaş böylece Sur Eçki’yi öldürmekten vazgeçer ve eşi Aş Ayran’ı da alıp köyüne döner [Köse, 2002:66-67, 407-474].

Her iki destanın sonunda kahramanın ölümü hemen hemen aynı şekilde gerçekleşmektedir. Her iki kahraman da sevgililerinin ısrarıyla kayalıktan atlamaya razı olmaktadırlar. Önce tüfeklerini ucundan tutarak aşağıya fırlatmakta, sonra da kendilerini kayalıktan atmaktadırlar. Aşağı düşerken kahramanların vücudu sağa sola çarparak parçalanmaktadır. Nihayetinde kahramanların sevgilileri de önceden yemin ettikleri üzere intihar ederek kendi hayatlarına son vermektedirler.

5. Sonuç

Bütün destanlarda olduğu gibi elbette Biynöger ve Kococaş destanlarında da yeniden bir şekillenme olmuştur. Meselâ her iki destanda da, kahramanların ve olayların geçtiği yerlerin isimleri, ait olduğu kültür ve coğrafyaya göre yeniden şekillenmiştir. Destanların birinde kahraman Biynöger, diğerinde ise Kococaş’tır. Olayların mekânı birinde Kafkasya dağları, diğerinde ise Kırgızistan dağlarıdır. Fakat her ikisinde de muhteva aynıdır; kahramanların vasıfları, avcılık tutkuları, olayların seyri, daha da önemlisi bu iki destanın teşekkülünün sebebi olan tefekkür ile verdiği mesajı aynıdır.

Muhteva bakımından, her iki destan da, sıradan bir av macerası hikâyesi değildir. Bilâkis, kaynağı çok eskiye dayanan bir tefekkürün edebiyat sahasındaki tahayyülüdür. Eski Türk sosyal hayatında çok önemli yeri olan avcılık müessesesi oldukça katı kurallarla inşa edilmiştir. Buna göre her isteyen, dilediği zaman ve dilediği şekilde avlanamaz. Bilhassa av hayvanlarının büyüyüp çoğalabilmeleri için ilkbahar ve sonbahar arasında avlanmak kesinlikle yasaktır. Hayvan türlerinin yitirilmesi kaygısı, ihtiyaçtan fazlasını tüketmemek, tabiata saygı ve çevreyi korumak, koruyucu ruhları incitmemek, eski Türklerdeki avcılık müessesesinin kaynağını teşkil eder [Roux, 1994:180-184].

Bu tefekkürden hareketle, gerek Biynöger ve gerekse Kococaş destanında verilen mesaj tabiatın dengesini korumakla ilgilidir. Bu mesajın muhtevası, Gülzura Cumakunova tarafından çok güzel ifade edilmektedir: “Her kim olursa olsun, bu kişi halkın çok sevdiği bir kahraman olsa dahi, tabiatın kurallarına aykırı bir iş yaparsa öyle ya da böyle mutlaka cezasını bulur. Buradan da tabiatın dengesini bozmaya kimsenin hakkı ve gücü olmadığı fikri çıkarılır. Bu fikrin beslendiği kaynak ise soyu tükenmeye yüz tutmuş hayvanlara karşı dengeli bir şekilde yaklaşılmasını isteyen atalarımızın ta eski çağlardan gelen bir çağrısı ve nasihatidir.” [Cumakunova, 2002:161-162].

Her iki destanda da insanın tabiat ve tabiat güçleriyle mücadelesi anlatılmakta ve tabiata karşı gelenlerin başlarına ne tür felâketler gelebileceği uyarısı yapılmaktadır. Neticede tabiatın dengesini bozmak isteyen kahramanların akıbeti trajik bir şekilde sona ermektedir. Anlaşıldığı üzere her iki destanda verilen mesaj da aynıdır.

Müşahede edildiği üzere, Biynöger ve Kococaş destanları, muhteva ve tipolojik motifler bakımından, birkaç farklılık dışında, birbirine çok benzemektedir. Kahramanların özellikleri, avcılık tutkuları, geyiklerin soyunu kurutmaları, geyiklerin koruyucusuyla karşılaşmaları ve onun lânetine uğramaları, kayalıkta mahsur kalmaları, kahramanı kurtarma çalışmaları ve nihayetinde kahramanların kayalıktan atlayarak hayatlarına son vermeleri her iki destanda da aynı şekilde anlatılmaktadır.

Bu iki destanın birbirine bu kadar çok benzemesi elbette bir tesadüf olamaz. Çünkü, her iki destanda, bir bütünlük içerisinde ve başından sonuna kadar birbirine benzeyen bir muhteva benzerliği söz konusudur. Bize göre bütün bu benzerlikler, Biynöger ve Kococaş destanlarının aynı kaynaktan çıktığını göstermektedir. Yani bu iki destan, kaynağı çok eskiye dayanan tek bir destanın, tarihin kesin olarak bilinemeyen bir döneminde ayrılan iki kolunu teşkil etmektedir.

Biynöger destanının muhteva kaynağı, S. Çağatay’ın ileri sürdüğü üzere, Budizm vasıtasıyla eski Hint masal ve efsaneleri olsa dahi, geçmişte bu kaynaktan beslenerek teşekkül eden tek bir destanın varlığı söz konusudur. Muhtemelen eski Türk kavimlerinin batıya doğru göçü vasıtasıyla, söz konusu bu eski destanın bir kolu Kuzey Kafkasya’ya gelmiş ve Karaçay-Malkar Türklerinde “Biynöger” adıyla yeniden şekillenerek son halini almıştır. Eski destanın gövdesi veyahut diğer bir kolu ise Kırgız Türklerinde “Kococaş” adıyla varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

6. Metin

6.1. Biynöger [Türkiye Türkçesiyle]

1

Gezoh’un oğlu yiğit doğan Biynöger
Erlerin içinde de övülen bir yiğit idi
Yiğitlik olmasa, korkaklığı hiç sevmeyen
Irmakta batmayan, kızgın ateşte yanmayan
Yalan söylemeyen, kimseye kötülük bilmeyen
Dünyadaki bütün dağlara tırmanan
Attığı oku serçe gözünü bile şaşmayan
Ok bile senin derine işlemeyen
Azgın ırmakta bile balık gibi yüzen
Maral yavrularını annesinden ayıran
Geyik dilini de Apsatı gibi konuşabilen
Senin canını, Tanrı, Apsatı da sevmeyen

2

Çok çabalasan da beylik edecek köy vermiyorlar Biynöger
Büyük Malkar’da köy bulunamıyor, sen beylik edecek
Gollularda yer bulunamıyor, senin baş köşede oturmana
Bey oğluna töre hürmet göstermiyor
Öfkesinden Biynöger de geyik avına gidiyor
Geyik bırakmıyor dağ eteklerinde, dağ başlarında
Kanatlı [hayvan] bırakmıyor dağ başlarında, ormanda

3

Çaynaşhı tarafından büyük boynuz bakıyor
Biynöger de Karça-Kala’dan nişan alıb atıyor
Yaralı dağ keçisi, kanı akarken, Karça-Kala’ya bakıyor
Apsatı da, ay ışığında, kendi hayvanlarını sayıyor
Ağlayarak, inleyerek o Apsatı’ya geliyor
Biynöger’in yaptıklarını ona anlatıyor
Apsatı da avcıların sürekli gezdikleri yerleri biliyor
O da, Biynöger için çok feci kararlar veriyor
Apsatı’nın sevdiği hayvanı yaralamışsın
Şimdi senin başına ne geleceğini bilmiyorsun
Dağ keçisinin yarasını, Apsatı tükürüp sarıyor
Biynöger’e de öfkeleniyor, hiddetleniyor
Çocuklarını çağırıp o şöyle buyruk veriyor
Biynöger’den intikam alın diyor

