26Haziran2017

GEÇMİŞ VE GELECEK ARASINDA KUZEY KAFKASYA

Karaçaylı bilim kadını Svetlana Aliyeva, 19-21 Kasım 2010 tarihinde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te gerçekleşen İkinci Uluslararası Kuzey Kafkasya Konferansında yaptığı konuşmasında, Kabardeylerin Balkarlara karşı uyguladığı yok etme politikasına dikkat çekti. Svetlana Aliyeva konuşmasında; Çerkeslerin ve Kabardeylerin arzu ettiği şekilde, konferansın ana temasının, Rusların Kabardey ve Çerkeslere uyguladığı soykırımın Rusya tarafından kabul etmesi gerektiği üzerine şekillendiğini söyledi.

Aliyeva konuşmasını şöyle sürdürdü: “Konferansta sunulan bildirilere göre; Rusya milyonlarca Çerkes etnik grubuna soykırım yaptı ve bu nedenle de Kabardey, Ubıh, Şapsığ, Bjeduğ, Beseleney, Temirgoy, vs. gibi Çerkes kabileleri yok oldular. Bu soykırım, Kafkasya’nın Rus sömürgeciliğine karşı savaş verdiği sırada, 1864 yılında gerçekleştirilmiştir.

Evet, gerçekten de bir Rus-Kafkas savaşı vardı. Ancak bu savaşta sadece Çerkesler ve Kabardeyler yer almıyordu; diğer Kuzey Kafkasyalı kavimler; Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar, Balkarlar, Dağıstanlılar da bu savaşa dahil olmuşlardır.

Çarlık Rusyası 1861 yılında Kafkasya’yı zaptettikten hemen sonra Rus Kazaklarını yerleştirmek için bölgede temizlik çalışmalarına başladı. Rusya ilk önce işe bölgenin yerli halklarını öz yurtlarından başka yerlere sürgün etmekle başladı. 19. yüzyıl sonuna kadar üç büyük sürgün, 20. yüzyıl başında da dördüncü büyük bir sürgün gerçekleşti. Böylece Kafkasya nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i Türkiye ve Ordadoğu’ya sürgün edildi. Günümüzde Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerinde, Avrupa’da ve Amerika’da Kafkas diasporası oluştu.

Benim en çok şaşırdığım nokta şudur: kendilerini Rusya’nın en sadık kulları olarak tanıtan  Kabardeyler ile Osetler; ki bu sebepten dolayı gerçekten de bu iki halk, Kuzey Kafkasya’da, ister Çarlık Rusyası döneminde olsun, isterse Sovyet döneminde olsun, en fazla refah ve huzur dolu bir hayata sahip olan halklardır. Kabardeylerin 16. yüzyılda, kendi istekleriyle ve canı gönülden Çarlık Rusyasına bağlandıklarını hatırlatmak isterim. Aynı şekilde Kabardey Prensi Temiruk’un kızını kendi eliyle Rus Çarı Korkunç İvan’la evlendirmesi de herkesin malumudur. Osetler ise Stalin’in pek çok lütuflarından nasiplenmişlerdir. Peki bu iki halk nasıl oluyor da, yukarıda sözü edilen sürgün ve soykırıma kendilerini dahil ediyorlar. 19. yüzyılda, Rus-Kafkas savaşları sırasında ve akabinde muhtelif Çerkes kabileleri ve diğer Kafkasyalı etnik gruplar soykırım ve sürgüne maruz kalırken bunların arasında Kabardeyler yoktu.

Sovyetler Birliği, 20. yüzyılın ortalarında, Kuzey Kafkasya’dan dört halkı; Çeçen, İnguş, Karaçay ve Balkarları, türlü iftiralarla, haksız yere kendi öz yurtlarından bir gecede sürgün etmiştir. 14 yıl boyunca devam eden bu soykırım ve zulüm neticesinde bu halkların yüzde 50’den fazlası yok olmuştur. Kabardeyler ise her nasılsa, Sosyalist imparatorluğun sadakat konusundaki ödüllü kulları, Çeçen, İnguş, Karaçay ve Balkarların maruz kaldığı bu sürgün ve soykırım faciasının uzağında kalmasını yine başarabilmişlerdir.