4

Biynöger avda iken kötü rüyalar görmüş
Kardeşi Umar’ın illet bir hastalığa yakalandığını anlamış
Büyük kardeşin Umar illet bir hastalıktan yatıyor
Çaresi tükenip, o akrabasına, dostuna soruyor
O ölecek diyorlar, vücudu ateş içerisinde yanıyor
Ölmeden önce dostlarını görmek istiyor
Hasta ise ona ilaç olarak ne fayda eder
Bu illeti yenecek ne olabilir, Tabu, bir çare
Akraba, dost geldiler, ağır hastayı gördüler
Atlarına binip, şöyle dağa, ovaya gittiler
Biz çare arayıp, arkadaş, gece gündüz yatmıyoruz
Ona fayda edecek ilacı dağda, ovada bulamıyoruz
Geziyoruz, arkadaşlar, biz ona ilaç arıyoruz
İlaç buluyoruz fakat ona neyin fayda edeceğini bilmiyoruz
Bu hastalığa ilaç yok, bitki yok
Bu hastalığa yakalanan maral sütü olmadan iyileşemez
Biynöger, sorayım diye, büyücü kadına gitmiş
Çok yalvardığında büyücü kadın fal bakmış
Büyücünün taşları dönüp üç sıra dizildi
İlacın bulunması kolay değil, zor dedi
Ona fayda edecek bir şey var, bir ak maralın sütüdür
Onu yakalayacak dayının köpeğidir
Gitmeyip de kalırsan yiğidim senin canın sağ kalır
Şayet kalmayıp da gidersen kardeşin peşinden gelir
Biynöger gitmiş dayısından köpek istemeye
Umar ise bekliyordu maral sütüne hasret
Ben gitmiştim dayıma misafir olarak
Adım çıktı bu dağ köylerinde, dillerde hikâye
Ben gittiğimde onlar beni misafir gibi karşılamadılar
Av için bir köpek yavrusu bile vermediler
Biynöger rüyasında, kılıcını biledi
Sabah erken kalkıp dayısından köpek istedi
Bana dönüp onlar şöyle söylediler
Hayvan lâzımsa sürümü iki pay edeyim
At lâzımsa bir aygır sürüsü vereyim
Böylece seni yeğenim olarak kabul ederim
Öyle söylediğinde Biynöger konuştu
Hareket etmiyor bindiğim atın ayağı
Hayvanın o kadar çok ise anana dönsün tırnağı
Güzden güze sen bize gelirsen
Hayvanlarımın zekâtını sana veririm
Böylece seni dayım olarak kabul ederim
Dayısı onu misafir gibi görmedi
Yeğenine köpeği ödünç olarak vermedi
Sana köpek vermeyen, senin aradığın gibi köpek olsun
Dünyadan yiğit Biynöger gibi yok olsun
Eski Malkar’da kaplan kalmadı, sen, maralları tutacak
Büyük Bashan’da kimse kalmadı, sen, köpek soracak
Boşuna güvenmişim ben böyle akrabaya, hamiye
Bu evi artık saymam kendime akraba evine
Gücenip gittim oradan sitem edip, düşman olup
Ak maralı sağmadan dönmem ben hayatta kalıp
Üzgün bir şekilde giderken Kubadiy oğluna rastladı
O, durumu anlayıp, Biynögerge şöyle dedi
Bizde vardır, canım, Cemegey cinsi köpekler
Onların yavruları olur iz süren köpekler
Kubadiyler Biynöger’e akraba olmuyorlar
Avlularında, canım, cins köpekler oynuyor
Oradan gittim Kubadiylerin avluya
Kubadiyler, Tanrı’nın sevdiği insanlar
Kubadiyler bunu misafir gibi gördüler
Köpeklerinden beğendiği iki köpeği verdiler
Onları alıp Biynöger dönmüştü evine
Alıştırmıştı avlusuna, sözüne
Kardeşim Umar bana bakıp ağlıyor
Ak maralı yakalamanın çaresini bul diye yalvarıyor
Ava çıkarken ben söz vermiştim yaşlılara
Maral sütünü getireceğim kardeşime hediye
Yaşlılar selam alıp, çok dua ettiler
Gayeme ulaşıp dönmemi dilediler
Gide gide, selam verdim sağa, ovaya
Yukarı baktım, geyiklerin geldiği sarp vadiye

5

Yolu ağırdan alıp, Botaş-Taş’a varmıştım
Orada oturup derin düşüncelere dalmıştım
Orada karşıma bir yaşlı çoban çıktı, istişare etti
Bana dönerek şöyle söyleyip diledi
Attığın okun hedef şaşmayan Biynöger
Ak sakalımla senden şunu diliyorum
Ak marala nişan alıp da okunu çekersen
Ona doğru çevirip okunu atarsan
Ona ok atarsan sağ dönmezsin köyüne
Hasret kalıp yaşarsın eşine dostuna
Oradan tırmanıp çıktım geyiklerin yattığı yere
Uygun yerde durdum maralları gözlemeye
Çok baktım, bir şey bulamadın o ovada
Zor da olsa tırmanıp çıktın Dıh Dağı’na
Üç bacaklı, altın boynuzlu bir maral çıktı karşıma
O karşılaşsaydı, ey benim yedi kanlıma
Çok şaşırmıştım maralın olağan üstü endamına
Hiç görmemiştim onun gibisini dünyada
Geyiğin, işte böyle, dostlar, hikâyesi
O biraz gidip sonra geri dönüp baktı
Kafası parlıyordu Elbruz Dağı’ndaki buz gibi
Onun zarifliği düğünde dans eden kız gibi
Yine, güzelliği korse giymiş kız gibi
Söylediği beddualar ise yaraya serpilen tuz gibi
Perçemi parlıyordu cam gibi
Tırnakları keskin, şöyle deriye giren çuvaldız gibi
Boynuzları onun ete batırılan şiş gibi
Dağa tırmanışı şu gökte uçan kuş gibi
Ey, boynuzları bildiğin ete batırılan şiş gibi
Benim o günüm ise gece görülen rüya gibi
Onun beyazlığı, yeni sağılan taze süt gibi
Peşinden gezdirdi, avare köpek gibi
Gözüm görür görmez onu, hemen nişan alıp atmıştım
Nişan alıp atsam da, okun yere düştüğünü görmüştüm
Tekrar nişan alıncaya kadar etrafım toz duman oldu
Benim maralım önümden kayboldu
Gel gör ki, arkadaş, o kaçmaya başladı
Kaçarak bir sarp kayalığa tırmandı
Sonra o maralı ben takip etmeye başladım
Ey, tüfeğimi, canım, giderken doldurdum
Onunla birlikte ben onun peşinden tırmandım
Annemden doğalı ondan güzel bir canlı görmedim
O uzağa gitti, hiç durmadı, ateş etmeme fırsat vermeden
Yanımdaki matarama memelerinden [süt] çektirmeden
O geyiği takiple birden yalçın kayalığa çıkmıştım
Ey, bir köpeğimi kemerime bağlamıştım
Tırmanarak gidip Gezam kayalığına tırmandı
Ben ısrarla takip ediyorum, o yine kaçmaya başladı
Gücümü tüketip, şöyle düşünerek oturdum
Avcı başlığımı kar yumaklarından doldurdum
Kar yumaklarını vurup, merdiven yapmaya başladım
Oraya ulaşıncaya kadar hepsini bitirdim
Ben kar yumaklarından kendime merdiven yaptım
Gökteki Tanrı’dan yardım diledim
Gayretle çıktım Gezam kayalığının tepesine
Hüzün çöktü, canım, Gezoh’un yiğit oğluna
İkinci köpeği çıkmak için çok uğraşmıştı
Durumu anlayıp, köye bildirmeye gitmişti
Dört bir tarafıma bakıp, maralımı hiç görmedim
Oku koyup, eski yayı görmedim
Aşım yok, suyum yok, üşüyerek esnedim
Kayalığın tepesinde ak geyiğimi fark ettim
Yine etrafımı sis kapladı, toz duman oldu
Yeniden ak maralım gözümün önünden kayboldu
Maral gitti Malkar dağlarından Holam’a
Oradan geçti Çegem, Bashan dağlarına
Köpekleri salıp, kendimi ava vermeye başladım
Büyük Bashan’ın yüksek dağlarına tırmandım
Üç ay aradım, ben maralımı bulamadım
Bazı günler oturup da bir lokma yemedim
Dağın başında dolaşa dolaşa yoruldum
İyice gücüm tükendiğinde, aradığıma rastladım
Büyük Bashan’ın dağlarında geyiğimi fark ettim
Peşi sıra Elbruz Dağı’na tırmanmaya başladım
Maral tırmanıyordu buzul tutmuş dağlara
Uçarak çıkıyordu uçurumlu kayalıklara
Büyük Bashan’ın sarp dağlarında dolaştım
Başka geyik, başka maral bulamadım
Ey, dağ başlarında dolaşa dolaşa usanmıştım
Üç bacaklı maralı uzaktan bakıp görmüştüm
Üç bacaklı geyik yeniden çıktı karşıma
Böyle günler gelsin sevmediğime, kanlıma
Çok zor olsa da yakınına gittim, yanına
Yerine getireceğim, yaşlılara verdiğim sözümü
“Tut” dedim de, avcı köpeğim koşmadı
Çekip fırlattığımda da okum gitmedi
Beklemeden takip edip gelmiştim
Ey, geyik olmadığını anlamıştım
Ben, ne yapacağımı bilemeyip, düşüncelere daldım
Sonra kendime gelip, geyiğe şöyle sordum
Yaradan Allah için, sen nasıl bir cansın, kimsin
Dağlarda otlayan sağımlık maral değil misin
Gizleme de söylesene, sen şeytan mısın, cin misin
Veya yerin altından gelen iblis misin
Ey, geyik isen, kaçma, nişan alıp vurmama izin ver
Sağımlık maral isen, memelerinden bir kere çekmeme izin ver
Dağ köylerinde bekliyor eş-dost
Yalvarıyorum, söylediklerimi dinle
Kardeşim Umar yataktan kalkamıyor
Maral sütü olmadan yaşayamıyor
Geyik isen okumu atmama izin ver
Sağımlık maral isen memenden çekmeme izin ver
Öyle değilse, şeytan isen, cin isen
Daha fazla üzme, yoluma gitmeme izin ver
Ey, o sırada bu geyik bana şöyle dedi
Kutas saçlarını tutup iki tarafına ayırdı
Geyik bana insan gibi konuştu
Onun hayret verici sözlerini bütün herkes duydu
Beylerin beyi, ey Biynöger, ne yapıyorsun
Benim peşimi bırakmayıp takip eden sen misin
Geyikleri ağlatan sen oldun
Onları senden koruyan ben oldum
Sen kapana düştün, şimdi ben kaleme döneyim
Öyle de olsa sana biraz “dua” edeyim
İyi Gezoh’un olur kötü çocuğu
İşte böyle olur dağ keçisinin kalesi
Ben şeytan değilim, sorduğun gibi cin de değilim
Yer yarılıp altından çıkan iblis değilim
Ben geyik değilim, Apsatı’nın Kızı Fatima’yım
Sağımlık maral değilim ki tutup memelerimden çekesin
Ben geyik değilim, Apsatı’ının kızı Fatima’yım
Ne kadar uğraşsan da zavallı yakınıma gelemezsin, yanıma
Bırak! Dön geriye, yorma kendini, boşuna takip etme
Apsatı’nın kızı topal Fatima işte benim
Yakalayamazsın, boş umutlarla aldanma
Pişman olursun zavallı kendine beddua ettirme

6

Ben ona bakıp, yeminimi çok düşünüp oturdum
Kaftanımın eteklerini kar yumaklarıyla doldurdum
Kar yumaklarına basıp onun yakınına tırmandım
Yine geyik geri dönüp konuştu
Gelme Biynöger, geriye kendim dönerim
Artık durmazsan sana kötü beddua ederim
Ben gelirim babam dinlendiği zamanlarda
Gelip senden yemin alırım, geyiklere zarar vermezsin
Kardeşin Umar’ı da illetten kurtulduğunu görürsün
Biynöger dedi, babanın kötü gözüne
Ben kulak vermem senin sözüne
Elinden geleni ardına koyma
Gel gör ki, o bana kötü beddua etmeye başladı
Maral bana öfkeyle baktı
Yüksek kayalıktan şöyle söylemeye başladı
Ben Fatima’yım, Apsatı’nın güzel kızıyım
Beni bırakmıyorsan, sağ dönme geriye
Sürekli takip ettin bıkmadan, takibi bırakmadın
İçe içe bizim kanımızdan doymadın
Ey, yedin, içtin, etimizden hiç doymadın
Sarp kayalıklarda sen bize hayat vermedin
Ey, sen bizi bıraksan da Yaradan seni bırakmasın
Karga, kuzgun içip, senin kanından doymasın
Öyle olsa da, zavallı, ben sana “dua” edeyim
Sana şu günde işte şöyle bir kötü beddua edeyim
Tüfeğini doğrulttuğunda tetiği ateş çakmasın
Okun, nişan aldığın hedefine gitmesin
Bu yalçın kayalarda çok günler yaşayasın
Kollarının etlerini kesip yiyesin
Yaşayacak yerin senin mezar gibi dar olsun
Aşağı tarafın atlayamayacak kadar uçurum olsun
Ey, aşağı tarafın deniz olsun, geçilmez olsun
Yukarı tarafın tırmanamaz şekilde yüksek olsun, gök olsun
Aşağıdan bağıranın sesi senin kulağına erişmesin
Dünyadaki bütün ipler yukarıdan sarkıtılsa da yetişmesin
İki yanın senin, şeytan bile geçemez şekilde sıkı olsun
Gurtay mağarasında, yatacak, yaşayacak günün çok olsun
Bizi [rahat] bırakmıyorsan, kimse gelemesin yanına
Hikâye olasın bir köyünün gencine, yaşlısına
Bağlıyım, babama ettiğim yeminime
Korkmuyorsan gel hadi Biynöger yanıma
Cesur avcı Biynöger sen isen
Apsatı’nın kızı güzel Fatima ben isem

7

Tüfeğimi doğrulttum da tetiği ateş çakmadı
Köpeğime “tut” dedim de koşmadı
Okumu çekip denedim de atmadı
Ey, ondan sonra benim günüm geçmedi
Onun dediği gibi, etrafım kayalık oldu, sıkı oldu
Onun içerisinde benim yaşayacak günüm çok oldu
Bedduayı alıp gidiyorum Gurtay mağarasına misafir olmaya
Adım kaldı, yaşlıların, gençlerin söyleyeceği bir destana
Ben rastlamıştım öyle şeytan gibi bir geyiğe
Takip edip, niye çıktım sarp kayalığa, yükseğe
Avcı köpeğim, çare ararcasına havlamıştı
Benim de çaresiz kaldığımı görmüştü
Geyiğin söylediği gibi aşağı tarafım derin oldu, geçilmez oldu
Ey, yukarı tarafım öyle yüksek oldu, gök oldu
İki yanım şeytan geçemez şekilde sıkı oldu
Gurtay mağarasında yatacak, yaşayacak günüm çok oldu
Topal Fatima’nın dilekleri kabul olmuş
Zavallı Biynöger kaya kovuğunda kalmış
On beş gün kaya kovuğunda yaşadım
Her acıktığımda yiyeceklerimin hepsini yedim
Yiyeceksiz kalıp, canım, acıkmaya başladım
İlk önce tüfeğimin kılıfını yiyip bitirdim
Sonra kollarımın etlerini kesip kendim yedim
Ey, avcı köpeğim bana bakıp acı acı havlamıştı
Kaya kovuğunda bu felâketi görmüştü
Bacaklarımı kesip [etini] ben avcı köpeğime yedirdim
Tam on beş gün onu etlerimle yaşattım
Biynöger’in artık elinden bir şey gelmiyor
Orada sıkışıp kalmış, kurtulma çaresini bilmiyor
 