Günümüzde ise, Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde, Kabardeylerin Balkarlara karşı uyguladığı yok etme politikaları nedense göz ardı edilmektedir. Halbuki bu cumhuriyet 1922 yılında bu iki halkın eşit hakları esasına göre kurulmuştu.

Çeçen halkı, başta 19. yüzyıl Rus-Kafkas savaşları olmak üzere, 1944-1958 yılları arasında ve son olarak 1994-2004 yıllarında; yani üç kere olmak suretiyle son derece feci bir soykırıma maruz kalmıştır. Keza Çeçenlerin ikiz kardeşi olan İnguşlar da 1992 yılının Ekim ve Kasım aylarında Kuzey Osetya’nın katliamına maruz kalmışlardır. Yüzbinlerce İnguş, Osetlerin ilhak etmeleri sebebiyle halen evlerine dönememektedir.

Karaçay ve Balkarlar da aynı şekilde, 19. yüzyılda cereyan eden sürgünde yer aldılar; 1943-1958 yılları arasında da öz vatanlarından uzakta muhtelif yerlere dağıtılmak suretiyle sürgün halinde yaşadılar.

Günümüzde, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde çoğunluğu oluşturan Karaçaylar, Çerkeslere her türlü kolaylığı ve müsamahayı gösterirken; Balkarlar ise tam tersine bundan mahrum bir şekilde Kabardeylerin zulmü altında yaşamaktadırlar.

Kabardeyler, tarihte ve günümüzde, bölgede üstün güç haline gelen Rusların her zaman yanında olmuşlardır. Tarihte, Rusların gücüne ve himayesine dayanarak komşularına zulmetmekten geri durmayan Kabardeyler bugün de aynı şekilde Balkarlara zulmetmeye devam ediyorlar. Şimdi soruyorum sizlere; Kabardeyler hangi yüzle sürgün ve soykırımdan bahsedebiliyorlar. Ve şimdi de aniden ve hayret verici bir şekilde, Rusya’dan birtakım haklar talep ediyorlar ve Soçi Olimpiyat Oyunlarının iptal edilmesini istiyorlar. Burada Kabardeyleri anlamak mümkün değil.”

* Svetlana Aliyeva (D. 1936); Karaçay-Malkar Türkçesi grameri üzerine çalışmaları olan meşhur Türkolog Prof. Dr. Umar B. Aliyev'in kızıdır. 2005 yılında, Rusya ile Beyaz Rusya'dan insan hakları mücadele eden 37 kadın Nobel ödülüne aday gösterilmişti, bunların arasında da Kuzey Kafkasyalı kadınların oluşturduğu komitenin başkanı olan Svetlana Aliyeva da bulunuyordu. Svetlana Aliyeva, sürgün edilen halklar üzerine yazmış olduğu 3 ciltlik "Tak Eto Bılo" (Bunlar Oldu) adlı kitabıyla tanınmıştır. Kendisi filoloji doktorudur. Sovyetler Birliği zamanında Yazarlar ve Gazeteciler Birliği üyesidir. Yine eski Sovyetler Birliği döneminde çok meşhur olan "Literaturnaya Gazeta" (Edebiyat Gazetesi) ve "Literaturnoye Obozreniye" (Edebi İncelemeler) gazetelerinde, "Sovyetskiy Pisatel" (Sovyet Yazarı) adlı basımevinde görev yapmıştır. Uzun yıllar Moskova'da "Dünya Edebiyatları Enstitüsünde" yüksek mevkilerde görev yapmıştır. Halen "Doş" (http://www.doshdu.ru) adlı dergide çalışmaktadır.