8

Kardeşi Umar’ın rüyası, onu uykusundan uyandırmış
Rüyasında kendisi, arkadaş, çırılçıplak görmüş
Bir köpeğin gitti yurduna, Basiyat köyüne
Kardeşin Umar’ın avlusunda telaşlı uludu
O da, endişelenip, eyer taktırmıştı atına
Çok arayıp gitmişti Biynöger’in yanına
Baksanıza, canım, kardeşi Umar’ın rüyasına
On altıncı gün gitti Gurtay mağarasının aşağısına
Umar yüksek kayalıkta küçük kardeşini görmüş
Var gücüyle uğraşsa da oraya çıkamayacağını anlamış
Ne oldu sana, canım, yiğit Biynöger
Haber vermeye gelmişti gönderdiğin bir avcı köpeği
İn diye çok rica etti, kardeşi Umar, Biynöger’den
Sesini duyuramayıp, ne kadar uğraşsa da, o yerden
Sen benim yüzümden sıkışıp kalmışsın, demiş
Yiğit Biynöger’in inemeyeceğini anlamış
İkimiz de sırayla acı çekiyoruz, hastalanıyoruz
Soyumuz kalmayıp, yeryüzünden kuruyoruz
Ak maralı görürdüm rüyamda
Kandırmıştı ikimizi, hasret bırakıp ak sütüne
Kendisini üç bacaklı geyiğe aldatan demiş
Biynöger’in hali suretini orada görmüş
Neden musallat oldular bize Apsatı’nın kızları
Çok kötüdür onların ettiği bedduaları
 
9

Çare bulamayıp o Holam’a, Çegem’e koşmuş
Orada halkın hepsini hemen kendi arayıp bulmuş
Büyük Bızıngı’da bulabildikleri ipleri topladılar
O gün onların hepsi düğünü, eğlenceyi kestiler
Malkar, Holam, Çegem, Bashan, Bızıngı, hepsi geldiler
Kaya kovuğunda Biynöger’i yapayalnız gördüler
İpe tutunup tırmandılar o sarp kayanın tepesine
Güç versin deyin Dağlı’nın dağda yetişen delikanlısına
Uzattılar ona birbirine bağlayıp ipleri
İpler yetmediğinde, örüp ip yapıyorlar otları
Onlar çok çareler, çözümler aradılar
Çaresiz kalıp, hiçbir şey yapamayıp gittiler
Annesi Kâbahan’a bu acı haber ulaşmış
O gelip Biynöger’e iki kolunu açmış
Annesi Kâbahan, yavrusunu görüp ağladı
Ellerini uzatıp ona şöyle söyleyip kederlendi
Ey yavrum, canım, Biynöger, annenim, gelmişim
Senin başına gelen felâketi ben gözümle görmüşüm
Ben koşarak geldim, canım, iki bacağımı at yaptım
Ah, kendime vurarak, yenlerimi kırbaç yaptım
Gözyaşımı, kayadan akan şelale gibi akıttım
Yağmur yağarsa, yavrum, siyah saçlarımı yamçı yaptım
Sütüm hakkı için diliyorum, sen söylediklerimi dinlesene
Cesaretini toplayıp, kartalım, kayadan atlasana
Ey annem, canım, sen kendini boşuna üzme
Ey annem, canım, can denilen tatlıdır, atlamam
Kardeşi Umar ise karşısından gitmiyor
Biynöger yine onun söylediğini yapmıyor
Umar ona dedi, inmezsen sana yapacağımı diyeyim
Senin büyük kızını Doğu’ya satarım
Küçük kızını, dedi, ey, Batı’ya atarım
Senin güzel karını koynuma alıp yatarım
Küçük oğlunun boğazını keserim
Malını, mülkünü, hiçbir şey bırakmadan, dağıtırım
Bu sözlerden bana bir fayda çıkmayacağını biliyorum
Bunları söyleyip de bundan sonra benden bir şey isteme
Tırmandığım gibi, geriye inecek yol bulamıyorum
Canımı seviyorum, kendimi kayadan atamıyorum

10

Babugey’de vardır benim bir güzel sevgilim
Onu şimdi görseydim, canım, çoktur diyeceklerim
Haber verseniz, buraya o hemen gelirdi
Ah, bir çare varsa, bana o bir çare bulurdu
Onu getirirseniz, o ne derse öyle yaparım
O da sizin gibi derse, kayadan atlayıp giderim
Kardeşi Umar bunu öyle kabul etmiş
Arkadaşlarını alıp Babugey’e yola çıkmış
Çıkıp gittiler onlar Babugey’de misafir olup
Biynöger’in halini anlattılar onlar hikaye edip
Kabardey’de yaşayan gelinim kalk sen ayağa
Kardeşim Biynöger hazırlanmış ölmeye
Sevgilisi sabaha kadar yiyecek hazırladı
Biynöger’in öldüğü yerde öleceğim diye yemin etti
Yola çıkmıştı o şöyle iki bacağını at yaparak
Yakut gibi saçlarını üzerine yamçı yaparak
Ağlaya ağlaya şu gömleğinin önünü ıslatarak
İki zarif elini bacaklarına kırbaç yaparak
Dünyanın azabını, ey, kim çektirir, kim çeker
Ey, güzel sevgilin sana geliyor, Biynöger
Koşa koşa, ağlayarak, Biynöger’e gitmiş
Terleyip, yanıp, pişip, Kara Uçurum’a ulaşmış
Güneş batana kadar Biynöger’e gelmiş
Görür görmez birçok dilekler dilemiş
Ne tatlı dilli, ey, ne iyi bir kadın gelmiş
Biynöger’e üzülüp sonra şöyle demiş
Dünyanın bir ucundan soluk soluğa gelmişim
Senin öldüğün yerde canımı vermeye yemin etmişim
Beylerin beyi, sevgilim, Gezoh’un yiğit oğlu
Olacaksın, canım, düşmanlarının esiri
Tırmanıp çıkmışsın, Biynöger, yüksekten yükseğe
Nasıl rastlamıştın, ters ayaklı, şeytan geyiğe
Uzanabilsem sana yetişirdi elim
Kabul olsun, canım, benim bugünkü dileğim
Korkak olmuşsun, beylerin beyi sevgilim
Çok özledim, fırlayıp çıkacak yüreğim
Ey, korkak, kendini topla, sen böyle yapmasana
Atla, cesedini, ey, kaya kovuğunda bırakmasana
İnmezsen, cesedini, ey, akbabalar yerler
Seni seven arkadaşların, içleri yanarak yaşarlar
Ah, akrabaya, arkadaşa, boş yere eziyet etmesene
Kendim diktiğim beyaz gömleği sen gözlerine bağlasana
Tüfeğini alıp, ucundan tutarak fırlatsana
Kendin oynadığın, sevgilim, ak göğsüme atlasana

11

Bunu duyunca Biynöger kalktı, can geldi
Tüfeğini ucundan tutup fırlattı
Yiğitliğini o bugün burada gösterdi
Gömleğini çıkarmış, onu gözlerine bağladı
Ölüm korkutmadı, ona engel olamadı
Son gücünü de toplayıp Biynöger kayadan atladı
O canını esirgemeden, uçuruma atladı
Önlerine düştü Biynöger’in kafası
Böylece sona erdi Biynöger’in geyik ziyafeti
Tırmanıp çıktın buradan sen demir kanca gibi
Parçalanıp düştün oradan zavallı, bir böreklik hamur topağı gibi
Babugey’de kaldılar yaşlılarım, bahar otları gibi
Koparıp atıyorum yakut gibi saçlarımı ırmağa
Yiğitlerin cesuru, Gezoh’un oğlu Biynöger
Yaratan Allah, dedi, senin canını sevmeyen
Ah, yalnız perçemin düştü sevgilinin önüne
Makasını alıp sapladı sevgilin karnına
Sen yükseğe çıkardın bu insanlığın vasıflarını
Bunu terennüm ediyorlar bu dağ köylerinin yaşlıları
Hava kararmadan gitmiyorlar oradan insanlar
Her gün gelip onlar aşağıdan yukarı bakıyorlar
Yüksekte imiş meğer Apsatı’nın kızının kalesi
Arkadaş, böyle olmuş, Gezoh’un yiğit çocuğu.

6.2. Biynöger [Karaçay-Malkar Türkçesiyle]
 
1

Gezoh ulu cigit tuvgan Biynöger
Erle içinde da mahtalıb kelgen batıred
Cigitlik bolmasa, homuhluknu bir da süymegen
Suvda batmagan a, ne va caññan otda küymegen
Ötürük aytmagan, kişige amanlık bilmegen
Duniyanı başında bir tav koymayın örlegen
Athan ogu da ne çıpçık közü cazmagan
Sadak ogu da seni teriñden ötmegen
Kuturgan suvda da ne çabak kibik oynagan
Maral balalanı da, oy, anasından ayırgan
Kiyik tilinde da Apsatı kibik söleşgen
Seni canıñı da, Teyri, Apsatı da süymegen

2

Ne küreşseñ da, biylik el bermeyle Biynöger
Ullu Malkarda el tabılmay, sen biylik eterça
Gollulada cer tabılmay, sen törge öterça
Biy uluna töre hürmet bermeydi
Açuvdan Biynöger da kiyik uvga ketedi
Kiyik koymaydı eteklede, çatlada
Kanatlı koymaydı eteklede, agaçda

3

Çaynaşhı boynundan, oy, ullu müyüz karaydı
Biynöger da Karça-Kaladan maraydı
Caralı cugutur da, kanı sarka, Karça-Kalaga karaydı
Apsatı da, ay tiye, kesi malların sanaydı
Cılay, sarnay, oy, ol Apsatıga keledi
Biynögerni üsünden añña hapar beredi
Apsatı da uvçulanı hamlı cerlerin biledi
Ol da Biynögerge köb açı onovla etedi
Apsatını süygen malın caralı etgense
Endi sañña ne kelirin bilmeyse
Cugutur caralanı Apsatı tüküredi, baylaydı
Biynögerge va kanı kızadı, kaynaydı
Sabiylerin cıyıb ol alay onov beredi
Biynögerge dert cetdirigiz deydi

4

Biynöger da, uvda aylana, bir aman tüşle körgendi
Karındaşı Umarga ol it avruv tiygenin bilgendi
Tamada karındaşıñ Umar it avruvdan avruydu
Amalın tavusub ol cuvuknu, teñni soruydu
Ol öledi deydile, sanları kızıb, küyedi
Ölüründen alga teñlerin körürge süyedi
Avruy ese añña darmañña ne carar
İt avruvnu horlar kallay bolsun, Tabu, bir madar
Cuvuk, teñ keldile, kıyın avrugannı kördüle
Atlarına minib, bılay tavga, tüzge sürdüle
Biz madar izleb, alan, ne keçe, ne kün catmaybız
Añña carar darmannı ne tavda, ne tüzde tabmaybız
Aylanabız, alanla, biz añña darman izleybiz
Darman a tababız, añña ne cararın bilmeybiz
Ol avruvga darman bolmay, hans bolmay
Ol tiygen adam da maral sütsüz sav bolmay
Biynöger, sorayım deb, obur katıñña bargandı
Bek calbarganında, obur katın taşın salgandı
Oburnu taşı, burulub, üç tizgiññe sıyındı
Darmannı keliri tınç tüyüldü dedi, kıyındı
Añña cararık bardı, bir ak maralnı sütüdü
Anı tutarık ana karındaşıñı itidi
Barmay tohtasañ, batır, seni canıñ sav kallıkdı
Kalmazlık a bolsañ, karındaşıñ ızıñdan barlıkdı
Biynöger ketgendi ana karındaşına it tiley
Umar a kalgan edi, ma kiyik-maral süt küsey
Men bargan edim ana karındaşıma konakga
Başım kaldı sora bu tav ellede comakga
Men barganımda ala Teyri meni konakça körmelle
Eger uvga bir it küçüklerin da bermelle
Biynöger tüşünde, ey, ullu bıçagın biledi
Ertdenbla turub ana karındaşından it tiledi
Mañña aylanıb da ala alay aytdıla
Mal kerek ese sürüvümü eki böleyim
At kerek ese acir ülüş cılkı bereyim
Munu bıla seni egeçden tuvgan kibik köreyim
Alay aythanında Biynöger söleşdi
Cürürge unamaydı miññen atımı ayagı
Malıñ alay köb ese anaña aylansın tuyagı
Kaçdan kaçha sen bizge salıb kelseñ
Mallarımı zekâtın sañña berirme
Anı bıla seni ana karındaş kibik körürme
Ana karındaşı anı konak kibik a körmedi
Egeçden tuvgañña egerni hauhlugun bermedi
Sañña it bermegen da, sen izlegença, it bolsun
Duniyadan, sora, Biynöger cigitley, tüb bolsun
Eski Malkarda kaplan kalmadı, sen maralla tutarça
Ullu Bashanda halk kalmadı, sen pariyle surarça
Boş ışaññan edim men allay cuvukga da, cakga
Bu üynü sanamazma kesime cuvuk ocakga
Öpkeleb ketdim andan, guruşha bolub, cav bolub
Ak maralnı savmay, Teyri, kayıtmazma sav bolub
Mıdah bolub bara Kubadiy uluna tübedi
Ol, haparın bilib, Biynögerge ma bılay dedi
Bizde bardı, canım, Cemegeyden kelgen gacile
Ala tabhanla bolalla ızçı kaspar pariyle
Kubadiyları va Biynögerge cuvuk bolmayla
Arbazlarında, canım, bir kaspar itle oynayla
Andan kaythanem Kubadiylanı arbazga
Kubadiyları da bir teyri süygen adamla
Kubadiyları munu konak kibik kördüle
İtlerinden saylatıb, eki kasparnı berdile
Alanı alıb, Biynöger kayıthan ed üyüne
Üretgen edi da eski arbazına, sözüne
Karındaşım Umar a mañña karab cılaydı
Ak maralnı tutar madar tab deb tileydi
Uvga tebrey a, men ant etgenem kartlaga
Maral sütnü keltirirme karındaşıma savgaga
Kartla salam alıb, bir köb tilek tiledile
Muratıma cetib kayıtırımı izledile
Bara bara, salam berdim oñña, avlakga
Örge karadım, kiyikle kelivçü kulakga
 
5

Şoş atlay, Botaş-Taşha cetgenem
Alayda olturub köb sagışla etgenem
Alayda allıma bir kart koyçu keldi, keññeşdi
Mañña aylanıb alay aytıb tiledi
Sadak oguñ da tüzge ketmegen Biynöger
Ak sakalım bla senden anı tileymen
Ak maralga aylanıb kayda da sadagını tartarsa
Añña aylandırıb kayda oguñ atarsa
Añña ok atsañ sav kelmezse eliñe
Termile caşarsa ahlularıña, teñiñe
Andan örleb çıkdım maralla catıvçu talaga
Tab tohdadım maral eçkile mararga
Köb karadım, zat tabmadım ol talada
Kıynalsam da örleb çıkdım Dıh Tavga
Üç ayaklı altın müyüzlü bir maral çıkdı allıma
Ol tübegeyedi, oy meni ceti kallıma
Seyir etgenem maralda tamaşa sanlaga
Bir da körmegenem anıça seyir duniyada
Gujdar kiyikni ma bılaydı teñle haparı
Ol biraz barıb a ızına aylanıb karadı
Töppesi cıltırayed Miññi Tavda buz kibik
Anı aybatlıgı toyda oynagan kız kibik
Dagıda ariuvlugu çuba içinde kız kibik
Aythan kargışları va caraga sebgen tuz kibik
Kekeli cıltırayed, da bir miyala köz kibik
Tuyakları citi, bılay cırmı tikgen miz kibik
Müyüzleri anı sora etge çançhan tiş kibik
Tavga örlegeni bu kökde bargan kuş kibik
Oyra, müyüzleri tüz etge çançıvçu tiş kibik
Meni ol künüm da keçe körüvçü tüş kibik
Anı çımmaklıgı, oy, savub a algan süt kibik
Izından aylandırdı, kalakga ketgen it kibik
Közüm körür körmez, anı erlay marab athanem
Marab athanlıkga, oknu cerge tiyib tabhanem
Men maragınçı tögeregim tuban boldu, çars boldu
Meni maralım meni allımdan tas boldu
Bar alayına, alan, ol kaça-köçe tebredi
Kaça-kete barıb, bir tik çıññılga örledi
Sora ol maralnı men a süre-süre tebredim
Oy, altınlını, canım, bara turganlay cerledim
Anı bla teñişde men anı ızından örledim
Anamdan tuvganlı andan ariuv cannı körmedim
Ol uzak bardı da, bir sabır bolmayın, atdırmay
Canımda suvluguma emçeklerinden tartdırmay
Ol kiyikni süre, tuvra tik kayaga çıkganem
Oy, bir eger itimi belibavuma takganem
Çıga-çıga barıb, Gezam kayasına örledi
Men sürüb a sürüb, ol dagıda kaçıb tebredi
Karıuvmu boşab, alay sagış etib olturdum
Uvçu başlıgımı kar da cummakladan tolturdum
Kar cummaklanı urub, bashıç etib başladım
Arı va çıgarga birin da koymayın boşadım
Men kar cummakladan kesime bashıçla işledim
Kökdegi teyriden da boluşluk izleb tiledim
Kadalıb çıkdım sora Gezam kayanı başına
Mıdahlık keldi, canım, Gezohnu cigit caşına
Ekinçi egeri köb çıgar dıgalas etgened
Bolumnu va tanıb, elge kuvguñña ketgened
Tört canıma karab, bir da maralımı körmedim
Sadak oknu salıb, buruññu cayanı körmedim
Aşım cok, suvum cok, men a suvuk bolub esnedim
Kaya başında, dıday, ak kiyigimi esledim
Entda tögeregim, oy, tul-tuban boldu, çars boldu
Caññıdan ak maralım meni közümden tas boldu
Maral ketdi Malkar tavladan Holamga
Andan ötdü Çegem, Bashan tavlaga
Egerleni iyib, men uvga iylene tebredim
Ullu Bashannı miyik tavlarına örledim
Üç ay izledim men maralımı tabmadım
Kavum künde olturub azık kabmadım
Tavnu başında aylana aylana sorukdum
Tuvra karıvsuz bolub, izlegenime colukdum
Ullu Bahsannı tavlarında kiyigimi esledim
Izı bla Miññi Tavga örley, çıga tebredim
Maral örleyedi çıran tavlu buzlaga
Uçub çıgayedi ıranlaga, sızgaga
Ullu Bashannı tik tavlarında aylandım
Başha kiyik, başha maral tabmadım
Oy, tav töppelede aylana aylana bezgenem
Üç ayaklı maralnı uzakdan karab körgenem
Üç ayaklı gujdar caññıdan çıkdı allıma
Bıllay künle kelsin süymegenime, kanlıma
Köb kıynaldım, cuvuk bardım katına
Kertiçiyem kartlaga etgen antıma
“Üst” dedim da, uvçu egerim çabmadı
Tarthanımda da sadak ogum atmadı
Tohtamayın sora, süre kelgenem
Oy kiyik maral bolmaganın bilgenem
Men, armav bolub, sagışlaga ketib alay turdum
Sora es cıyıb, gujdardan tileb, bılay sordum
Carathan Allah üçün, sen ne cansa, kimse
Tavlada otlagan bir savluk maral tüyülmüse
Caşırma da aytsaña, sen şaytanmısa, cinmise
Ne va, cer carılıb, tübünden çıgıvçu cekmise
Oy, kiyik eseñ, kaçma, ışañña salıb atma koy
Savluk maral eseñ, emçegiñden caññız tartma koy
Tav ellede saklaydıla ahlula
Bek tileyme, sözlerime bir tıñıla
Karındaşım Umar töşekden kobalmaydı
Maral sütsüz caşavu bolalmaydı
Kiyik eseñ, sadagımı salıb atma koy
Savluk maral eseñ, emçegiñden tartma koy
Alay bolmayın, şaytan eseñ, cin eseñ
Köb kıynamay, colum bla ketme koy
Ey, ol zamanda bu kiyik mañña alay söleşdi
Kutas çaçın alıb, eki canına üleşdi
Gujdar kiyik mañña, oyra, adam kibik söleşdi
Anı seyir sözlerin bütev tögerek eşitdi
Biyleni biyi da, oy, Biynöger, ne etese
Meni koymay sürüb aylaññan senmise
Kiyiklenı cılatıvçu sen boldun
Alanı senden saklavçu va men boldum
Sen tuzakga tüşdüñ, endi men kalama kaytayım
Alay bolsa da seññe bir-eki “algış” aytayım
Ahşı Gezohnu bolur caman a tuvgan balası
Ma bılay boladı cugutur kiyikni kalası
Men şaytan tüyülme, ne, sen sorgança cin tüyülme
Cerle carılıb a, andan çıgıvçu cek tüyülme
Men kiyik tüyülme, Apsatını kızı Fatimama
Savluk maral tüyülme, tutub emçegimden tartarga
Men kiyik tüyülme, Apsatını kızı Fatimama
Ne küreşseñ da, cazık, cuvuk kelalmazsa katıma
Koy! Kayıt ızıña, sen kıynalıb, kuvub boş kelme
Apsatını kızı ashak Fatima ma menme
Tutallık tüyülse, boş umutlaga aldanma
Sokuranırsa, cazık, kesiñi mañña kargatma
 
6

Men, añña karab, antım, köb sagış etib olturdum
Çepken eteklerimi kar cummakladan tolturdum
Kar cummaklanı basıb, añña cuvukga örledim
Dagıda kiyik ızına aylanıb söleşdi
Kelme Biynöger, ızıma kesim kaytarma
Endi tohtamasañ sañña açı kargış aytarma
Men kelirme atam tınçaygan zamanlada
Kelib senden ant alırma, sen kiyikge tiymezge
Karındaşıñ Umarnı da it avruvdan sav körürge
Biynöger dedi, atañı aman közüne
Men tıñılamam seni sözüñe
Etallıgıñı sen mañña ayab kaldırma
Bar alayına, ol meni açı kargab tebredi
Maral mañña açuvlanıb karadı
Ayrı kayadan alay aytıb başladı
Men Fatimama, Apsatını ariuv kızıma
Meni koymay eseñ a, sav kayıtmagın ızıña
Süre da süre, taymay sürgeniñi koymadıñ
İçe da içe, oy, bizni kanıbızdan toymadıñ
Oy, aşadıñ, içdiñ, bir da etibizden toymadıñ
Kaya ıranlada sen bizni caşarga koymadıñ
Oy, sen bizni koysañ, Carathan seni bir koymasın
Karga, kuzgun içib, seni da kanıñdan toymasın
Alay bolsa da, harib, men sañña “algış” aytayım
Seni kün allında ma bılay açı kargayım
Altınlıñı şakalga salsañ çakmasın
Sadagıñ a sen tarthañña atmasın
Bu kaya ıranda talay künnü caşagın
Bilek etleriñi kesib kesib aşagın
Caşarık a ceriñ seni, kabır kibik, tar bolsun
Töben canıñ, sora, çıññayalmaz kibik, car bolsun
Oy, töben canıñ teññiz bolsun, sora terk bolsun
Ogarı canıñ a, çıgalmazça bolsun, kök bolsun
Tübüñden kıçırgan seni kulagıña ötmesin
Duniyanı cibi da, başıñdan salınsa, cetmesin
Eki köndeleniñ seni, şaytan ötmez, bek bolsun
Gurtay dorbununda catar, caşar künüñ köb bolsun
Bizni koymay eseñ, adam kelalmasın katıña
Comakga kalgın bir eliñi caşına, kartına
Kertiçime atama etgen antıma
Korkmay eseñ çıkçı Biynöger, katıma
Batır uvçu biy Biynöger sen eseñ
Apsatını kızı ariuv Fatima men esem

7

Altınlımı şakalga saldım da çakmadı
Egerime “üs” dedim da çabmadı
Sadagımı tartıb kördüm atmadı
Ey, andan sora da meni künüm batmadı
Ol aythança, tögeregim kaya boldu, bek boldu
Anı içinde meni caşar künüm köb boldu
Kargış cetib, barama Gurtay dorbununa konakga
Başım kaldı kartla, caşla cırlay turur comakga
Men tübegen edim allay şaytan kibik kiyikge
Süre barıb, nek çıkdım çıññıl kayaga, miyikge
Uvçu egerim, madar izlegença, ürgened
Meni da amalsız bolub turganımı körgened
Gujdar aythanlay a, tübüm teren boldu, terk boldu
Ey, ogarı canım alay miyik boldu, kök boldu
Eki köndelenim, şaytan ötmez kibik, bek boldu
Gurtay dorbununda catar, caşar künüm köb boldu
Ashak Fatimanı tilekleri kabıl bolgandı
Biynöger cazık sora kaya ıranda kalgandı
On beş künnü kaya ıranda caşadım
Avuz cetgen cerde koymay hantlarımı aşadım
Azıksız bolub, canım, açdan aç bola başladım
Algı burun aşab altınlı kabımı boşadım
Sora bilek etlerimi kesim tutub aşadım
Ey, uvçu egerim mañña karab açı ürgened
Kaya ıranda oy bu kıyınlıklanı körgened
Butlarımdan kesib men uvçu itime aşatdım
Sav on beş künnü sora anı etim bla caşatdım
Biynögerni endi kolundan cuk kelmeydi
Ol bekleññendi da eter amalın bilmeydi
 
8

Karındaşı Umarnı tüşü cukusun bölgendi
Tüşünde kesin, alan, kımıja bolub körgendi
Bir egeriñ bardı eliñ Basiyat kabagına
Karındaşıñ Umarnı kaygılı ulub arbazına
Ol a, korkuv etib, cer saldırgan edi atına
Köb izleb, bargan edi, oy, Biynögerni katına
Karaçıgız, canım, karındaşı Umarnı tüşüne
On altınçı kün bardı Gurtay dorbunnu tübüne
Umar miyik kayada gitçe karındaşın körgendi
Terleb küreşse da, añña çıgalmazın bilgendi
A ne bolgandı sañña, canım, cigit Biynöger
Kuvguñña kelgen edi sen iygen bir uvçu eger
Tüş deb, köb tiledi karındaşı Umar, Biynögerden
Tavuşun eşitdiralmay ne küreşse da ol cerden
Sen meni amaltın beklenib kalgansa, degendi
Cigit Biynögerni va tüşalmazlıgın bilgendi
Ekibiz da közüv közüv termilebiz, avruybuz
Tukumubuz kalmay, cer üsünden kuruybuz
Ak maralnı körüvçü edim tüşümde
Aldaganed ekibizni, termiltib ak sütüne
Kesin üç ayaklı kiyikge aldathan degendi
Biynögerni halın, sıfatın alayda körgendi
Nek kadaldıla bizge Apsatını kızları
Aman boluvçudula alanı etgen kargışları
 
9

Madar tabmay ol, Holamga, Çegemge çabhandı
Anda halknı barın erlay kesi izleb tabhandı
Ullu Bızıññıda mans tabhanların cıydıla
Ol kün ala barı oyunnu, toynu da tıydıla
Malkar, Holam, Çegem, Bashan, Bızıññı, barı keldile
Kaya ıranda va Biynögerni caññız kördüle
Beçev bolub çıkdıla ol tik kayanı başına
Oñ bersin degiz tavlunu tavda ösgen caşına
Uzatdıla añña birbirine koşub manslanı
Mansları cetmese, gırmık etedile hanslanı
Ala köb madarla da, bir köb lagımla etdile
Amalların tavusub, cuk da etalmay ketdile
Anası Kâbahañña bu aman hapar bargandı
Ol kelib Biynögerge ma eki kolun caygandı
Anası Kâbahan, ey, balasın körüb cıladı
Kolların uzatıb, añña bılay aytıb taraldı 
Oy balam, canım, Biynöger, anañma, kelgenme
Seññe cetgen kıyınlıknı men közüm bla körgenme
Men çabdım, cortdum, canım, eki butumu at etdim
Ah, kesimi ura, ceñ uçlarımı kamçi etdim
Köz caşımı, kayadan akgan suvça, tamçı etdim
Caññur cavsa, balam, kutas çaçımı camçı etdim
Sütüm bla tileyme, sen aythanıma tıñılaçı
Tavkel etib, tav kuşum, kayadan beri çıññaçı
Oy, anam, canım, sen kesiñi boşuna kıynama
Oy anam, canım, can degen tatlıdı, çıññamam
Umar karındaşı va köz tuvrasından ketmeydi
Biynöger, biyagınlay, anı aythanın etmeydi
Umar añña dedi, tüşmeseñ, sañña eterni aytayım
Tamada kızıñı seni kün çıkgañña satarma
Kiçi kızıñı, dedi, ey, kün bathañña atarma
Seni ariuv katınıñı koynuma alıb catarma
Sabiy ulanıñı boynun tögerek a tartarma
Malıñı, ırıshıñı cugun koymayın çaçarma
Ol sözleden mañña va hayır çıkmazın bileme
Alanı aytıb a, mından arı menden tileme
Örlegenim kibik, ızıma ener col tabmayma
Canımı süyeme, başımı kayadan atmayma

10

Babugeyde bardı meni bir ariuv tos katınım
Anı endi körsem, canım, bir da köbdü aytırım
Hapar etsegiz, beri ol mıçımayın cetered
Ay, madar bolsa, mañña ol bir madar etered
Anı keltirsegiz, kalay aytsa, alay eterme
Ol da sizley aytsa, kayadan sekirib keterme
Karındaşı Umar munu alay kabıl körgendi
Nögerle alıb, Babugeyge atlanıb ketgendi
Salıb bardıla ala ma Babugeyge konaklab
Biynögerni haparın ala aytdıla comaklab
Kabartıda caşagan, kobçu, kelinim, sen örge
Karındaşım Biynöger a hazırlaññandı ölürge
Tos katını tañña deri katı-kutu hant etdi
Biynöger ölgen cerde öllükme deb ant etdi
Atlaññan edi ol, bılay eki butun at etib
Nakut çaçın sora savlay üsüne camçı etib
Cılay-cılay da, bılay kölek allın tamçı etib
Eki nazik kolun ma butlarına kamçi etib
Duniyanı azabın a, ey, kim çekdirir, kim çeger
Oy, ariuv tos katınıñ sañña baradı, Biynöger
Çaba, corta, cılay da, ol Biynögerge ketgendi
Terleb, canıb, bişib a, Kara Çıññılga cetgendi
Kökde kün bathınçı da ol Biynögerge cetgendi
Karab körgenleyine, bir köb tilekle etgendi
Bir tatlı tilli da, ey, bir tab tişiruv kelgendi
Biynögerge taralıb, sora ma bılay degendi
Cerni eteginden men can soluv etib cetgenme
Sen ölgen cerde canımı berirge ant etgenme
Biyleni biyi, nanım, Gezohnu cigit balası
Bolub kalasa, canım, süymegenleni tabası
Örleb a ketgense, Biynöger, miyikden miyikge
Kalay tübegeneñ ters ayaklı şaytan kiyikge
Uzalsam, sañña ceter edi, toba, bilegim
Kabıl a bolsun, canım, meni bügüññü tilegim
Homuh bolgansa, biyleni biyi süygenim
Tansık bolganma çartlab çıgadı cüregim
Oy homuh, bel katdırçı, sen alay etib turmaçı
Sekir, ölügüñü, oy, kaya ıranda tıymaçı
Tüşmeseñ, ölügüñü, ey, kara kuşla aşarla
Seni süygen teñleriñ ma küye, bişe caşarla
Ah, cuvuknu, teñni kereksizge, canım, kırmaçı
Kesim etgen ak kölekni sen közleriñe çırmaçı
Altınlını bir alıb, uçundan tutub, bırgaçı
Kesiñ oynavçu, nanım, ak öşünüme çıññaçı

11

Munu eşitgenley Biynöger kobdu, can kirdi
Altınlı uşkogun burnundan tutub bırgadı
Cigitligin ol bügün bılayda sınadı
Kölegin teşgendi, anı közlerine çırmadı
Ölüm korkutmadı da ol anı tutub tıymadı
Art küçün cıyıb a, Biynöger kayadan çıññadı
Ol a can ayamay, çıññıl kayadan çıññadı
Allarına tüşdü Biynögerni töppe çırçası
Munu bla tohtadı Biynögerni kiyik uçası
İlinib çıkdıñ mından sen, temir  ırgaklay
Çaçılıb tüşdüñ andan, harib, bir hıçın cummaklay
Babugeyde kaldıla kartlarım, caz a kavdanlay
Cırtıb a atama nakut çaçlarımı şavdañña
Cigitleni ötlüsü, Gezohnu caşı Biynöger
Carathan Allah, dedi, seni canıñı süymegen
Ah, caññız kekeliñ tüşdü katınıñı allına
Kıptısın a alıb urdu tos katınıñ karnına
Sen miyikge çıgardıñ bu adamlıknı şartların
Anı cırlaydıla da bu tav elleni kartları
Karaññı bolmayın, ketmeyle alaydan adamla
Kün sayın kelib ala tübüñden örge karayla
Miyikde köreyem Apsatını kızını kalası
Alan, bılay bolgandı Gezohnu cigit balası.

Teşekkür

Bu makaleye konu olan “Biynöger” ve “Kococaş” destanları arasındaki benzerliklerin tespitine ve benim bu makaleyi yazmama vesile olan çok değerli hocam Sayın Naciye Yıldız’a ve Nerin Köse’nin “Kococaş Destanı” adlı eserini göndererek kaynak temininde bana yardımcı olan Sayın Mustafa Öner’e çok teşekkür ederim.

Kaynakça

Akbayev, M.O., Bayramukova, H.B., Kagiyeva, N.M., Karaçay Poeziyanı Antologiyası, Stavropol, 1965.

Alanskiy, Batır As., “Jivite Çestno Delayte Dobro i Vse Budet Horoşo”, Literaturnaya Kabardino-Balkariya, No: 3, Nalçik, 2007.

Bayramuklanı, F.İ., Akbaylanı, A.A., Karaçay Poeziyanı Antologiyası, Moskova, 2006.

Baykara, Tuncer., Türk Kültür Tarihine Bakış, Ankara, 2001.

Caferoğlu, Ahmet., “Türklerde Av Kültü ve Müessesesi”, VII. Türk Tarihi Kongresi Bildirileri, I. Cilt, Ankara, 1972.

Cumakunova, Gülzura., “Kırgızların Nooruz Kutlamalarındaki Eski Türk İnançlarının İzleri”, Türk Dünyasında Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni, Ankara, 2000.

Cumakunova, Gülzura., “Kırgız Destanlarından Kococaş Destanı”, Uluslararası Türk Dünyası Halk Edebiyatı Kurultayı Bildirileri, Ankara, 2002.

Çağatay, Saadet., “Karaçay Halk Edebiyatında Avcı Bineger”, Fuat Köprülü Armağanı, İstanbul, 1953.

Çağatay, Saadet., “Türk Halk Edebiyatında Geyiğe Dair Bazı Motifler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 1956.

Çağatay, Saadet., “Biynöger”, Köçürgen: Biynögerlanı Battal, Mingitav Jurnal, No: 1, Nalçik, 1993.

Goçiyalanı, S.A., Ortabaylanı, R.A.K., Süyünçlanı, H.İ., Karaçay Halk Cırla, Moskova, 1969.
Habiçlanı, Magomet., Biynöger, Çerkessk, 1984.

Haciyeva, T.M., Malkarlılanı bla Karaçaylılanı Halk Poeziya Çıgarmaçılıkları, Nalçik, 1988.

Karçalanı, Haliymat., “Biynöger”, Mingitav Jurnal, No: 2, Nalçik, 1996.

Köse, Nerin., Kococaş Destanı, İnceleme-Metin, Ankara, 2002.

Laypanlanı, Hamit., Dudalanı, Mahmut., Eski Karaçay Cırla, Mikoyan-Şahar, 1940.

Malkonduyev, H.H., Drevnyaya Pesennaya Kultura Balkartsev i Karaçayevtsev, Nalçik, 1990.

Mızılanı, Kanşavbiy., “Biynöger”, Mingitav Jurnal, No: 3, Nalçik, 1988.

Nevruz, Yılmaz., Eski Cırla [Birleşik Kafkasya Dergisi Özel Sayısı, Sayı: 23], Eskişehir, 2000.

Otarov, Omar., Karaçay-Malkar Halk Cırla, Nalçik, 2001.

Otarov, S.A., Holayev A.Z., Malkar Halk Cırla, Nalçik, 1969.

Ortabayeva, R.A.K., “Karaçayevo-Balkarskaya Ohotniçya Poeziya”, Voprosı Folklora Narodov Karaçayevo-Çerkesii, Çerkessk, 1983.

Roux, Jean-Paul., Türklerin ve Moğolların Eski Dini, Çeviren: Aykut Kazancıgil, İstanbul, 1994.

Töppelanı, Alim., “Uvçu Törele, Mifle, Tavruhla”, Mingitav Jurnal, No: 2, Nalçik, 2007.

Yaldızkaya, Ömer Faruk., “Karaçay Ağıtları”, Bir Dergisi, Sayı: 4, 1995.


___________________________________________________________________________

Adilhan Adiloğlu, “Biynöger ve Kococaş Destanları Arasındaki Benzerlikler”,
Turkish Studies [Türkoloji Araştırmaları - ISSN 1303-9199], Sayı: 2 / 4, 2007, s. 51-83.
___________________________________________________________________________